17 ;; "hurts."

896 109 18
                                    

Acı.

Hissedebildiğim tek şey acıydı. Kafamın içindeki sesler susmuyor, sanki bir şey beni boğuyordu

"Zaman daralıyor, öleceksin."

Karanlığın içinde sadece bunu duyabildim.

Ardından küçük bir kız gördüm tam solumda. Orman yolunda yürüyorduk ve hava oldukça güzeldi. Gökyüzü bulutsuz ve sıcak... Saçları kahverenginin açık tonlarında bu kız, küçük ve zayıf eline kıyasla benim büyük elimden tutuyordu. Kafasını bana çevirip gülümsedi. Beyaz dişleri ve şirin gülümsemesi o kadar tatlıydı ki, burukça gülümsedim ona karşı.

"Sorun ne abla?"

Sahi, yine kötü bir rüyanın içindeydim değil mi? Yavaş yavaş midem bulanırken, kafama keskin bir ağrı girdi.

"Abla iyi misin?"

Sesler kafamda yankılanmaya başladığında yürüdüğümüz orman yolu bir anda yok oldu. Görüşüm bulanıklaşırken, derin bir nefes almayı denedim. Gözlerimi birkaç kez açıp kapadığımda çok uzaklarda bir yerlerden ışık ve duman yükseliyordu. Hava kararmıştı ve soğuktu şimdi. Elime baktığımda ise küçük ellere sahip olan tatlı kız gitmişti, yoktu.

Hızla nefes alıp verirken, ciğerlerim sanki yerinden sökülüyordu; nefessiz kalacaktım neredeyse .Koşarak dumanın yükseldiği araziye yetişmeye çalıştım. Vardığımdaysa karşımdaki küçük ev, alevler içerisinde yanıyordu. Dikkatimi başka bir şey çekti o an.

Küçük kız çığlıklarla ağlamaya başladığında hızla yanına varıp onu kollarımın arasına aldım. Çırpınmaya başladığındaysa daha sıkı tuttum."Oradalar. Kurtarmam gerek onları."

İşte bunları söyleyerek kollarımdan kurtulup, yanan eve doğru koşmaya başladı. Arkasından bağırıp, tutmaya çalışsamda çoktan gitmişti. Alevlerin arasından gözden kaybolduğunda dizlerimin üstüne çöküp ağlamaya başladım.

Derin bir nefes alarak rüyamdan uyandığım sırada öksürük krizine yakalanmıştım. Nefes alamıyordum ve bu beni çıldırtacak dereceye getirmişti. Dakikalarca öksürüğün ardından yanımda duran bardağa su doldurmaya çalıştım. Tabii yere düşürüp, gecenin bir yarısı büyük bir gürültüye sebep olmuştum.

Sinirle doğrulup avuç içlerimi gözlerime bastırdım.

"Soo Min?" kafamı kaldırıp gelen kişinin kim olduğuna dahi bakmak istemiyordum. Kulağım uğulduyor, başım dönüyor ve muazzam bir kusma hissi ölecekmişim gibi hissetmeme sebep oluyordu.

Sesin sahibi Woo Jin'di. Gözlerimi açamazken yanıma yaklaştığını hissettim.

"Dikkatli ol."diye uyardım boğuk olduğunu sandığım sesimle. Sesimi bile zar zor duyuyordum. Woo Jin yerdeki kırık parçaları güvenli bir şekilde atlatmış olmalı ki, yanıma oturdu.

"Sorun ne?" endileşiydi ve bu beni biraz daha üzüyordu.

Titrek bir nefes verdim dışarıya. Göz yaşlarım sırasıyla düşerken, avuç içlerimi gözlerime bastırıyordum mümkünmüş gibi. Kafamı olumsuz yönde birkaç kez salladım.

"Uyuyamıyorum." dedim kendimi zorlayarak. Peki ya tek sorun bu muydu?

Bana nazaran uzun olan kardeşim, eliyle göğsüne çekti beni. Kafamı göğsüne dayamış öylece gözlerim açık bekliyordum. Bir şeylerin olmasını bekliyordum. Neyi bekliyordum, kimi bekliyordum bilmiyordum bile.

"Kötü bir rüyaydı sadece, korkma. Ben buradayım."Saçlarımı nazik bir şekilde okşadığında nefesim kesilmişti.

"Her şey berbat. Ben–"hıçkırıklarım arasında sadece bunları söyleyebilmiştim. Her ağzımı açmaya çalıştığımda içime bir şey oturuyordu. Biraz daha ağırlaşıyor, ağlama isteğim daha çok artıyordu.

sinners, lee donghyuckHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin