18. BÖLÜM -FİŞ-

739 53 10
                                        

Bir önceki bölümde çok az oy var. Bütün bölümlere göz attığımda yirmiden aşağı oy olmadığını fark ettim. Bu çok hoş :) Bu bölüm ve bir önceki bölüm yirmi sınırını aşarsa yeni bölüm sizin için buralarda olacak.

Yalnızlık öyle bir şeydir ki, kimse onu istemez. İnsanlar ondan hep kaçmaya çalışır. Sanki kaçılabilir bir şeymiş gibi.

Her insan yalnızdır. Sadece bunu kendilerine itiraf edemeyecek kadar acizdirler. Her insan yalnız doğar bu hayata. İkizler bile aynı anda çıkmaz anne karnından. Başarmamız gereken işler, genellikle hep yalnız yapılmak zorundadır. Ve biz yalnız ölürüz. Tabutlar tek kişiliktir.

Yani, hayatınızdaki insanlar sizin yanınızda olduğunu söylerlerse, inanmayın.

Çünkü bu koca bir yalan.

Bir insanı yalnız bırakmamak, büyük bir sorumluluktur ve hiçbir insan, büyük bir sorumluluğunun altına girmek istemez.

Etrafımdaki her şey kapkaranlıktı. Gece, bütün kusurları içine hapsetmişti. Sokak lambalarının saçtığı yapay ışık, arka bahçemize vurmuyordu.

Ben şu an ne mi yapıyordum?

Yaşadığım evin arka bahçesinde, sırt üstü yatmış, çimenlerin yumuşaklığına kendimi bırakmış bir halde, yıldızları seyrediyordum.

Gökyüzü yıldızlarla dolu diyemem fakat yıldızlar ne çok fazlaydı ne de çok azdı. Ama ne olursa olsun, insanın içini huzurla dolduruyorlardı.

Şu an odama çıkmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. Arda beni evime geri bıraktığında, ne kadar benim yanımda kalmak istese de, otele dönmesini sağlamıştım.

Biraz yalnız kalmak istiyordum.

Bir saniye, unutmuşum! Ben zaten yalnızdım.

Bütün zihnimi boşalttım ve kendimi gökyüzünün siyahlığı içinde ışıl ışıl parlayan yıldızlara bıraktım.

~~

“Güneş! Sana inanamıyorum! Uyan!” Biri sanki beynime iğne batırıyor gibiydi. Başım zonkluyordu.

“Güneş! Okula geç kalacaksın! Uyan!” Ses tanıdık geliyordu.

“Of! Hadi!”

Bilincim yavaşça yerine gelirken, yüzümün acıdığını hissediyordum. Gözlerimi yavaşça açtığımda…

Yok artık!

Ben bahçede uyuyakalmıştım!

Yüz üstü bir biçimde duruyordum ve her yerim tutulmuştu. Üstümdeki kapüşon, beni gecenin soğuğundan koruyamamıştı.

“Kalk artık!” Artık sesi tam olarak seçebiliyordum. Annem bana sesleniyordu.

Yavaş hareketlerle ayaklarımın üstüne kalktım. Her tarafım zonkluyor, acıyordu. Yüzümün halini görmek dahi istemiyordum.

“Aklın neredeydi senin? Bahçede uyunur mu?” Annem beni azarlarken, onu umursamıyordum.

“Bana cevap ver!” diye bağırdığında onun yanından geçip gitmiştim bile.

Evin bahçe kapısından içeri girdim. Her yerim acıyordu. Sıcak bir duş alsam iyi olurdu.

Saate baktım: 07.30

Daha çok vaktim vardı. Sekiz buçukta hazır olursam, rahatça yetişebilirdim.

Mutfaktan çıkıp, merdivenlere doğru ilerledim. Merdivenleri, olabildiğince -tutulmuş vücudumla ne kadar oluyorsa- hızlı çıkmaya çalıştım.

BELAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin