9

1.8K 142 26
                                        

Rose (Chaeyoung)

Akşam olmuştu. Bilgisayarla ilgili birçok şey öğrenmiştim. Çok yorgundum ama değmişti. Birde Yoongi'yi durdurmak zor olmuştu. Kendisi her boş vaktinde odama gelip, beni öptüğü için çok zorlanmıştım.

Yoongi'nin hala birkaç dosya işi vardı. Pencereden beni izlemediği bir anda hemen kendi odamdan çıktım ve diğer çalışanların yanına gittim. Lisa, Sehun'un masasının önünde ki sandalyelerden birine oturmuş vaziyette, durmaksızın konuşuyordu.

Sehun ise bilgisayarda bir işi halletmeye çalışıyordu. Onların masaları ve diğer çalışanların masalarının bulunduğu toplu bir yer vardı. Sadece makam sahiplerinin ve bu makam sahiplerinin asistanlarının odaları oluyordu.

Yani bu durumda, Yoongi en büyük makama sahip kişi oluyordu. Bende onun asistanıydım. Gerçi ben işi öğrenene kadar başka asistanlar ona yardım ediyordu ama yine de kağıt üzerinde asistanı bendim. Bu yüzden işi çabuk kavramak istiyordum.

Heyecanla, Lisa'nın karşısında ki sandalyeye oturdum. Benim gelmemle, ikiside beni yeni farketmişlerdi ve içten bir şekilde gülümsediler.

Benim geldiğimi arkadaki bir çalışan daha görmüştü ve sandalyesini arkasına doğru kaydırarak bize döndü. Onunla da sabah tanışmıştım. Tzuyu.

Lisa, "Chae, beni dinle." dedi heyecanlı bir sesle.

Lisa'yı dinleyemeden, araya Tzuyu girdi. "Asıl beni dinle. Bayan Yoora senin odandan ağlayarak çıktı. Ne oldu içerde?" diye sordu merakla. Çok heyecanlıydı. Sehun ise umursamazca, "Sen ona aldırma Chae. Yine dedikoduculuk peşinde o. Boşver..." dedi.

Bense şaşkındım. Yoora'nın gözlerinin dolduğunu görmüştüm ama ağlamasına gerçekten üzülmüştüm. Şaşkınlıkla çıkan sesimle, "Ağlamış mı?" diye sordum.

Lisa, o ara ben bunu derken Sehun'la fısır fısır bir tartışma içerisindeydi. Benim sorumla, elindeki kalemi sallamayı kesti ve yeniden bana döndü.

Tzuyu duraksamadan devam etti, "Kendi gözlerimle gördüm. Ağlayarak çıktı, senin odandan." dedi. Sehun, "Şu an bize ne bundan Tzuyu? Niye kızı rahat bırakmıyorsun? İşin yok mu senin? Bay Min'e şikayet ederim seni. Önüne dön!" deyince Lisa bu sefer kalemi Tzuyu'ya vurmuştu.

Tzuyu acıyla inlerken, "Asıl ben sizi Bayan Yoora'ya söyleyeceğim. Ahh...kahretsin!" dedi ve sandalyesini kaydırarak kendi masasına doğru gitti.

Sehun, "Yoora'nın yardakçısı, ne olucak?!" diye mırıldandı sinirle.

Lisa, konuyu dağıtarak "Her neyse, yarım saat sonra mesai sona eriyor. Üçümüz birlikte yemeğe çıkalım mı?" diye sordu. Sehun memnuniyetle gülümsedi ve "Olur. Gelir misin Chaeyoung?" diye sordu.

Tabii ya. Onlar benim, Yoongi'yle yaşadığımı bilmiyorlardı. Yoongi'yle olan ilişkimden haberleri bile yoktu. Tam o sırada odasından, telaşlı bir Yoongi fırlayınca üçümüzde şaşırmıştık.

Bizimle birlikte, diğer çalışanlarında dikkati Yoongi'nin üzerindeydi. Sanırım beni göremeyince, endişelenmişti. Beni gördüğünde sinirle 'gel' işareti yaptı ve geri odasına girdi.

Lisa ve Sehun'a son bir bakış attıktan sonra ayağa kalktım. Lisa heyecanlı bir sesle, "Oha, Bay Min seni çağırıyor." dedi. Altında bir ima yatıyordu sanki.

Benim yerime Sehun, ortalığı düzene soktu. Sakin ve normal bir sesle, "Asistanını çağırmayacakta, seni mi çağıracak? Ne kadar fesatsın Lisa!" deyip, Lisa'nın kafasına bir dosya fırlattı.

Lisa, acıyla bağırırken ben ve Sehun kahkaha atıyorduk. Tam o sırada Yoongi'nin tok sesini işitince üçümüzde sıçradık. Her bir harfinden sinir akarken, odasının içinden "Chaeyoung!!!" diye bağırdı.

Diğer çalışanlar bile korkmuştu. Daha fazla bekletmeden hemen odasına koştum. Kapıyı formaliteden tıklatıp, içeri girdim. Yoongi; siyah saçları dağınık, ceketini ve kravatını çıkarmış bir vaziyette sinirle beni bekliyordu.

Bilmem kaç kat yükseklikteki odasının, boydan penceresinin önünde ellerini cebine sokmuş bir vaziyette şehri izliyordu. Camda ki yansımasından beni gördü. Bende onu. Çok sert olan yüzünden, sinirli olduğu anlaşılıyordu.

Arkasını döndüğünde, korkudan bir adım geriye attım. "Gel." dedi otoriter sesiyle. Biraz tereddüt etsemde, başka şansım olmadığı için gittim.

Yanına vardığımda, belimden tutup beni kendine çekti. Ensemi okşayarak, sanki bana psikolojik bir baskı uyguluyordu. Sıkıntıyla nefes verip, "Neden görünmeden, çıkıyorsun. Gittin sandım, Chaeyoung.!." dedi.

Şaşırarak yüzüne baktım. İnce sesimle "Çok işin vardı Yoongi. Seni kendimle uğraştırmak istemedim." dedim.

Ensemde ki elini yanağıma getirerek, "Senden daha önemli hiçbir şeyim yok benim. Bir daha, nereye gidersen git; haber ver. Beni yine bıraktın sandım. Eğer beni yine terkedersen..."

Devamını getirememişti. Onu yine terkedeceğimden korkuyordu. Yavaşça onun kaslı beline sarıldım ve kafamı göğsüne yasladım. O da bana sarılırken, devamını getirdi:

"Biterim."

Beni kaybetme korkusuna sahip olduğu için üzülüyordum. Çünkü Yoongi, her zaman sevgiye muhtaç biri olarak büyümüş. Ailesi konusunda da, sevdikleri tarafından terkedilmek onun için büyük bir travma...

Gülümseyerek, "Seni bırakmam Yoongi. Benden yine kurtuluşun yok seni küçük, şirin domuz..." dedim. Alayı da barındırıyordu, sesim.

O da gülerek, "Domuz mu?" diye sordu. Benden ayrılarak, yüzüme bakmaya başladı. Tekrar yanağımı okşarken, "Övüyor musun? Sövüyor musun? Belli değil Chae..." dedi.

Şaşırarak, "Domuz mu dedim?" diye sordum. 'Evet' anlamında başını sallayınca, yine alayla "Bak görüyor musun? Tanrı söyletiyor..." dedim.

Hafif sinirle, "Seni varya..." dediğinde hemen ondan kaçarak dış kapıya ilerledim. O bana arkamdan gülerken, hemen odadan çıktım.


💮💮💮💮💮💮💮💮💮💮💮💮

BOOMSLANG // YoonRoseHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin