Hwayoung ile annesinin evine geldiğimizde zile bastım ve beklerken parmağımdaki yüzüğümü inceledim, bir sorun çıkmasından korkuyordum çünkü Jaehyun'dan ayrılmak istemiyordum.
Kapı açıldığında Hwayoung Minrae'ye 'anne!' diye bağırarak atladı ve sıkıca sarılırken gülümsedim, ikisi birbirlerine çok benzerlerdi. Hwayoung onun kopyası gibiydi, yüzüne bakarken Minrae'yi görnüş gibi olurdunuz.
Kapıdan içeri girip ayakkabılarımı kapının yanıma bıraktım ve ceketimi çıkartıp astım, Minrae ise kucağındaki Hwayoung ile bana sarıldı ve yanağıma bir öpücük kondurdu.
Bunu genelde yapmazdı ama bir şey dememiş ve gözlerimi kaçırmıştım, Hwayoung için buradaydım sonuçta.
İçeri ilerledikçe geniş evi daha çok görebiliyordum, her taraf dağınıktı. Masayı ve masanın çevresini kahve bardakları ve tabaklar dolduruyordu.
"Ah üzgünüm, bu aralar akşam çalışıyorum ve bu yüzden biraz dağınık."
Hwayoung'u koltuğa bıraktı ve hızla tabakları üst üste koymaya başladı, ona yardım etmeye çalıştım. Birlikte daha hızlı toplardık ortalığı sonuçta.
Dizüstü bilgisayarı masadan kaldırıp televizyon ünitesine bıraktım ve birkaç bardağı alıp mutfağa götürdüm.
"Anne, Hwayoung senin için yemek yaptı!"
"Ah tatlım, çok teşekkür ederim!"
Birbirlerini öpme sesleri geldikten birkaç dakika sonra Minrae tabaklarla gelip tezgaha bıraktı.
"Taeyong seninle çok önemli bir şey konuşmak istiyordum aslında."
"Hwayoung yemeğini yemedi, onu doyurmamız lazım önce."
Minrae kafasını sallayıp buzdolabının kapağını açtığında Hwayoung'a ilerledim ve mırıldandım.
"Gidip ellerini yıka Hwayoung."
"Tamam babacığım."
Salonda tek kaldığımda elimdeki yüzüğü okşamaya başladım, rahatsız hissediyordum.
Bir şey olacaktı.
İstemsizce elim telefona gittiğine Johnny'e mesaj atmıştım, başka ne yapabileceğimi bilmiyordum. Ona birbirlerine sahip çıkmalarını yazmıştım, o ise bana Jaehyun'un çoktan odasına gittiğini ve işlere gömüldüğünü belirtmişti cevap olarak.
"Geldim, şimdi ne yapacağız?"
"Şimdi mutfağa gelip masaya oturun."
Hwayoung koşarak mutfağa giderken yavaş adımlarla peşinden gitmiştim, keyifsizdim bugün.
"Hızlıca yiyin, sonra dışarı çıkalım!"
"Anne, biliyor musun? Jaehyun baba ve Taeyong baba bana kocaman bir ayı aldılar, adını Johnny koyduk!"
Eşim bana baktığında gülümsemeye çalışıp elimi kaldırdım, yüzüğüme gözü takıldığında yüzü de düşmüştü.
"Ben... birlikte oluruz sanmıştım."
"Ne?"
Şimdi eski eşim ve ben birbirimize bakıyorduk, Hwayoung da bize.
...
Johnny Jaehyun'un odasına kulağındaki telefonla girdiğinde Jaehyun kafasını kaldırmamıştı, hatta onu fark etmemişti.
Hızla kağıtları çeviriyor, bir şeyleri parmağıyla belirtip bilgisayara giriyordu, o kadar odaklanmıştı ki gözlerinin altı şimdiden kızarmıştı.
"Jaehyun."
Jaehyun Johnny'i duymadan devam ederken Johnny hızla ona yaklaşmış ve ellerini masaya hızla koyarken yüksek sesle tekrar etmişti.
"Jaehyun!"
Jaehyun hafif bir titremeyle ona döndüğünde Johnny onu süzmüş ve mırıldanmıştı.
"Hadi yemeğe gidiyoruz."
Jaehyun etrafa bakınıp telefonunu buldu ve saate baktıktan sonra mırıldandı, odasında saat yoktu çünkü çalışanlar dakikaları saymasınlar diye duvar saatleri koydurmuyordu.
"Sanırım çalışmaya devam etmeliyim."
"Taeyong ile kavga etmek istemezsin, cidden. Kalk gidelim."
Jaehyun gülümsedi ve ayağa kalkıp Johnny'nin yanına gitti. 'Taeyong' kelimesi onu ikna etmişti, kızgın halini pek fazla görmemişti ama Johnny onu korkutmuştu.
İkili aşağı inerken Johnny mırıldandı.
''Bence işi boşverelim, nasıl olsa patron ve yardımcısıyız, değil mi?''
''Tabi, şirket nasıl olsa kendi işlerini halledebilir.''
Johnny Jaehyun'un alay dolu konuşmasıyla gözlerini devirdi.
''Taeil gelecekti, onu alıp alışveriş merkezine gidelim.''
''Yakındaki restorana gidebiliriz.''
''Fransız görmek istemiyorum, bugün olmaz. Oraya Taeyong ile git, benimle değil.''
Jaehyun sırıttı, Johnny'i istemediği halde defalarca Fransız restoranına götürmüştü.
''Pekala, size uyacağım.''
Şirketin girşi katına ulaştıklarında Johnny koltukta gri takımıyla oturan kırmızı saçlı Taeil'i gösterdiğinde Jaehyun'un ağzı açık kaldı.
''Bu Taeil olamaz!''
''Evet, ilk gördüğümde bende öyle demek istemiştim.''
Jaehyun'un Taeil'e hızla ilerlemesine karşı Johnny de hızlanınca ikili koşmaya başladılar, şirkettekiler artık onlara alışmıştı.
Çünkü zaten patrona alışmama şansları yoktu.
Taeil'e alıp şirketten çıktıklarında Johnny Taeil'e yaklaşıp tatlılık yaparak sorular sormaya başladı, Jaehyun ise yüzünü buruşturarak onu izledi.
''Benim aşkım ne yemek istiyor?''
''Hamburger.''
''Peki günü nasıl geçmiş?''
''Seni görmeden önce iyiydi.'' Jaehyun yüksek sesle kahkaha attığında Taeil sırıtmış, ardından mırıldanmıştı.
''Şaka yapıyorum, tüm gün seninle buluşmak için bekledim.''
Alışveriş merkezine şakalaşarak girdiler, yemek katına çıktıklarında Johnny'i yemek almaya gönderdiler ve onlar oturup konuşmaya devam ederlerken Johnny endişeyle yanlarına geldi, elleri boştu.
''Taeil tatlım bir konuşalım mı?''
''Konuş Johnny.''
''Biraz gelsene şöyle.''
Jaehyun sessizce onları izliyordu, karşısında Jungkook ve Chanyeol olsa bunu yapmaz, bağırarak konuşmalarını söylerdi.
Johnny Taeil'i sürükleyerek götürdüğünde Jaehyun'un görüş açısından çıkmamışlardı, bir ona, bir de arkasına bakarak hızla fısıldaşıyorlardı.
Jaehyun arkasını döndü ve onca insanın içinde, Hwayoung'un önünde eski eşinin elini tutmuş, kırmızı yanaklarıyla gülümseyen ve saçlarını karıştıran Taeyong'u gördü.
Zaten gördüğü gibi de yerinden fırladı.
ama ilerledikçe gördüğü şey, onu durmaya zorladı.
Taeyong Jaehyun'un taktığı yüzüğü de çıkarmamıştı, o durmuşken, Taeyong'un gözleri yanlışlıkla onunla kesişti.
...
Bir koku alıyorum şey kokusu...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
For My Baby - JaeYong-
FanficJaehyun ev işlerini halledecek ve evinde kalacak biri arar. Taeyong ise boşandığı karısından, velayeti kendisinin üzerine olan bebeği için iş arar. Hem bebeğiyle vakit geçirmesi gerekiyordu, hem de para kazanması. "Taeyong kıyafetlerimi ütüler misi...
