Zihnim bir sürü düşünceyle kavrulurken içindeki doğruları bulmaya çalışmaktan bilincim yorgun düşmüştü. Aras'a olan duygularımı açıkça itiraf etmemden yaklaşık dört saat geçmişti ve şu an odamdaki yatağımda uzanıyordum. Ve gözlerimin önündeki beyaz tavan şu birkaç dakikadır en iyi arkadaşım olmuştu.
Şimdi biz Aras'la neydik? Sevgili mi? Yoksa eskisinden daha yakın iki arkadaş mı? Emin olduğum bir düşünce varsa o da artık düşmanlıkla aramıza ördüğümüz iplerin kopmuş olmasıydı. Artık bizi birbirimize bağlayan farklı bir şey vardı. Uzun zamandır hissetmediğim bir şey.
Aras'ın bana yaptığı şeyleri hala unutmamıştım ama belleğim bunların hepsini hemen silmeye gönüllüydü ve benden çıkacak olan izni bekliyordu. Geçmişimizi unutmak istediğimi sanmıyordum, sonuçta bizi biz yapan şey, geçmişimiz değil miydi?
Bunların dışında yarın perşembeydi. Yani Arda'yla buluşacaktım. Yağmur'u da yanımda götürecek ve uzun zamandır onları tanıştırma planım gerçekleşecekti. Belki de Arda'da bana bahsetmiş olduğu hoşlandığı kızı getirebilirdi. Yani çifte tanışma olabilirdi.
Bütün bu düşünceler beynimi kemirirken vücudum uyku için yalvarıyordu. Uyumak istiyordum ama bütün düşünceler kulaklarımda çınlarken bu pek mümkün olmuyordu. Sanki gözlerimi kapadığımda cildimi cimcikliyorlarmış gibilerdi. Uyku bedenimde durmuyordu. Hatta gelmiyor bile diyebilirdim.
Gözlerimi tekrar kapadım ve ellerimle de yüzümü örttüm. Yarın nasıl davranacaktım? Aras'ı il defa ben öptüğüm için onun yüzüne utançtan nasıl bakabilirdim? Daha öncelerde o beni öpmüş, ben karşılık vermiştim. Ama bu sefer farklıydı, ilk ben davranmıştım.
Tanrı yardımcım olsun.
*
"Anlat," diye yineledi Yağmur. Yaklaşık beş dakikadır olanları ona anlatmam için ısrar ediyordu ama ben kızarmaktan başka hiçbir şey yapamıyordum. He bir de okul kafeteryasındaki sandalyeye oturmaktan başka. "Bunca yıldır arkadaşınım ve bana anlatmak zorundasın."
Derin bir nefes aldım. Dün gece nasıl oldu bilmiyorum ama uyumayı başarabilmiştim ve sabah uyanmaya çalışırken geç uyumanın acısını epey çekmiştim. Ama sanırım bugün şanslı günümdeydim. Aras okula gelmemişti ve dün geceki cevapsız sorularımla boğuşmak zorunda kalmamıştım.
"Derin bir konu," diyebildim. "Okulda anlatamayacağım kadar derin. Birisinin duymasını istemiyorum."
Yağmur sabır dilenir gibi nefes verdi. "Yani buradan ayrılırsak anlatacak mısın?" dediğinde gözündeki ışık beni biraz olsun korkutmadı dersem yalan olurdu. Ne diyeceğini önceden görmüştüm.
"Hayır," dedim hışımla. "Bunun için okuldan kaçamayız."
"Sanki hiç kaçmamış gibi davranıyorsun Kaya," dedi ve sağ kaşını kaldırdı. "Bugün de o demirlerin üstünden atlarsak sadece kaçma listesine yeni bir madde daha eklenecek."
Bir müddet düşündüm ama Yağmur'un yüzünde o meşhur kararlı ifadesi dururken hayır demek zaten imkansızdı. Ayrıca yaptığı ima gülmeme sebep oldu. Bir ara o kadar çok kaçıyorduk ki, kaçma listesi gibi saçma bir şey tutuyorduk ama tabi uzun zaman önce o gülünç şeyi bıraktık. Zor günler atlatmışız.
"O zaman kıçını kaldırsan iyi olur," dedim ve hemen sandalyemden kalktım onunda güldüğünü fark ettim.
"İşte benim kızım!" dedi ve kafeteryadan çıktık.
Arka bahçeye geldiğimizde çantalarımız sırtımızdaydı. İnsanların kafaları o kadar doluydu ki kimse çantalarımızı sınıftan alıp da arka bahçeye geldiğimizi görmemişti. Demirlere şöyle bir baktım. Gözlerim hemen etrafta birisinin olup olmadığını saptarken güvende olduğumuzu anladım ve hızla duvara tırmanıp yukarıya doğru yükselen demirlere ellerimi koyarak kendimi yukarıya çekmeye hazırlandım. Şu mavi demirlerde hiç kimsenin olmadığı kadar parmak izimizin olduğunu biliyordum. Bir ara sürekli kaçıyorduk ve bu demirler bazen insanlardan bile daha sempatik gelebiliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BELA
Roman pour AdolescentsZaman değil midir iki dostu birbirinden ayıran? Aynı zamanda iki düşmanı birbirine bağlayan? Aras, kendisinden daha güçsüz olduğunu düşündüğü Güneş'in karşısında her zamankinden çok, kendinden emin dururken gelecekte onun karşısında bu duruşunun d...
