MULTIMEDIA'DA SİZLERE RYAN WILSON'I SUNMAKTAN ŞEREF DUYARIM!
Facebook grubu: Simseption - Wattpad
__________
Evden hızla çıktığımızda tuttuğu bileğimi sertçe bırakınca boş sokakta sendeledim. Gözlerinden öfke fışkırıyordu.
"Neden onlara bundan bahsettin?" dedi yüksek sesle. "Sorunun ne olduğunu öğrenmek istedin!" diye bağırdım.
"Konu bu değil! Konu, bu soruya cevap vermiş olman!" dedi bana yaklaşarak.
Bu kavganın nereye gittiğini bilmiyordum, gerçekten. "Amma uzattın!" diyebildim.
"Dream yanımda diye böyle yaptın değil mi?" dedi dalga geçer gibi bir ses tonuyla.
Ne? Vücudumdaki kan çekilmiş gibi hissetim. "Saçmalıyorsun." dedim. Ağlamama ramak kalmıştı.
David başını iki elinin arasına alarak olduğu yerde volta atmaya başladı. "O geri dönmüştü Lisa ve sen bunu mahvettin! Ona ne kadar aşık olduğumu biliyordun!"
"Çünkü kamp alanında bana bok gibi davrandın! Kendimce intikam alabileceğimi düşündüm. Soruyu söylemeyecektim ama olay çıkarttın ve bizi rezil ettin."
Verdiğim cevapların, sorduğu sorularla pek de alakası olmasa da laf olsun diye bağırıp duruyordum. Dream'e aşıktı, evet, ama o... beni öpmüştü.
"Kamp alanında herşey mükemmeldi, Lisa. Sana kötü davrandığımı nereden çıkarttın? Bahanen bu mu? Bir yalanı mı bahanen olarak aldın?" dedi.
"Mükemmel miydi?" diyebildim çaresizce. Birden bire saldırıya geçtiği o anı hafızamdan silemeyeceğimden emindim.
"Yemeğimizi yedik ve arabaya atlayıp geri döndük. Tek kelime etmedin, yorgunsundur diye düşündüm." dedi. Konu fazlasıyla sapıyordu. Bunu fırsat bilerek ona yaklaştım ve bağırarak, "Sen beni öptün! Birine kör kütük aşık bir insan başkasına böylesine umut vermez!" dedim. Ve o an, 'umut vermek' kelimesinin beni ele verebileceği aklıma geldi. Dudaklarımı birbirine bastırarak daha fazla konuşmamak için kendimi susturdum.
"Sana... umut mu verdim?" diye sordu sessizce. Aramızdaki mesafe az olduğu için cevap vermemek uğruna arkamı dönüp yürüyecektim ki bileğimi tutarak beni kendine çekti. "Ne demek istiyorsun?" dedi gözlerime bakarak.
"Salla gitsin, David." derken sesim titriyordu.
"Seni sevdiğimi düşünmediğini söyle, Lisa." dedi şaşırmış bir şekilde.
'Bu çocuk beni seviyor.' diye düşünüp eridiğim herhangi bir zaman dilimi söz konusu değildi. Ama gerçekten beni verdiği umutlarda boğmuştu.
"Hayır, düşünmedim merak etme. Sadece aramızdaki bu şeyin ne olduğunu çözmeye çalıştığımı inkar edemem."
Güzel bir cevap verdiğimi düşünerek rahatladım. Yani kısmen.
"Evet, ben de o şeyi sorguladım." dedikten sonra elini saçlarının arasına götürüp gözlüğünün üstünden bana baktı. "Bir sonuca varamadım. Daha doğrusu... Bir duyguya." derken kelimelerini doğru seçmek için düşünerek ve yavaş yavaş konuşuyordu.
"Evet. Anlıyorum. Ben de varamadım." dedim gözlerimi onunkilerden kaçırarak.
Hafif duygusala kaçan bu son konuşmamızın sonucunda öfkesi dinmiş gibiydi. "Özür dilemeyecek misin?" dedim gülümsemeye çalışarak.
"Hayır."
"Ne güzel, ben de." dediğimde kasılan yüz ifadesinin rahatladığını ve kendini gülümsemeye bıraktığını gördüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SIMSEPTION
Teen Fiction[BU VE BENZERI KURGUDAKI ILK HIKAYEDIR.] En ufak mimiklerine kadar hayallerimdeki erkeği, detayların manyağı olduğumu kanıtlayacak muhteşemlikte evi yaratmıştım. Yine günlerden birinde kendimi oyunda buldum. İnanması güç, değil mi? Gözümü kırptığ...
