13 ;; "restart"

1K 157 63
                                    

Öpücüğün ardından rahatsızca yerimde kıpırdamıştım.

İlk öpücüğümü aptal bir lise oyununda vermeyi düşünmüyordum tabii ve bu kişi Na Jaemin'di. Fazla üstünde durmayı tercih etmedim.

Şişeyi çevirdim ve bu sefer Yeri ile SoYoung arasında durmuştu. Soru sorması gereken SoYoung, doğruluk cevabını aldıktan sonra sinsice gülümsemiş ve sorusunu yöneltmişti.

"Duyduğuma göre hoşlandığın kişi sınıftan biriymiş? Hadi bize kim olduğunu söyle."

Gözlerimi bu klasik soru yüzünden devirmiştim.

"Söylememe gibi bir şansım var mı?"

SoYoung kafasını "hayır" anlamında sallamıştı.

Yeri bıkkınca nefesini dışarı vermiş, ardından da bütün sınıfı şoke edecek kişiyi söylemişti. "Ha Neul'dan hoşlanıyorum."

Dirseklerimi dizlerime yaslayıp olacakları beklemeye başladım. Kısaca anlatmam gerekirse; Ha Neul beklenmedik itiraf yüzünden utanmış ancak boş olmadığını söylemişti. Ardından birkaç tur daha oynadıktan sonra herkes çadırlarına uyumak üzere çekilmişti.

Seoneul'u çağırmak için sesleneceğim sırada Mark ile konuştuklarını görüp bir şey söylemeden uyuyacağımız kırmızı çadırın fermuarını açıp uyku tulumlarını yerleştirdim.

Donghyuck ise oyundan sonra birkaç erkekle sohbete dalmıştı. İyi geceler dileyememiştim bile.

Telefonumu elime alıp biraz oyalanırken dakikalar sonra çadırdan içeri Donghyuck girmişti.

"Sen n'apıyorsun burada?"

İçeri girip yanıma oturuverdi.

"Mark Seoneul ile uyuyacakmış bu yüzden beni de senin yanına yolladılar." Mahçup bir şekilde boynunu kaşımıştı.

Aslında şu an drama kraliçesi moduma girip Seoneul'a saç baş girmek istesem de içimdeki üşengeç Soo Min "Cidden mi? Romantik anlarının içine edecek misin?"diyerek fikrimden toparlanmamı sağlamıştı.

"Tamam öyleyse." diye ekledim sakince.

Donghyuck, yanimdaki-aslında Seoneul'un uyuması gereken uyku tulumuna yerleşirken telefonumu kapatıp köşeye bıraktım.

Gergindim ve bu yüzden uyuyamıyordum. Çadırda sadece nesef alış verişlerimiz dışında bir şey duyulmuyordu. İkimiz de tek bir kelime dahi etmiyorduk.

"Öpücük nasıldı?" Konuşmayı muhteşem bir konu üzerinden başlatan Donghyuck'a her ne kadar görmese de göz devirmiştim.
O çadırın tavanına bakarken ben sırtımı diğer tarafa dönmüştüm.

"Bu seni ne kadar ilgilendirir?"

Sinir bozucu gülüşü kulaklarımı doldurdu.

"Çok."

Verdiği cevaba sessiz kalmayı seçerek gözlerimi uyumak adına kapattım.

"İlk öpücüğün müydü?"

Bıkkınca ona döndüm ve sinirle ekledim. "Evet, ilk öpücüğümdü, Donghyuck. Artık sus da uyuyayım."

Sol koluna yatırdığı kafasını bana çevirdi. "Üzülmüyor musun?"

"Biraz."

Hızla doğrulması beni şaşırtmıştı. Karanlıkta yüzünü göremiyordum bu yüzden de ne gibi bir ifade vardı yüzünde tahmin edemiyordum. Saçlarını eliyle karıştırmış ve burnunu çekmişti.

Bana doğru yaklaşmaya başladığında önce afallamış ardından gerilmiştim. Ne halt ediyordu bu?

Mesafeler gittikçe kısalırken şaşkınca ekledim:

"Donghyuck, napıyorsun?"

Yüzlerimizi bir birine yaklaştırırken tek gözümü kapattım ve olacakları beklemeye başladım. Saç tutamları bana eğildiği sırada yüzümü gıdıklarken sol elini yan tarafıma-boşta kalan kısıma dayadı.

Ardından alıma uzun bir öpücük bıraktı.

Kırmızının en güzel tonunda olan dudakları o kadar yumuşaktı ki, Tanrı'ya bu anın biraz daha uzaması için yalvarırken buldum kendimi. Kalbim hızını arttırırken, midemde garip bir his vardı. O kadar nazikti ki...

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdıktan sonra nazikçe geri çekildi ve kısık bir ses tonuyla ekledi.

"Restart yaptım. İlk öpücüğünü bu günden sonra alacaksın. Gerçekten sevdiğin birinden."

İstemsizce tebessüm ettim bu dediğine. Mantıksızdı ama inanmak istedim dudaklarından dökülen her bir kelimeye.

Eski pozisyonunu aldı yeniden. Ardından omuzlarımdan tutup beni kendine çekti. Bir şey söyleyemiyordum. Ona karşı sanki bütün gücüm tükeniyordu. Dilim tutuluveriyor, düşüncelerim anlamsızlaşıyordu.

Şimdi de o anlardan biriydi işte. Yine ona karşı bir şey yapamıyordum lakin bu durumdan şikayetçi de değildim şimdilik.

Kollarının arasında küçücük kalmıştım. Beyaz tshirtünden gelen parfümü uykumu getirirken, kollarımı etrafına dolamıştım.

"İyi geceler, Donghyuck."

"İyi geceler, Soo Min."

İşte bu Lee Donghyuck'tu. Kalbimi kırıp geçer, sinirlerimi bozar ve gönlümü almasını da iyi bilirdi. Bu aşk mıydı ya da hoşlantı mıydı bilmem ama bana yaşattıkları her ne olursa olsun benim için hep anlam dolu ve güzeldi.

sinners, lee donghyuckHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin