Bölüm Şarkısı: Lana Del Rey - Pretty When You Cry
Medyada karakterlerimiz var.
Silhouette
İngilizce'de "silüet" anlamına geliyor.
İyi okumalar.
☯️☯️☯️
Rüzgarla ahenk içinde dans eden kahverengi bukleler ve aralarına karışmış bakır teller, bahar kokusuyla harmanlanıp güneş ışığında parlıyordu. Hemen yanımda oturan bu buğulu ve sönük silüetin görebildiğim tek tarafı, rüzgarla yüzüme doğru uçuşan saçlarıydı.
Tıpkı benimkiler gibi olan saçları.
Yüzümü yanımdaki silüetten tarafa çevirmek için yeterli cesareti toplayamıyor, sadece karşımda duran uçurumu izliyordum. Uçurumun diplerine çarpan dalgaların uğultulu sesi ve taze çimen kokusu içimdeki karmaşaya karşılık dışımda bir sükunete sebep olmuştu.
Tatlı bir esinti çıplak kollarımdan yola çıkıp saçlarımı geriye savururken ancak idrak edebilmiştim. Kırdaki kovalamaca artık sona ermiş, yıllardır peşinden koştuğum buğulu silüet soluklanmaya karar vermişti.
Hemen yanımda nefes aldığını duyuyor, hareketlerini hissediyor fakat ondan tarafa dönmeyi başaramıyordum. Nihayet ona ulaşmıştım fakat onu görmeyi gerçekten istiyor muydum?
Yıllar süren bu derin merakı bastırmayı ve onunla yüzleşmeyi başarabilir miydim? Adını bile bilmeden geçen yıllar, yokluğunda aldığım yaralar bende bir damga gibi duruyordu. Onunla yüzleşmek, bu damgayı tenime kazıyan kızgın demiri bir daha canlandırmak demekti.
İç çekip ellerimi oturduğum kayaya bastırdım. Zihnimdeki soru bulutundan firar etmek için gırtlağıma dayanan soruları yutkunarak geri itmeye çalışıyor, dudaklarımı var gücümle birbirine bastırarak o altın soruyu kursağımda tutmaya çabalıyordum.
Neden gittin?
Yıllardır bunu düşünüyor, alternatifler üretiyordum. Mantıklı cevaplar ararken kendim sorup kendim cevaplıyor, onun yerinde olsam neden gidebileceğimi sorguluyordum. Sonra vazgeçiyordum. Çünkü bulabildiğim tek cevap, hiçbir cevabın olmamasıydı.
Bu soruya bir cevap arıyorsam bizzat konunun merkezindeki kişiye, anneme sormam gerektiğinin bilincindeydim ama bunu ona sorabilmem için onu bulmam gerekiyordu. Ben ise onun sağ olup olmadığını bile bilmiyordum.
Derin sessizliği yaran bir kuş sürüsünün cıvıltıları bedenimin irkilmesine sebep olurken yıllardır içimde büyüyen merakım ve öfkem tek bir cümlede titrek dudaklarımdan fırlayıvermişti.
"Neden gittin?"
Sorumla eş zamanlı olarak anneme döndüğümde silüet çoktan yok olmuş, beni bir kez daha yalnızlığımla başbaşa bırakmıştı. Kıvırcık bukleler artık omuzlarıma, yüzüme uçuşmuyor; beyaz bir elbisenin altından uzanan bacaklar sakince çimene değmiyordu. O bir kez daha gitmişti.
Ona ulaşmayı başardığım tek anda da benden kaçmıştı.
Uçurum, deniz, çimenler, kuşlar ve iç dünyamın zıttı sakinlikteki hava dönerek yok olurken baştan aşağı terler içinde yatağımda doğruldum. Derin nefesler alıp veriyor, alnıma yapışan saçlarımı geriye itiyordum. Yeri boylamış yorganım ve başımın altından kayıp gitmiş yastığım gibi ben de darmadağındım.
Ağlamak üzereydim fakat ağlayamıyordum. Bir ses çıkarmak için ağzımı araladığımda sadece sessiz bir hava çıktığında çaresizce ellerimi saçlarımdan geçirip henüz güneş doğmadığı için karanlık olan odamda göz gezdirdim. Odanın duvarları sanki üstüme geliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Knee Socks | Daddy Issues
ChickLitO mükemmeldi. Hayran olunasıydı. Gözleri, saçları, sesi, bedeni, yüzü... O tamamiyle kusursuzdu. Benden yaşlarca büyük olsa da içimdeki hayranlığı engelleyemiyordum. Umrunda bile değildim. Küçük bir kız çocuğunu kim severdi ki? Ama ben ona deli gibi...
