Nedenini bilmediğim bir şekilde bu bölümü anlatan ufak videoyu multimediaya koyamıyorum. Youtube'a Simseption Wattpad yazarsanız videoya ulaşabilirsiniz. Yoruma yine de link bırakıyorum.
İyi okumalar!
Sanki attığım her adım yürümemi değil de uçmamı sağlıyordu. Öylesine mutluydum ki yerimde duramıyordum. Bir süre ne olup bittiğini, aniden gelişen şeyleri, kim bilir, belki de yeni oluşan duyguları iyice benimsemek için bugünü aklımda canlandırıp durdum. Bu, daha da gülümsememe ve yerimde duramamama neden oldu.
Hızlı adımlarla odama girdim. İki gün kalacağımızı söylemişti. Fazla bir şey almama gerek yoktu herhalde, değil mi?
Dolabımın kapağını açarak bir süre kıyafetlere baktım. Üstümdeki şort ve tişörtle yola çıkacağımdan kalan bir gün için kıyafet seçmem yeterli olacaktı. Tabii ki bir de pijama.
Parmaklarımın üstünde yükselerek asılı olan beyaz kot ceketi aldım. Ardından dizlerimin üzerinde yere çökerek en alttaki çekmeceyi açtım. Hatırladığım kadarıyla bazı üstlerim buradaydı. Açık mavi bir askılı tişört buldum. İki parçayı yatağıma atınca aynadan kendime baktım. Şu an altımda olan şortla gayet iyi giderdi beyaz kot ceket ve bu askılı tişört.
Pijama olarak da açık pembe bir eşofman altı buldum dolapta. Aslında hemen hemen neler olduğunu hatırlıyordum burada. Sonuçta hepsi severek seçtiğim şeylerdi. Üstüne ise siyah bol bir tişört buldum.
Yatağa attığım kıyafetlerimi düzgünce katlayarak salona taşıdım ve koltuğa bıraktım. Ardından mutfağa geçerek tezgahta duran üç farklı çeşit pizzalardan kalanları tek bir kutuda topladım.
Aslında hızlı bir duş alsam iyi olacaktı. Ama Sims mantıksızlıklarından biri de buydu. Hatta takip ettiğim çoğu sayfada da bunu yazmışlardı:
Okula iki saat var ve duşa girince gecikiyorsun.
Risk alamazdım. David'lerin Granite Falls'taki ufak yazlık evlerini de ben yapmıştım. Zaten benim yalnızca dekor olarak koyduğum ama şu an muhtemelen kullanabileceğim bir havlu rafı vardı tuvaletinde.
Koltuga oturup David'i beklemeye başladım. Dünyanın en güzel iki günü beni bekliyordu. Granite Falls öylesine tatlı bir yerdi ki, romantizm için birebirdi.
Peki ya David benden hoşlanıyor muydu? Bunun için peşin hüküm vermemeliydim. Bariz belli ettiği herhangi bir şey yoktu elimde.
Sanırım şu an aramızın bu denli iyi oluşu bana yetip de artacaktı bile...
Kapıya iki kez vurduğunda eşzamanlı olarak kalbim de hızla atmaya başladı. Koltuktan kalkıp üstüme çekidüzen verdim.
Elimi kapının koluna koyduğumda açmakta epey zorlandım. Her tarafım uyuşmuştu heyecandan. Ve mutluluktan. Ardından derin bir nefes aldım ve anlık bir cesaretle açıverdim kapıyı.
Karşımda aynı siyah saçlarının tonunda bir tişört, altına da gri kaprisini giyen David, tek omzuna attığı sırt çantasını yastık işlevinde kullanarak kapının pervazına yaslandı.
"Selam." yandan gülümsemesiyle gözlüğünün üstünden bana baktı.
"Selam." dedim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Gözleri dışında her noktasına baktım yüzünün."
Çantasını yere indirerek en üste tıktığı bir diğer ufak çantayı çıkarttı.
"Bu sizin efendim." dedi gülümseyerek. Başımla ufak bir teşekkür edip koltuktaki eşyalarımı aldım. "Direk çıkıyoruz değil mi?" diye sordum, David'in ağzını açık tuttuğu boş çantaya eşyalarımı yerleştirirken. "Evet evet." diye cevap verdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SIMSEPTION
Novela Juvenil[BU VE BENZERI KURGUDAKI ILK HIKAYEDIR.] En ufak mimiklerine kadar hayallerimdeki erkeği, detayların manyağı olduğumu kanıtlayacak muhteşemlikte evi yaratmıştım. Yine günlerden birinde kendimi oyunda buldum. İnanması güç, değil mi? Gözümü kırptığ...
