Anastasia, yıllar sonra kendini yine aynı mezarlıkta bulduğunda başında tanıdık bir yüz görmeyi beklemiyordu. Ayakları altında ezilen kuru yaprakların hışırtısı bile gözleri üzerine çekemediğinde adımlarını hızlandırdı. Ilık bir sonbahar günüydü, üzerinde Calum'un gitmeden önce ona bıraktığı kot ceketi vardı. Ara sıra esen sert rüzgar cekete daha da sıkı sarılmasına neden oluyordu. Ama eskisi kadar bağlanamıyordu cekete. Onun kokusu bile gitmişti tüm kıyafetlerinden, neydi hala burada aradığı? Bilmiyordu, arabasını bilinçsizce bu şehre sürerken bunu neden yaptığını gerçekten de bilmiyordu.
" Luke? " Sesinde sezilen ufak bir şaşkınlıkla mezarın başında sessizce duran sarışın adama baktı. Son görüşmelerinin üzerinden mutlak ki birkaç yıl geçmişti. Calum'un ölümü herkese yaptığı gibi Luke'u da dağıtmıştı. Fakat herkesin bu durumda kendine has bir başa çıkma yöntemi vardı; Luke gitmeyi uygun görmüştü. Bir gün kimseye haber vermeden eşyalarını toplamış ve güneş doğmadan çıkıp gitmişti bu şehirden. Geride bırakmak istediğinin şehir olmadığını herkes biliyordu ya, her köşesi anılarla dolu bir yerde yaşamak istemediğini söyleyen mektubu bile asıl terk ettiklerini ele veriyordu. Sabah mektubu defalarca okuyan Michael'ın, telefonuna attığı sayısız sesli mesajda da söylediği gibi: Anılardan kaçamazsın. Kaçışı olmayan belki de tek şeydi anılar, şehirlerde değil beyninizin içinde olduklarından belki de.
Üniversite birbirlerine sıkıca tutunmuş Ashton, Michael ve Anastasia'yı ayırdığında bile hala kimsenin Luke'tan haberi yoktu. Mektupları kesilmişti, onların da umutları kesilmişti. Gelmeyeceğini biliyorlardı, bir yerlerde hayatta olduğunu ama o kadar da iyi olmadığını bildikleri gibi gelmeyeceğini de biliyorlardı. Luke'un içinde bir nokta paramparça olmuştu, onca anı ortada kalmıştı. Matemini gerektiği gibi yaşayamamıştı belki de, ona arkadaşını hatırlatan her şeyden kaçmak istemişti. Evinden, arkadaşlarından, müzikten... Ama bu mezar taşından kaçamıyordu. Bazen nefes almak bile ona arkadaşını hatırlatırken ayaklarının onu buraya sürüklemesine engel olamıyordu.
" Anastasia? " diye fısıldadı. Yıllar karşısında duran genç kadını değiştirmişti. Rüzgarla burnunuza dolan o eski portakal kokusu yoktu, beline uzanan dümdüz saçları omuzları hizasında kesilmişti. Çelimsiz bedeni birkaç kilo toplamıştı, Luke'un aksine o daha iyi gözüküyordu. Genç kız onun tüm parlaklığını kaybetmiş mavilerine bakarken cebinde duran telefonunu avuçları içinde sıkmış birine haber vermek ve vermemek arasındaki o ince çizgide sıkışmış kalmıştı. En sonunda telefonunu rahat bırakarak mezar taşının diğer ucuna çöktü. Oysa hemen şurada Michael'ı arayabilir ve ona Luke'u bulduğunu söyleyebilirdi. Genç adamın kaçırdığı onca şey vardı ki, yeni anılar yaratabilmiş miydi kendine gittiği yerlerde?
" Neredeydin? " Belki de yıllardır herkesin bilmek istediği soruydu bu. Neredeydi? Herkes tek tek mezun olurken, kendi kep töreninde, üniversiteye başladıklarında, Calum'un ölüm yıl dönümlerinde neredeydi? Ashton üniversiteden mezun olup evlendiğinde, Michael kendi stüdyosunu açtığında neredeydi? Anastasia içinde oluşmuş öfkeyi yutkunarak bastırdı ve derin bir nefes çekti içine.
" Orada burada. " Dudaklarını büzerek aldığı cevap karşısında başını aşağı yukarı salladı. Yılların telafisi bu muydu yani? Orada burada mıydı?
" Luke, neden gittin? "
" Bunun detaylarını mektubumda belirtmiştim. " Yılların değiştiremediği huysuz tavrı, Anastasia'nın sinirine dokunsa da gözlerinde sönmemiş acıyı gördüğünden bir şey söylemiyordu. Calum'un ölümü elbet herkesi acıya boğmuştu, herkes gitmek istemişti. Fakat bununla başa çıkmanın ve yollarına devam etmenin Calum'un gitmeden önce onlara bıraktığı asıl şey olduğunun bilincindelerdi. Calum gitmeden önce Anastasia'ya kot ceketi dışında aydınlığını bırakmıştı. Kendi içinde büyütemediği o aydınlıkları genç kızın parıldaması için bırakmıştı.
