Yorum sayısı pek düşük şu sıralar. Tepkilerinizi ve düşüncelerinizi paragrafların yanına yorum bırakarak bana duyurmayı unutmayın. Teşekkürler. ❤️
Susan elimi tutuyordu. Yüzüm donuktu. Sıfır mimik... Sadece gözlerimden yaşlar geliyordu.
Annemin iki kolu da bu yamyamlar tarafından arkadaşlarıma yedirilmişti. Muhtemelen şu an kızım ve dostlarım da akşam yemeğinde pişirilmek için sıra bekliyorlardı. Anlaşmayı kabul edip annemi, Xavier'ı ve bir arkadaşımı onlara yem edecek miydim? Etsem bile üçüncünün kim olacağını nasıl seçebilirdim? Anlaşma yapmazsam buradan hepimiz sağ çıkabilir miydik?
"Bize biraz zaman ver. Böyle elimiz kolumuz bağlıyken düşünemeyiz."
Zoe: "Zaman senindir Bay Murat. Bu gece yarısına kadar bana üçüncü olarak kimi seçtiğini söylersin. Belki "anlaşma yapmayacağım" gibi saçma bir fikirle gelirsen sonucuna katlanırsın."
Bu ihtiyar gerçekten sınırları zorluyordu. Kozlar onun elindeyken ağzımı açamamak canımı yakıyordu.
Susan'la odamıza geçtik. Sarılıp ağlamaya başladık. Jenny'yi o da kızı gibi görüyordu. Raja, kardeşim gibi gördüğüm Hakan, annem, yol arkadaşım olmuş Conan... Oradaki herkesin hayatı bize bağlıydı.
Anlaşmayı kabul etmek, kendi ellerimle annemi, X'i ve bir diğer arkadaşımı bu insanlara altın tabakla sunmak olur. Etmezsem buradan hiçbirimiz sağ çıkamayız.
Susan'la ağlaşırken kapımızın altından bir kağıt girdi içeri. Susie hemen ayaklandı nota doğru ilerledi. Eğildi ve kareli kağıda yazılmış cümleleri okumaya başladı.
"Size yardım edeceğim. Klozetin arkasına yapıştıracağım anahtar ahırın zincirinin anahtarı. Onunla arkadaşlarınızın yanına girebilirsiniz."
Çok karmaşık ve ezik büzük bir yazıydı bu. Okumak dakikalarımızı almıştı. Bu dostane yaklaşım kimden olabilir? Grace? Sharon? Belki Paulo? Bu evde bunu yapabilecek kimseyi tanımıyorum. Oyalanacak vaktimiz yok. Arkadaşlarımızı kurtarıp buradan defolup gitmeliyiz. Tuvalete gidiyorum.
Anahtarı klozetin arkasından alıyorum. Gerçekten bunu başarıyor olduğuma inanmıyorum. Yeniden umut doluyor içime.
Susan'ı kolundan kaptığım gibi benimle birlikte ahırın arka kapısına götürüyorum.
Kapıyı sabitlemek için kullanılmış koca bir tahta ve ona bağlı bir zincir. Anahtarı zincirin ucundaki asma kilide geçirip çeviriyorum. Kilidi çıkarınca zincir düşüyor. Tahtayı kaldırıp kenara atıyorum. Kapıyı açıyorum. İçerisi...
Tanıdık yüzlerle dolu. Mutlu olmak için erken. Önce onları buradan çıkarmalıyız. Buraya beraber geldiğim herkes birer saman balyasında uzanıyor. Tanımadığım 2 ya da 3 kişi daha var bizimkiler gibi. Susan'ın gözleri Jenny'yi arıyor o kalabalıkta, bense annemi.
Annemi görür görmez yatağın yanına gidip başımı karnına koyuyorum. Ağlamaya başlıyorum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Annem... İrkiliyor. Başını zar zor kaldırıp bana bakıyor. Elleriyle beni sarmak istiyor o an. Sarılıp, "Geçecek oğlum." demek istiyor ama kollarını yiyen yamyamlar yüzünden ölüm döşeğinde şimdi. Sarılamıyoruz. Bunun intikamını alacağım.
Ahırın kapısı o an aralanıyor gıcırdayarak.
"Vay vay vay... Demek yaşlı kadının inini bulmuşsun Murat. Söylesene. Annenin veya Xavier'ın onları feda edeceğinden haberleri var mı?"
Paulo'nun bu kalın sesi içimi ürpertiyor.
Hakan bana bakıyor ve Türkçe konuşuyor.
"Gerçekten Esma Annemi ve bizden birkaçını onlara mı bırakacaksın abi?"
Annem o an gözüme bakıyor. Gözleri dolu.
"Beni bırakıp gidecek misin oğlum?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İSTİLA
Mystery / ThrillerBirbirinden oldukça farklı insanların birlik olup yaşayan ölülere karşı ayakta kalma mücadelesi... Bu hikayede başrol yok. Herkes ölüm tehlikesi altında
