..
Şu an evde televizyonun karşısında oturmuş film izliyorum. Bir film bu kadar duygusal olmamalı! Bir yandan kucağımdaki yastığa sarılıyor, bir yandan da elimdeki nutellayı kaşıklıyordum.
O kız oraya gitmeseydi şu an ölmeyebilirdi. Aşkı için ölmek zorunda kaldı!
Bunu düşündükçe kuruyan gözlerim yeni yaşlarla ıslanıyordu. Bu adil değildi. Sırf aşık olduğu kişi için hayatını riske atması hiç adil değil!
Şu an evinde oturuyor olsaydı ölmeyecek ve sevgilisiyle mutlu günler geçirebilecekti. Ama ne oldu? Rahat battı! Gitti aşkı için hayatını ortaya koydu!
Film bitip yazılar ekranı doldurunca kumandayı elime aldım ve televizyonu kapadım. Elimdeki nutellaya bir tane daha kaşık daldırdım ve odama çıkmak için ayaklandım.
Filmin o sahnesi aklıma geldikçe gözyaşlarım kendilerini tazeliyordu.
Kız sevgilisinin kollarında öldü! Hep o mafyalar yüzünden! Hatta neden oyunculara kızıyorum ki! Pis senarist! Mutlu sonla bitirsen ne olurdu sanki?
Odamın önüne gelince kapıyı ayağımla ittirip içeri girdim ve hemen kendimi yatağa atıp sırtımı başlığa yasladım. Nutellaya bir kaşık daha daldırdıktan sonra yatağımın yanındaki komodine koydum. Keşke filmi açmasaydım. Şu an depresyona girebilecek durumdayım.
Ama depresyona girecek zamanım yoktu. Bir görevim vardı. Öykü’nün kim olduğunu bulmalıydım.
Eve geldiğim gibi araştırmaya başlayacaktım ama vücudum bana -yine- karşı gelerek film izlememi sağlamıştı.
Elimdeki nutellayı başucumdaki komodine koydum ve yataktan kalkıp çalışma masama doğru yürüdüm. Sandalyeyi çekip oturunca hemen bilgisayarı açtım.
‘’Arda söylemiyorsa ben kendim bulurum.’’ Kendi kendime mırıldanırken tek dediğim şey buydu. Bilgisayar açılınca hemen internete bağlandım ve arama motoruna… Elimi alnıma vurmamak için zor tuttum kendimi. Arama motoruna sadece Öykü yazsam binlerce ve hatta milyonlarca Öykü çıkardı karşıma.
Kızın ne soy ismini biliyordum ne de nerede doğduğunu. Arda hiçbir şey söylememişti. Aslında Arda bana Öykü diye birinin olduğundan bile bahsetmemiş ben kulak misafiri olmuştum.
Telefonumun çalmasıyla bir süreliğine de olsa Öykü muhabbetini kapadım.
Sandalyeden kalkıp yatağımın üzerindeki telefonu aldım ve ekranındaki ismi görünce şok ve sinir bütün bedenimi ele geçirdi.
Aras.
Aslında telefonumda piç olarak kayıtlı ama bu onun Aras olduğunu değiştirmiyor.
Beni o bodrumda yalnız başıma bırakmıştı. Delirebilirdim! Lanet olası sinir krizim gelebilir ve durduramadan delirebilirdim. Ondan nefret, nefret, nefret, nefret ediyorum! Ve şimdi bu telefonumu açmamı mı bekliyordu? Çok yanılıyor.
Aramayı reddettim ama birkaç saniye sonra tekrar çalmaya başladı. Bu kadar önemli olan şey neydi? Aras kimseyi ikinci kez aramazdı. Hele ki, aradığı telefon ‘meşgule’ verildiyse.
''Ne var?'' diye konuşmaya girdiğimde derin bir nefes verdi ve konuşmaya başladı.
''Demek Güneş benim telefonlarımı açarmış'' dediğinde bu salak ne yapıyor diye düşünmeden edemedim.
''Demek Aras beni ararmış.'' dediğimde gerildiğini hattın öbür ucunda olsam da anlamıştım. Sesi iyi gelmiyordu sanki şeydi... Sarhoştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BELA
Teen FictionZaman değil midir iki dostu birbirinden ayıran? Aynı zamanda iki düşmanı birbirine bağlayan? Aras, kendisinden daha güçsüz olduğunu düşündüğü Güneş'in karşısında her zamankinden çok, kendinden emin dururken gelecekte onun karşısında bu duruşunun d...
