Bana dediği şey ile duraksadım.
Tamam, hakkında birkaç bir şey biliyordum ama nasıl bir kişiliği olduğunu tanımlayacak kadar göremiyordum onu.
Şerefsiz birisi o. Senin bebeğini hakedecek hiçbir şey yapmadı sana, sen de ona yapma.
Hayır, bu haksızlık.
O sana çok hor davrandı. O zaman haksızlık olmuyor muydu sanki?
Oluyordu, hemde çok kötü oluyordu.
Defalarca kırıp bantlamaya çalıştığı kalbimi, sadece bantlamaya çalışmak ile kalıyordu. Çünkü o, yapıştırmayı dahi bilmiyorken, benim gönlümü alamazdı.
Vazgeçmemiştim. Sadece kafayı sıyırmak üzere olduğum bir vakitti ve ne yapacağımı bilmiyordum.
"Eğer gün gelir de, beni çok özlersen, senin yanında olmayacağım Jimin. Yalnız olucaksın. Bir o kadar da aciz. Yaptığın muameleyi görücek, acıdan sızım sızım sızlayan ellerine bir darbe daha almamak için yalvaracaksın. Ama en büyük darbe, boynundaki dövmemize gelicek."
Vermek istediğim mesajı anlamış olacak ki, soluk benizli yüzündeki kan tamamıyla çekilmiş, benden uzaklaşmıştı.
Ölesiye pişmanlık
Havada kalan ellerimi uzaklaşmış bedenine yaslamak istiyordum, kendisinin hissederken bana da hissettirdiği pişmanlık duygusunu, ellerimle ateşe attığım cehennemin kanadı kırık umutlarımı, tamamen ona adamak istiyordum.
Kırık umutlarımı simgeleyen ellerim vardı benim. Umudum kırılırsa veya canım yanarsa el damarlarım sızlardı kalbimden çok.
"Bana bunu yapma Jungkook. Beni bebeğimden mahrum bırakma, beni kendinden mahrum bırakma. Siz olmadan ben bir hiçim.
Ne bir safkan, ne bir kurt adam, ne bir vampir, ne de bir alfa. Ben omegam olmadan alfa olamam."
Ellerimi kalçamın iki yanından masaya koyup son kalan gücümle masadan destek aldım ve alağı indim.
Hafif titreyen bacaklarıma aldırmadan ona doğru yarım adım attım ve burnunun dibine girerek çenesini tuttum.
"Sen hepsinden biraz bağışıklık kazanan bir hiçten ibaretsin. Bunu kabullenmen de sana yardımcı olmamı ister misin? Yoksa çoktan anladın mı?"
Sırtım çok fazla acıyordu ve bebeğim tekme atmaya başlamıştı. Canım gerçekten çok yanıyordu.
Ellerimden tutup kollarıma kadar sürdürdü ellerini. Ardından omuzlarıma geldi ve orada duraksadı.
"Benden asla gitmeyeceksin, anladın mı beni? Gitmene izin vermeyeceğim."
Dedikleri ile duraksadı ve yan bir sırıtış ekledi kusursuz çehresine;
"Veya gideceksin. Bebek yaşadığı sürece umrumda olmayacaksın, gerekirse sen canını vereceksin, ama bebeğim yaşayacak. Gerekirse sen gideceksin, bebek kalıcak."
Ve ,
Kırıklarıma bir umut daha eklenemeden, kanadını kırmıştı.
Kanadı kırık meleğimin, her daim cehennem kaçağı katili sadece beni değil, meleğime de zarar verecekti.
Bunu geçte olsa anlamasını sağlayan şey, acı ile inlemem değil, yere yığılmadan önce bacaklarımın arasından sızan kandı.
****
Çok fazla gecikti üzgünüm.
Ama son günlerde çok kötü şeyler atlattım, anlayışla karşılamanızı istiyorum.
Bir dahaki bölüm için spoi;
Kanadım kırılmıştı belki ama, umudum hala yaşıyordu. O asla yok olmayacaktı ki! Hep benimle olacaktı, beni yalnız bırakmayan bir o kalacaktı, herkes gidecek, bir tek o tesellim olucaktı. Öldüren tesellim...'
Bol bol yorum istiyorum bu bölüm. Yazarken çok zorlandım, lütfen elimizden geldiği kadar yorum yapın. Sizi çok seviyorum
Kendinize iyi bakın, öptüm..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALONE |JİKOOK|
Fanfiction"Safkanlığın ilk gecesiydi. Acıdan kıvransamda, yeni bir varlığın gerçekliğinden habersizdim.O, adeta imkansızdı." Sanırım yalan söyledim! Yakında...
