Bölüm 3:
Aynanın karşısına geçmiş elbisemi çekiştiriyordum. Sara benden yarım saat önce hazırlanmış aşağıda koltuğa yayılmış bir şekilde televizyon izliyordu. Her şeyim tam olsa da bir şeyler olmamış gibi hissediyordum. Sara en sonunda dayanamayıp odama geldi ve bana üzgün gözlerle baktı.
"Bunu şimdi söylemek ne kadar doğru bilemiyorum ama bu elbise gerçekten iğrenç olmuş."
Haklıydı da... Gerçekten çok kötü görünüyordum. Daha sonra Sara'nın gözlerimi dolabımım içindeki nar çiçeği mini elbiseye göz diktiğini farkettim.
"Hayır. O elbise olmaz. Asla."
"Neden ki ? Bence çok güzel."
"Sevmediğim biri bana bu rengin benim için yaratıldığını söyledi. Ona bunu kanıtlamak istemiyorum. Ona hiçbir şeyi kanıtlamama gerek yok. Ben Nathan'ı seviyorum. Hem de çok... Ben ona ihanet etmem."
"Tamam Karamel. Konudan sapıyorsun. Çok fazla. Ve yine de o elbiseyi giymezsen partiye seninle gelmem."
"Hayır,hayır,hayır..."
Ne kadar ısrar etsemde işe yaramadı. Nar çiçeği rengindeki elbiseyi giydim. Kabul etmesemde gerçekten çok hoş görünüyordum. Kardeşim dalgalı saçlarımı sağ omzuma attı ve yanağıma tatlı bir öpücük kondurdu.
"İşte böyle... Çok hoş görünüyorsun."
***
Şehirde trafik olduğundan bir saat gecikmiştik. Sadece yol boyunca Nathan 5 kez aramıştı. Sara tüm telefonları reddetti. En sonunda dayanamadı ve telefonumu tamamen kapattı.
"Umarım bu Nathan denen herif yakışıklıdır. Yoksa ilişkinizi ben bitiricem. Bu adamın rehabilite edilmesi lazım. Tam bir psikopatla çıkıyorsun."
Sara'nın gözlerinin içine baktım ve sessiz kalmayı tercih ettim. Parti Manhattan'da en pahalı otellerden birinde düzenleniyordu. Kapıya geldiğimizde arabayı valeye teslim ettim ve Sara'nın koluna girerek büyük kapıdan içeri girdim. Bu kadar klasik bir otelin içine tam bir disko ayarlamıştım. Garsonlar ellerinde şarap ve shot bardakları taşıyordu. Sara bir anda kolumdan çıktı ve kendini partinin ortasına attı. Bir an için kendimi yalnız hissettim. Tanıdığım birilerini bulmak için etrafıma bakındım ama herkes kalabalığa karışmıştı. Bir anda belime bir el dokundu ve belimi kollarıyla iyice kavradı. Bu Nathan olmalıydı. Arkamı dönmeden kendimi ona yasladım. Saçlarımı narin elleriyle kulağımdan çekti ve temkinli bir şekilde yaklaştı.
"Dediğim gibi, bu renk senin için yaratılmış."
Bir an neler olduğunu anlayamadım. Arkamı döndüğümde her şey daha fazla netleşti. Bana sarılan Dash'ti ve şimdi bana pis pis sırıtıyordu. Kendini tutamadı ve kahkaha atmaya başladı. Gözleri gülerken iyice kısılmıştı.
"Hahahaha... Eğer arkanı dönmeseydin, birazdan beni öpmeye çalışacaktın."
"Şanslıyım ki döndüm. Senin gibi bir domuzu öpmektense ölürüm daha iyi..."
"Neler kaçırıyorsun bilemezsin."
"Umarım hiç öğrenmem."
Bana doğru yaklaştı ve hızla yanağımdan öptü. Ben daha ne yapmaya çalıştığını bile anlamamıştım.
"Nesi şimdilik bunla idare et."
"İğrençsin."
Sahnenin sağ köşesinde Nathan'ı gördüm. Robbie elini omzuna koymuştu ve ona bir şeyler söylüyordu. Ona doğru koşar adımlarla gittim. Beni görebileceği bir mesafeye geldiğimde ona çok sert bir bakış attım. Ve ışıklandırılmış bara doğru gittim. Sert bir şeyler istedim. Barmen bana ışıklı tepside 3 shot bardağı uzattı. İçine ne koyduğunu umursamadım ve hepsini kafama diktim. Birkaç dakika sonra belimde bir el hissettim. Tekrar aynı hataya düşmemek için arkamı döndüm. Nathanı arkamda bana gülümserken gördüğümde rahatladım. Ama biraz da üzüldüm. Nathan beni öpmek için bana doğru eğildi ama geri çekildim.
"Beni öpmek için bunu haketmen gerekecek."
"Ne yapmam gerekiyorsa leydim."
Onu dans pistine doğru çektim ve başımı omzuna yasladım. Yavaş bir şekilde dans etmeye başladık. Barmenin bana ne verdiğini merak etmeye başlamıştım. Başım çok kötü dönmeye başlamıştı. Yanımda Nathan olduğu için şanslıydım. DJ çok yavaş bir müzik açtı. Ve hemen döneceğini anons ederek Neon ışıklarıyla aydınlatılan kabinden dışarı çıktı. Nathan belime iyice sarılarak kulağıma fısıldadı.
"Ne içtin sen. Ayakta bile duramıyorsun."
"Hiçbir fikrim yok."
"Seni eve götürmemi istermisin."
"Hem de nasıl."
Boynuma tatlı bir öpücük kondurdu ve beni dans pistinden çıkardı. Kapıya doğru yönelmiştik ki Nathan'ın sekreteri Barbara arkamızdan seslendi.
"Nathan, şirketle ilgili çok acil bir durum var. Hemen gelmelisin."
Nathan'ın sesi çok üzgün çıktı.
"Çok mu acil ? Bensiz halledemezmisiniz ? Cara'yı eve götürmeliyim. Biraz sarhoş."
"Gerçekten çok acil."
Arkadan Dash'in sesi geldi. Olayları sadece duyuyordum. Hiçbir tepki veremiyordum.
"Cara'yı eve ben götürürüm. Endişelenmene gerek yok. Adresi ver yeter. "
Hayır demek. Red etmek istedim ama tek bir şey söyleyemiyordum. Tek yapabildiğim saçma sapan iniltiler çıkartmaktı. Nathan beni Dash'in kucağına bıraktı. Biraz yürüdükten sonra Dash beni koltuğa bıraktı. Kafamı arkaya doğru yasladım. Kendimi biraz daha iyi hissediyordum ama hala kendimde değildim. Dash'in gülümsemesini duydum.
"Ne içtin sen ?"
"Neden herkes bana bunu soruyor. Bilmiyorum."
"Çok safsın prenses."
Beni kucağına aldı. Kollarında kendimi çok güvende hissetmiştim. Beni arabaya bindirdi ve emniyet kemerini bağladı.
***
Eve gelene kadar daha fazla ayılmıştım. Artık direnmeyi bırakmıştım. Dash'in koluna girdim. Beni çok güven verici şekilde tutuyordu. Çantamı yavaşça kolumdan çıkardı ve anahtarlarımı aradı. Kapıyı açtı ve beni içeri soktu. Sesi ilk defa rekabetçi değildi.
"Odan nerede prenses ?"
Anlamlı bir cümle oluşturmak için çok çabaladım ve sonunda başardım.
"Üst kat, koridor sonu."
"Tamamdır."
Beni tekrar kucağına alıp odama kadar çıkardı. Kapımı yavaşça açtı. Küçük bir gıcırdama sesi geldi. Ayakkabılarımı narin bir şekilde çıkardı ve komidinin yanına koydu. Daha sonra beni yavaşça yatağa yatırdı. Yatağa uzanırken boynunu tutarak ondan destek aldım. Ama sonra boynunu bırakamadım. Bir anda parfümünün kokusu beynimi uyuşturdu ve tamamen düşünemez oldum. Ve kendime engel olamadım. Dudaklarımı dudaklarına dokundurdum ve onu öptüm. Kendisini geri çekti ve güldü.
"Sarhoşsun.Malesef..."
Konuşacak gücüm kalmamıştı. Öpücüğün etkisiyle çarpıldım ve derin bir uykuya daldım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KABUL ET : Seviyorsun !
Roman d'amour"Benim bir sevgilim var." "Bu benim için engel değil " Kulağına doğru yaklaştım ve fısıldadım. "Benim için öyle"
