14 ;; "everything started with her."

1K 134 16
                                    

Kamp günü de bittikten sonra yeni bir haftaya geçiş yapmıştık. Bütün bir hafta ders çalışmış ve sınavlara girmiştik. Tarih sınavı notum düşük geldiği için bir sürü azar işitmiştim bir de.

Sonunda cuma günü geride bırakmış ve cumartesiye giriş yapmıştık. Tanrı'ya şükürler olsun ki, hayatta kalabilmiştim.

Cumartesi öğleniydi. Pencerem açık, hava serindi. Çalışma masamda oturmuş çizim yapıyordum. Kalemimi bırakıp bilgisayarımdan spotifya girdim. Rastgele bir şarkı açıp, annemin az önce odama getirdiği taze portakal suyundan bir yudum aldım. Bu kadar huzurlu olamazdım ta ki odamın kapısı gülürtüyle açılana kadar.

"BEN GELDİM SOO MİN!"

Elimdeki HB numaralı kurşun kalemim yerle buluşurken irkildim.

Arkamı döndüğümde ise dünya üzerindeki en rahatsız edici kişiyi beklemiyordum.

"Hoş geldin, uyuz kardeşim."

Çantasını yere bırakıp hızla bana yaklaştı ve kollarını açtı. Yüzümdeki şaşkınlık ve öfke karışımı ifadem gitmiş, yerine gülümseme bırakmıştım. Beni nasıl yumuşatacağını iyi biliyordu.

Ayağa kalkıp kollarımı aynı şekilde sıkıca etrafına doladım.

Woo Jin benim ikiz erkek kardeşimdi. Kendisi Japonya'da teyzemle birlikte yaşıyor, aynı zamanda orada yüzme yarışmalarına katılıyordu.

Ara sıra süpriz yapıp uğrardı eve.

"Woo Jin, bavulunu gel de al! Ben taşımayacağım." Alt kattan annemin sinirli sesini duyduğumuzda kıkırdamadan edemedik.

"Kadını gelir gelmez çileden çıkardın." Tam ağzını açıp laf dalaşına gireceğimiz sırada annem bir kez daha bağırmıştı.

"Woo Jin, beni oraya getirme! Kime diyorum?" Bıkkınca nefesini dışarı verip koşar adımlarla merdivenlerden indi.

Arkamı dönüp masamın üzerinde olan çizimlerimi ve kalemlerimi çekmeceye yerleştirdim. Bitirip telefonumu elime alacağım sırada bilgisayarımdan görüntülü konuşma isteği gelmişti.

Seo ve Mark arıyordu. "Cevapla" tuşuna tıklayıp bilgisayarımı alıp yatağıma oturdum. Bağdaş kurup elimi çeneme yerleştirdim.

"Selam, bok çukuru." Seoneul'un hitap şekline göz devirdim.

"Neden aradınız bakalım?"

"Canımız sıkıldı ve seni de konuşmaya ekledik." Mark sandalyesine rahat bir biçimde oturup ellerini boynunda birleştirdi.

"Romantik konuşmanıza beni de eklediğiniz için minnettarım, lordum." dramatik bir şekilde sahte gözyaşlarımı sildim.

O sırada Woo Jin kafasını kapıdan çıkarıp heycanla konuştu. "Mark'ın sesini mi duydum ben?"

Mark'la Woo Jin çok iyi anlaşırlardı. Yan yana geldiklerindeyse dünyanın en utanç verici ikilisine dönüşüveriyorlardı.

Hemen poposuyla beni yana kaydırıp ekranın başına geçti. "Naber çocuklar?"

Bir süre sonra üçü de sohbete dalmış, ben ise süs köpeği gibi bir kenarda oturmuştum.

"Hadi buluşalım o zaman!" Seoneul'un "dahiyane" fikri ortaya sürmesiyle Woo Jin adeta mutluluktan dört köşe olmuştu.

"Olur, olur. Nerede buluşalım ve saat kaçta?"

Yataktan kalkıp çalışma masama ulaştım ve popomu yaslayıp kollarımı bir birine kenetledim.

sinners, lee donghyuckHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin