2 - Impeccable

13K 401 451
                                        

Bölüm şarkısı: Lord Huron- The Night We Met
Dinleyerek okumanızı tavsiye ediyorum. Bitince başa alabilirsiniz.

Şarkı bölüm için oldukça anlamlı. Zaten ne demek istediğimi göreceksiniz.

Medyadakiler karakterlerimiz.

Hepinize iyi okumalar

Impeccable*

Kusursuz anlamına geliyor (İngilizce)

☯️☯️☯️

Hep buğulu bir şekilde aklımın uçsuz derinliklerinde yer alan biri vardı. Onu tanıyordum, onu biliyordum, onu hissediyordum. Ama sureti hep buğuluydu.

Her elimi uzatıp buğulu silüete dokunmaya çalıştığımda dağılıyor ve uzaklarda tekrar beliriyordu. Güneşli bir günde, taze çiçekli bir kırda, elinde sepetle ve bembeyaz elbisesi ile koşarken ben de onun peşinden koşuyordum.

"Dur!" Diye bağırıyordum. "Dur, lütfen gitme!"

Ama nafile. Ona temas ettiğim anda kayboluyordu.

Kıvırcık ve koyu kahverengi saçları, kahverengi gözleri olan bir kadın. Bu tıpkı bana benziyordu. Ama biliyordum ki bu ben değildim. Bu kadının sesi kulaklarımda uğultu ile çınlıyordu.

Daha tok ve yumuşak.

Ama ses öylesine uğultuluydu ki sanki rüzgarlı bir tepenin ucundan ilerideki tepeye bağırıyordu. Yankılı ve bulutlu.

Bu kadını kesinlikle biliyordum. O benim annemdi.

Beni hatta bizi tek kelime etmeden öylece bırakıp giden annemdi. Sahi, neden gitmişti ki? Neden bırakmıştı bizi? Onu mutlu edememiş miydik?

Şimdi yoktu. Ne ismi ne de cismi...

Aklımda kalan anısı vardı bir tek. Beş yaşında küçük bir kızın dipsiz zihninde yer eden silik bir anıdan ibaretti. Şimdilerde on altısında olan bir kızın zihnindeki yerini hala koruyordu. İnatla.

Aklımın uçsuz derinliklerinden bir köşede ise gayet net olan biri vardı. Bir adam. Kumral kısa saçları, sert yüz hatları, ela gözleri ile babam. Evet, onu kesinlikle net görüyordum.

Hırıltılı ve gür sesi hep zihnimde yankılanırdı. Yedi yaşındaki küçük kızın yanağında patlayan tokatın sesi de öyle.

Babama benzeyen tek bir yanım bile yoktu. Sanki annemin ikiziydim. Belki de babam bu yüzden beni sevmemişti. Yüzüme baktığı her an onu bırakan kadını anımsattığım için benden nefret etmişti.

Suçum buydu. Anneme benzemek.

"Sayın yolcularımız, uçağımız Londra havaalanına iniş yapmaktadır." Pilotun sesi ile hafifçe irkildim.

İşte buradaydık. Yeni şehir.

Ciğerlerime derin bir nefes çekip bıraktım. Gözlerimi yanıbaşımda oturan babama çevirdim. Elindeki spor dergisini dikkatle okuyordu. Basketbola ilgisi oldukça yüksekti.

Ben onun favorilerinin diplerine doğru kendini gösteren beyaz saç telleriyle bakışırken kafasını bana çevirdi. Birkaç saniye sanki ben iğrenç bir şeymişim gibi bakıp dergisine geri döndü.

Uçağın inişi oldukça zorlu geçti. Midemi bir bulantı esir aldı. Ama uçak indiğinde ve herkes sırayla uçaktan inmeye başladığında "Keşke" dedim içimden. "Keşke uçağa saklanabilsem ve Nick ile Eva'ya geri dönebilsem."

Ama bu imkansızdı.

Babamın beni uyarmasına gerek kalmadan kalkıp babamın arkasından ilerledim. Sırt çantamın omuz kısımlarını çekiştirirken bir yandan çıkış kapısına derin derin bakıyordum.

Knee Socks | Daddy Issues Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin