-BEŞİNCİ KİTAP-

189 6 0
                                        


Torunla Büyükbaba

I

ÇİNKO KAPLI AĞACIN YENİDEN GÖRÜLMESİ

Anlattığımız bu olaylardan bir süre sonra, Mösyö Boulatruelle şiddetli bir heyecana kapıldı. Bu Mösyö Boulatruelle kitabın karanlık bölümlerinde daha önce gördüğümüz, Montfermeil'deki yol bakıcısıdır.

Boulatruelle, hatırlanabileceği gibi, karışık ve çeşitli şeylerle uğraşan bir adamdı. Taş kırar, ama anayoldaki yolculara da zarar verirdi. Hem yol bakıcısıydı hem de hırsızlarda olduğu gibi birtakım hayaller peşinde koşardı: Montfermeil Ormanı'nda gömülü definelere inanıyordu. Bir gün bir ağacın dibinde toprağa gömülü bir para bulacağını umuyordu, yalnız o zamana dek parayı gelip geçenlerin cebinden sağlıyordu.

Ama gene de şimdilik dikkatli davranıyordu. Tehlikeden güçbela kurtulmuştu. Bilindiği üzere, kendisi gibi daha başka haydutlarla birlikte, Jondrettelerin o pis evinde yakalanmıştı. Bir pisliğin yararı, sarhoşluğu onu kurtarmıştı. Onun orada bir hırsız olarak mı, yoksa soyulanlardan biri olarak mı bulunduğu bir türlü açıklığa kavuşmamıştı. Aynı gece, iyice belirli olan sarhoşluğuna dayanarak mahkeme kararı ile serbest bırakılmıştı. Derhal ortalıktan kaybolmuştu. Başı önünde, oldukça düşünceli, az daha mahvolacağı hırsızlık işinden biraz soğumuş olarak, ama kendisini kurtaran şaraba daha büyük bir sevgiyle bağlanarak, devlet hesabına, yönetimin gözetimi altında, Gagny'den Lagny yoluna taş döşeme işine dönmüştü.

Yol bakım barakasının otlarla örtülü damının altına sığındıktan sonra duyduğu heyecana gelince, şöyle oldu:

Bir sabah, Boulatruelle, her zamanki gibi gün doğuşundan az önce işine, belki de gözetleme görevine giderken, dalların arasında bir adam gördü; ancak sırtını görebilmesine karşın, o uzaklıktan görebildiği kadarıyla, pek de yabancı gelmedi. Ayyaştı ama şaşmaz ve canlı bir belleği vardı; bu da, yasal düzenle arası bir parça bozuk olan bir kişi için vazgeçilmez bir savunma silahıdır.

Kendi kendine, "Şu adama benzer şeyi hangi cehennemin dibinde gördüm acaba?" diye sordu. Ancak bu soruya pek kayda değer bir yanıt veremedi; zihninde belli belirsiz izi olan biriydi. Bir yandan da birtakım hesaplar yaparak bir şeyler çıkartmaya çalışıyordu. Bu adam buralı değildi; dışarıdan gelmişti. O saatlerde Montfermeil'den geçen bir yolcu arabasına rastlamak mümkün değildir. Bütün gece yürümüş olmalıydı. Nereden geliyordu? Pek uzaktan değildi herhalde, çünkü ne yol çantası vardı ne de bir bohçası. Mutlaka Paris'ten geliyordu. Niçin bu ormandaydı? Niçin böyle bir saatte buradan geçiyordu? Ne yapmaya geliyordu?

Boulatruelle defineyi düşündü. Belleğini zorlayarak, yıllarca önce, bu adama benzer biri yüzünden, buna benzer bir telaşa kapıldığını belli belirsiz hatırladı.

Düşündüğü sırada, düşüncelerin yükü altında başını eğmişti. Bu doğal bir şey olmakla birlikte pek de akıllıca sayılmazdı. Çünkü başını kaldırdığında, hiçbir şey göremiyordu. Adam, ormanın karanlığı içinde kaybolup gitmişti.

"Hay kör şeytan," dedi. "Onu mutlaka bulurum. Kim olduğunu anlarım. Bu adamının karga bokunu yemeden buralarda gezinmesinin mutlaka bir nedeni olmalı, onu öğrenmeliyim. Benim ormanımda, benden habersiz hiçbir sır barınamaz."

Sivri bir kazması vardı, onu aldı. Homurdanarak, "İşte," dedi, "bu, hem toprağı hem de bir adamı deşip araştırmaya yeter." İpliğin iki ucunu birbirine eklercesine adamın ardından atıldı, geçmiş olması gereken yoldan, elinden geldiğince sık adımlarla ilerleyerek, ormanın derinliklerine daldı.

Yüz adım gitmişti ki, gittikçe yükselen gün ona yardımcı olmaya başladı. Kumun üzerinde veya orada burada görülen ayak takip etti, ezilen otlar, kırılan fundalar, çalılar arasında bükülen, uykudan uyanmakta olan bir güzelin kolları gibi zarif bir bükülmeyle doğrulan körpe dallar ona ipuçları veriyordu. Bu izleri takip etti, sonra izi kaybetti. Vakit ilerliyordu. Ormanın daha da derinlerine dek ilerledi, yüksekçe bir yere vardı. Bir sabah avcısı Guillery şarkısını ıslıkla çalarak uzaktaki bir keçiyolundan yürüyordu; aklına, bir ağaca tırmanma düşüncesi geldi. Yaşlıydı ama çevikti. Vergilius'un çobanı gibi, Boulatruelle'e de layık bir yüksek kayın ağacı vardı. Ağacın çıkabileceği en yüksek noktasına çıktı. İyi bir fikirdi bu. Ormanın en sık ve vahşi kesimini gözleriyle araştırırken, birden adamı gördü. Görür görmez de yeniden gözden kaybetti.

SefillerBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin