Bölüm Şarkısı: The Neighbourhood - Single
Bu şarkı gerçekten çok özel bir şarkı. Şimdiden belirtmeliyim.
Lavender*
Lavanta(İngilizcede)
Medyada Robert var ve hepimiz düştük bence.
İyi okumalar❣️
☯️☯️☯️
Bir insan şayet gerçekten isterse göğe çıkabilir miydi? Fani bedeninin gittikçe yoğunlaşan atmosferi yararak yükseldiğini hissedebilir miydi?
Belki bedenen bu epey zordu fakat bir insan ruhen bunu tadabilirdi. Gerçekten dilerse, ona bu hazzı bahşeden birini bulabilirse işte o zaman ruhunun taze ve saf havaya değerek süzüldüğünü hissedebilirdi.
Ona bu hazzı bahşeden birini bulabilirse.
Öyle bir şey yaşamalıydı ki insan; bu haz, bu tutku onu göğe yükseltecek değerde olmalıydı. Sanki yüreği ritmini zorlar gibi atmalıydı. Gözleri yıldızlardan daha parlak olana kadar bu duyguyu tatmalıydı ki dilediği yere yükselsin.
Bana bu içinden çıkmak istemeyeceğim, sözlerle anlatamayacağım, eşi benzeri olmayan duyguyu o yaşatmıştı.
Harika bir bedenin içine yerleştirilmiş harika ruhlu bir insan... Robert.
Öylesine kusursuzdu ki; yıllardır hayranı olduğum ulaşılmaz ve mükemmel kişi olan Alex'i sollayabiliyordu. Öylesine güzeldi ki; hayatıma girdiği saniyeden itibaren beni darmadağın, aşktan biçare, gözü görmez biri yapabiliyordu. Ve öylesine imkansızdı ki; imkansızlığı gün boyunca düşündüğüm tek gerçek olabiliyordu.
Fakat her şeye rağmen içimde ekilen bir tohum gibi filizlenen aşk ve hayranlık, gittikçe büyüyor, kocaman bir ağaca dönüşüyordu. İçimde kalamayıp taşacağı gün bir kara bulut gibi başıma çöreklenmişti. Bu korku şimdiden etrafımı sarmıştı.
Ama göğe yükselmiştim bir kere.
O gecenin anısıyla hala zayıf bedenim sarsılıyordu. Bu sarsılmanın kaynağı göğüskafesimi zorlayan kalbimdi. Yokuştan düşer gibi ani bir his midemden vücuduma yayılıyordu.
Yatağımın başına astığım ve ebediyen orada tutacağım mavi elbise ve dizüstü çoraplarım sabah ışıklarıyla daha da güzel görünmüştü gözüme. Uyanmama rağmen yatağın içinde dönüp duruyordum ve duvardan bana bakan Alex'i izliyordum. Odam sessiz, babam uykudaydı.
Sokaktan geçen arabaların hafif buzlu yolda bıraktığı tekerlek sesleri, güneşliğin altından geçip duvarlara vuran gri ışık, bu delici, soğuk mevsime rağmen gökyüzünde özgürce süzülen kuşların cıvıltıları, uzaktan, epey uzaktan gelen o yoğun gürültü kirliliği... Aklınıza gelebilecek her şey bana onu anımsatıyordu.
Okulun başlamasına daha iki saat olmasına rağmen yorganı üzerimden attım ve bacaklarımı yataktan sarkıttım. Çıplak ayaklarım zemine temas edince biraz ürpersem de kalkıp çoraplarımı hızlıca giydim. Odamın kapısını ses çıkarmamak adına sessizce aralayıp banyoya ilerledim.
Yüzüme vurduğum soğuk sudan sonra lavabonun kenarlarına ellerimi dayayıp soğuktan sararmış yüzüme bakıyordum. Ne çok güzeldim ne de çirkin. Normal, sıradan, düz biriydim. Aslında her insanın farklılıklarıyla güzel olduğunu düşünürdüm. Çünkü güzellik benim için farklılık demekti ama bu farklılığı bedenen düşünmüyordum. Ben daha çok iç özelliklere bakardım. İnsanların beni iç özelliklerimle sevmesini isterdim.
Babam sayesinde dengesizleşmiş, mahvolmuş, rayından çıkmış iç dünyamla.
Bu pek mümkün olmuyordu çünkü toplumsal güzellik standartları dünümüze, bugünümüze ve yarınımıza hakim olmuştu bile. Herkes sarı saç, renkli göz, uzun boy, kusursuz fizik arıyordu. Egoistmiş, kötü kalpliymiş, bencilmiş, kıskançmış... Bunlar önemsiz maddelerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Knee Socks | Daddy Issues
Genç Kız EdebiyatıO mükemmeldi. Hayran olunasıydı. Gözleri, saçları, sesi, bedeni, yüzü... O tamamiyle kusursuzdu. Benden yaşlarca büyük olsa da içimdeki hayranlığı engelleyemiyordum. Umrunda bile değildim. Küçük bir kız çocuğunu kim severdi ki? Ama ben ona deli gibi...
