Bölüm Şarkısı: EXO - My Turn To Cry (Baekhyun Solo)
Mask*
İngilizce'de maske anlamına geliyor.
Korece diye ön yargılı yaklaşmamanızı tavsiye ederim. Hayatımdaki en güzel 1 dakika 25 saniye olabilir bu şarkı.
Medyada karakterlerimiz var.
Umarım beğenirsiniz. Sizi seviyorum.
☯️☯️☯️
Uçsuz bucaksız bir deniz. Sert bir renk geçişiyle belirlenmiş ufuk çizgisi. Onları her hareket ettirdiğimde ayaklarımı saran beyaz kum taneleri. Bedenimi yalayan ılık, tuzlu, yosun kokan boğucu bir esinti. Ama saç diplerimde gezdiği sürece beni bambaşka diyarlarda hissettiren cinsten.
Köpüklü ufak dalgaların kıyıya vururken çıkarttığı o eşsiz ses. Her seferinde kıyıya çarptıkları yeşil su bitkileri ve deniz kabukları. Arkamda bıraktığım şehir karmaşası ve önümde batan yorgun Güneş.
Bomboş kalmış şezlonglar. Günün kalabalığından kalan birkaç sahipsiz plaj oyuncağı ve teki olmayan terlikler. Vücudumu yalamaya devam eden esinti. Ama bu kez ılıklıktan biraz uzak. Serin. İğneleyici. Yanımda bana sarılacak birini arayacağım cinsten.
O sırada omuzlarıma bir havlu bırakılıyor. Dalga seslerini bastıran ince ses "Betty." Diyor. "Hadi, eve gidiyoruz." Görüş açıma giren kıvırcık, kahverengi saçlardan yayılan deniz ve şampuan kokusunu ciğerlerime çekerken kadın da havlu yardımıyla bedenimi kuruluyor, elindeki kıyafetleri pembe bikinimin üzerine giydirmeye çalışıyor.
"İstemiyorum!" Diye mızmızlanıyorum. "Burada kalalım!" Kadınınkine oranla kat kat daha ince olan tiz sesimin üzüntü barındırdığı her halinden belli. Kafamdan geçirmeye çalıştığı tişörtü ellerimle itip gün batımının turunculuğuyla kaplanmış denize koşarken bir çift güçlü el arkadan belime dolanıyor.
Ayaklarım yerden kesilirken gün içinde fazlasıyla deniz suyu yuttuğum için tatlı bir sızıya bürünmüş akciğerlerimi zorlayıp çığlık atıyorum. Bacaklarımı durmadan sallayıp belimdeki ellerden kurtulmaya çalışırken duyduğum kalın ses ben durduruyor.
"Nereye kaçıyorsun bakalım?" Debelenmeyi kesmemi fırsat bilen kumral saçlı ve ela gözlü adam, sırtımı denize dönmeme ve ayaklarımı yere basmama yardım ediyor. Önümde diz çöküp benimle aynı boya geldiğinde çıplak göğsündeki birkaç kum tanesini fark ediyorum. Üstelik saçları kurumuş olsa da hala karışık ve tuzlu görünüyor.
Güven veren, derin, parlayan ela gözlerine hayranlıkla bakıp gözlerimi kırpıştırıyorum. Biraz nemli olan kıvır kıvır saçlarımı okşayıp gülümsüyor. Adamın yüzüne doğru sızlanıp "Ben yüzmek istiyorum." diye söyleniyorum.
Bikinimden süzülmeye devam eden tuzlu su damlacıkları bacaklarımdan bir yol izleyip kuma akarken göğsümde birleştirdiğim kollarım kararlılığımı simgeliyor. "Gitmesek olmaz mı?" Kafamı hafif yana yatırıyorum.
Adam konuşmak için dudaklarını aralıyor. "Gitmek zorundayız." Diye başlıyor konuşmaya. "Akşam oldu. Deniz artık soğudu." Sonra içten bir şekilde kollarımı tutuyor. Sıcak elleri, üşüyen bedenimi sarmalıyor. "Sonra tekrar geliriz."
Çenem titremeye başlıyor. Alt dudağım serzenişle bükülüyor. Gözlerim doluyor. Hiç gitmek istemiyorum. Sonsuza dek burada kalmak istiyorum. Ama kelime dağarcığım düşüncelerimi açıklamaya yetmiyor. Dilim o uzun cümlelere dönmüyor. Ağlıyorum. Adamın merhametli bakışları, damlayan yaşlarıma sabitleniyor.
Sessiz sessiz, içli içli ağlıyorum. Hıçkırıklarım boğazıma düğümleniyor. Adam derince iç çekiyor ve ellerimi sımsıkı tutuyor. "Pekala." Diyor. Gözlerinde pes etmişlik var. Kahverengi ve yeşil karışımı gözlerini arkamda bir yerlerde dikilen kadına çeviriyor.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Knee Socks | Daddy Issues
ChickLitO mükemmeldi. Hayran olunasıydı. Gözleri, saçları, sesi, bedeni, yüzü... O tamamiyle kusursuzdu. Benden yaşlarca büyük olsa da içimdeki hayranlığı engelleyemiyordum. Umrunda bile değildim. Küçük bir kız çocuğunu kim severdi ki? Ama ben ona deli gibi...
