Bölüm 8:
Makyajımı ve saçımı yaptıktan sonra aynamın karşısında dikildim. Dash'i her zamam etkilemek istiyordum ama bu seferki farklıydı. Bu sefer onu güzelliğimle deli etmek istiyordum. Bunda iddianın da payı olabilirdi. Su dalgası yapıp topladığım saçlarım topuzumdan narince yanlara düşüyordu. Makyajım çok ama çok hafifti. Ellerimi bel kısmı transparan olan siyah elbisesmin üzerinde gezdirdim ve son düzeltmeleri yaptıktan sonra merdivenlerden inip kapıya yöneldim. Kardeşim televizyon izliyordu. Bana bakmadı bile. Yanına gidip onu dürttüm. Ama bana sinirle döndü.
"Ne va... va... Ah."
"Nasıl olmuşum ?"
"Cara ? Bu sen misin ?"
"Kötü di mi ? Çok kötü..." Umutsuzlukla başımı öne eğdim. Sarah beni omuzlarımdan tuttu ve salladı.
"Muhteşem görünüyorsun. Gerçekten. Kusursuz..."
"Gerçekten mi ? Seni seviyorum. "
"Ben de seni."
"Şimdi gidip Dash'i deli etcem."
"Kimi ? Nathan'ı demek istedin heralde." Bana aklı karışmış bir şekilde baktı. Dudaklarımı ısırıp hayır dercesine kafamı salladım. Tam ona her şeyi anlatacakken kardeşimin en sevdiği oyuncunun sahnesi geldi. "Dylan O'Brien..." Sara kararsız kalmış bir şekilde kafasını bir bana bir televizyona doğru çevirdi. Ama daha sonra televizyona kilitlendi.
"Cara şimdi git. Ama bu iş burada bitmedi."
Bir oyuncuya karşı ertelenmek hoşuma gitmemişti ama ona anlayış gösterdim ve arabamın anahtarını alıp evden çıktım.
***
Balo Manhattan'da lüks bir oteldeydi. Özellikle büyük bir otel seçilmişti çünkü bu baloda ortak şirketimiz olan GE ( Global Energy) çalışanları da olacaktı. Arabamın anahtarını bir valeye verdim ve fişi çantama tıkarken büyük salona doğru yürüdüm. Her ne kadar Dash'i görmek istesem de Nathan'la karşılaşmak bemi biraz korkutuyordu. Karışık duygular içinde salona girdim. Ama Dash'i gördüğümde bunların hepsi aklımdan silindi. Siyah smokinin içinde anlatamayacağım kadar mükemmeldi. İçeri girdiğimde onu hemen görmüştüm. Kapının sağ tarafındaki masalardan birinde birileriyle sohbet ediyordu. Ağzına doğru içki bardağını götürürken beni gördü ve daha bir yudum bile alamadan bardağı masaya götürdü. Gözlerimiz birbirine kenetlendi. Ona doğru kendimden emin adımlarla yürümeye başladım ama o hala sabit bir şekilde duruyordu. Ayakkabılarımızın uçları birbirine değene kadar ona yaklaşmaya devam ettim. Bana bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama hiçbir ses çıkmadı.
"Nasıl görünüyorum." Diye sordum ama hala ses çıkarmıyordu. Birkaç saniye sonra başını öne eğerek hafifçe salladı.
"Bü...büyüleyici."
"Sende." Dedim ve yamulmuş siyah papyonunu düzelttim.
"İddiamız hala devam ediyor mu ?" Bunu sorması hoşuma gitmişti çünkü onu öpebilmek için can atıyordum. Ama hırsım ve inatçılığım buna ağır basıyordu. Ona yakınlaştım.
"Sen bozana kadar devam edecek."
"15 dakika sonra terasta buluşalım. Sakın ama sakın geç kalma. "
"Asla.Orada olacağım."
Kendimi zorlayarak Dash'in yanından ayrılıp. İş arkadaşlarımın yanına gittim. Ama onların yanında olmak istemiyordum. Sürekli saate bakıp durdum. Zar zor 10 dakika bekledikten sonra özür dileyerek yanlarından ayrıldım ve terasa çıkmak için kapıya yöneldim. Ama biri beni kolumdan tuttu. Nathan'dı. Kolumu çekmeye çalıştım ama başaramadım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KABUL ET : Seviyorsun !
Romance"Benim bir sevgilim var." "Bu benim için engel değil " Kulağına doğru yaklaştım ve fısıldadım. "Benim için öyle"
