Bazen korkularımız olur. O zaman dilimi içinde onlardan kurtulmak, aklımızdan çıkarmak için yalvarırız. Lâkin zaman geçtikce alışırız bir nevi ya da "bundan mı korkuyordum?" deriz. Onları aşma yöntemlerimiz farklıdır. Kimisi görmezden gelir, kimisi üstüne gider. Her iki yöntemin de işe yararlığı belli değil. Bana göre ise korkaklar görmezden gelir, güçlüler ise üstüne gider.
Korkularım var. Her gece kafamı yastığa koyduğum andan beri korkularım var. Bazen "keşke ölsem de kurtulsam." gibisinden cümleler kuruyoruz. Çünkü ölümün ne denli bir şey olduğunu daha kimse bilmiyor.
Bilinmeyeni arzulamak kolaydır.
Öyle ki, ne olduğunu kavrarsak ağzımıza bile alamayız o kelimeyi. Ölüm her zaman yakındır. Ölüm, bilinmezlik ve arzu olunan kaçış yöntemidir.
Ben ölümden korkuyorum en çokta. Korkak gibi görmezden de geldim, güçlü gibi üstüne de gittim.
Sonucu ise belliydi.
26 Kasım 2019.
Sonbahar yağmuru bastırırken hızlı adımlarla okula doğru koşuyordum. Siyah botlarım yağmurun yarattığı küçük su birikintilerine çarpıyordu. Üstümde hardal sarısı şişme montum, onun altında ise okul formamın üstünden giyindiğim hoodiemin kapüşonunu kafama geçirmiştim. Hava soğuk olduğu için pantolon tercih etmiştim okul eteği yerine.
Çantamda ezilmesin diye elime aldığım sunumumu sıkıca tutmuştum. Okula vardığımda kapüşonumu kafamdan çekip, kısa saçlarımı elimle tarayıp, tek omzuma geçirdiğim siyah çantamın kayışını kavradım. Birkaç kişi ile selamlaşıp sınıfa doğru ilerledim.
En arkalarda bulunan tekli sırama geçip çantamı üstüne bıraktım. Sırılsıklam olan montumu çıkarıp astıktan sonra çantamdan kitabımı, defterimi ve sadece mürekkep kalemimi çıkardım. Genellikle kalemlik kullanmazdım. Bir kalemle idare etmişimdir lise hayatım boyunca hep.
"Günaydın." arkadamdaki sesin sahibi Mark'tı.
Mark yine her zamanki gibi hiç değişmeyen gülümsemesi ile bana bakıyordu. Beyaz dişleri, yaya benzettiğim kaşları ve koyu siyah gözleri...
Koyu kahverengi bersinden çıkışan siyah, dağınık saçları gözüküyordu. Siyah şişme montunu çıkarıp, tek eli ile tutuyordu. Anlaşılan o da yeni gelmişti.
"Ah, evet. Günaydın." popomu sırama yasladım.
"Arkandan o kadar bağırdım. Kafanı eğip o kadar hızlı yürüyordun ki... Sonra kulakla olduğunu farkettim."
O sırada dikkatim sınıfın kapısından içeri giren Seoneul'a kaydı. Yorgun gözüküyordu. Sabahlamıştı her halde.
"Ha evet üzgünüm." mahçup bir şekilde gülümseyip Seoneul'un yanımıza yaklaşmasını bekledim.
Saçlarını her dönem kestiriyordu ama bu sene istisna olarak kestirmemiş, uzatmıştı. Artık lens kullanmıyor, yuvarlak çerçeveli gözlüklerini takıyordu. Kapüşonlusunu kafasından çıkarıp, derin bir nefes aldı.
"Ölüyorum."
Gözaltlarında torbalar vardı ve rengi resmen solmuştu.
Yanına gidip kolumu boynuna doladım."Benim minik bebeğim sabahlamış demek."
Aynı şekilde bebek gibi mızmızlanarak o da belime doladı kollarını. Bir süre sarılıp geri çekildim. Ardından elimle yüzünü buruşturup yanağına sulu bir öpücük kondurdum.
"Iyy sevgilimden çekil seni gerizekalı mutant." Mark kollarını bir birine çapraz bir şekilde dolamış, bizi gülerek izliyordu.
"Sen de aramıza katıl o zaman. Seni de mutanta çevireceğim!!" yalancı bir kahkaha ile kolumu Mark'a atıp üçünü de sıkıca kucakladım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
sinners, lee donghyuck
Fanfiction❝İzin ver seni kurtarayım.❞ Eski hayatlarında intihar ederek günah işleyen iki genç, şimdiki hayatlarında kendilerini affettirmek için bir birlerine aşık olmak zorundadır. b x g ↳ started 11.05.18 ↳finished 10.10.19 for @dububaozi ✧∘* ೃ ⋆。˚. ©xarash...