Yatağında uzanmış yatıyordu. Açık renklerle sade bir şekilde düzenlenmiş olan odası büyüktü. Yatağının karşısındaki havuz manzarası olan camlar açıktı ve esen rüzgâr bembeyaz tüyleri uçuşturuyordu. Odası huzur doluydu. Onun aksine.
Gözleri kapalı bir şekilde sessizliği dinlerken hayaller kuruyor, hayatını düşünüyordu.
Bu odayı sevmemesinin ilk nedeniydi huzurlu olması, diğeri ise bu evde yaşarken ailesiyle karşılaşmak zorunda kalma durumuydu. Hayır, onları sevmediğinden değil sadece... Sadece, hayatında gizli şeyler varken burada yaşayamazdı. Ama evet, evet, dinlenmek için buraya gelebilirdi.
Kumral saçları nemliydi hâlâ ve bu yastığının ıslanmasına neden oluyordu ama bu durumu umursayacak değildi. Gözlerini açtı ve yanında duran telefonunu eline aldı. Kilidini açtıktan sonra sosyal medyada dolaşmaya başlamıştı.
Normaldi. İlk defa, bir sabaha normal başlamıştı. Annesi, babası ve kız kardeşiyle kahvaltı yapmış sonra duşunu almış ve şimdi ise odasında uzanıyor ve telefonunda takılıyordu. Bir şey için endişelenmek zorunda değildi, kalbinin acısını, yalnızlığını, korkularını düşünmek zorunda değildi. Bu sabah her şey, her zamanın aksine normaldi.
Bu hissi sevmişti evet, inkâr edemezdi ama o huzurlu olmaktan nefret ediyordu. Doğasında olmayan bir şeyi kabul etmesi zordu; huzur ve peşinden gelen gülücükler.
Telefonundan rahatlatıcı bir şarkı açtı ve dudakları bir süre sonra şarkıyı mırıldamaya başladı. Parmakları telefonunun ekranına dokunuyor ve dünyada olan her şeyi görüyordu. Ne gelen bildirimlere bakıyordu ne de onu ilgilendiren bir şeye! Evet, bugün normal geçecekti.
Instagram hesabına girdikten sonra dolaşmaya başladı. Uzun zamandır kardeşinin nelerle meşgul olduğunu bilmiyordu ve onun bir sürü fotoğraf paylaşmış olduğunu görünce garip hissetmişti. Kardeşinin birçok arkadaşı vardı onun aksine. Onun arkadaşı olan insanlar mutlu insanlar değildi ve böyle yerlerde fotoğraf paylaşmazlardı. Biri hariç...
Choi Sooyoung.
Uzun boylu aptal arkadaşının gönderisini gördüğünde huzurunun bozulduğunu anlamıştı. Gönderi, yakın zamanda çekmiş olduğu kendi fotoğrafıydı. Jessica, orada ne kadar güzel olduğunu düşünmeyi bırakalı çok olmuştu. Fotoğrafın arkasında görünebilecek olan sırlar onu ve en yakın arkadaşını tehlikeye atıyordu. Bu ortaya çıkarsa hem ömür boyu hapse girecekler hem de her şeylerini kaybedeceklerdi.
Aklına bu rahatsız edici düşünceler yeniden dolduğunda huzurunun çoktan bozulduğunu anlamıştı. Telefonunu kapatıp ayağa kalktı.
"Ah... Sooyoung..."
Jessica Jung, lisede tanışmıştı Sooyoung ile. O zamanlar Sooyoung küçük kamerasıyla doğa fotoğrafları çeken ve resim sınıfında harika karikatürler çizen neşeli bir kızdı. Onunla tanışmadan önce karikatürleriyle tanışmıştı. Okul gazetesinde yayınlanan karikatürler yüzünden bu yeni öğrenciyi çok merak etmişti. Çünkü yüzündeki tüm soğukluğu alıp yerine kocaman bir gülümseme koyan ilk kişiydi o. O karikatürleri hâlâ da saklıyordu.
Sooyoung ile arkadaş olması tahmin ettiğinin aksine uzun zaman almamıştı. Jessica insanlarla kısa sürede arkadaş olamıyordu belki ama Sooyoung bu konu da gayet başarılıydı.
Önce sanatına âşık olduğu arkadaşından hoşlandığını anlaması Jessica için büyük bir dönüm noktasıydı. Çünkü o zamandan beri hayatında huzur kalmamıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hello, It's Me
Fanfiction"Merhaba," diyor hattın diğer tarafındaki. "Benim." Kimse bilmiyor. Kimin nesi? Neden yapıyor? Konuşmasın. Konuşmasa olmaz mı? Konuştukça batırıyor her şeyi. Ama bildiğinden sadece. Bildiği için anlatıyor yavaşça. Karışıyor ortalık. Ama sakin, on...