16.bölüm

200 10 12
                                    

Sadece ölen mi hayatını kaybeder? Senin yokluğun ne peki?

·͙⁺˚*•̩̩͙✩•̩̩͙*˚⁺‧͙⁺˚*•̩̩͙✩•̩̩͙*˚⁺‧͙⁺˚*•̩̩͙✩•̩̩͙*˚⁺‧͙

Beni böyle hatırlamaması için arkamı dönerken yumruklarımsıktığını fark ettim. Sanki bu konuda kızmaya hakkı varmış gibi."Bir daha düşündüm de, zaten seninle arkadaş olmak istemiyorum,jimin," dedim ve kapının tokmağına uzandım. Bana cesaret vermişolan votka aynı zamanda bu durum ve bağrışmalarımız yüzündenbeni hüzünlendirmişti de.

"Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Bu çocuğun sağı solu hiç belliolmuyordu. Hep melankolikti."Buraya bir daha asla dönmemek üzere odama gidebilmek için birotobüs durağı bulacağım. Seninle arkadaş olmaya çalışmaktan bıktım.""Tek başına otobüse binmek için saat çok geç."Olduğum yerde hızla dönerek ona baktım. "Bana bir şey olmasıgerçekten umurundaymış gibi davranma." Güldüm. jimin'in değişentavırlarını takip edemiyordum.

"Umurumda olduğunu söylemedim... sadece seni uyarıyorum.Kötü bir fikir.""Eh, jimin başka seçeneğim yok. Diğer herkes sarhoş; bende öyle."Ve nihayet gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Her şeyden sonrabir de şimdi jimin' in karşısında ağlıyor olmaktan duyduğum utancıanlatamazdım. Hem de bir kez daha.

"Partilerde hep ağlar mısın?" diye sordu ve başını hafifçe eğdiama biraz gülümsüyordu."Partiye sen de katıldığında öyle oluyor sanırım. Ve şimdiye kadarda sadece bu partilere katıldığımdan..."Yine kapıya uzandım ve bukez açtım."Jinnie dedi neredeyse duymayacağım kadar kısık bir sesle.Yüzünden bir şey anlayamıyordum. Oda yine dönmeye başladı vekapının yanındaki şifonyere tutundum. "İyi misin?" diye sordu. Mi­dem bulanmasına rağmen başımla onayladım. "Gidip birkaç dakikaotursana; sonra bir otobüs durağı bulmaya gidersin.""Odana kimseyi sokmadığını sanıyordum," dedim ve yere oturdum.Hıçkırdığım anda uyardı: "Odamda kusarsan..."

"Sanırım sadece suya ihtiyacım var," dedim ve ayağa kalktım,"işte," dedi, kalkmamı engellemek için bir eliyle omzuma bastı­rırken ve bana kırmızı bardağını verirken.Gözlerimi devirerek bardağı ittim. "Su dedim, bira değil.""Bu su. Ben içki içmem," dedi.Dudaklarımdan şaşkınlık nidasıyla kahkaha arasında bir sesdöküldü. jimin'in içki içmiyor olması mümkün değildi. "Harika.Burada oturup çocuk bakıcılığı yapmayacaksın, değil mi?" 

Aslında o sefil halimde yalnız kalmak ve baş dönmemin geçmesini beklemek istiyordum; jimin'e bağırdığım için de suçluluk duyuyordum.

 "En kötü tarafımı ortaya çıkarıyorsun," diye mırıldandım elimde olmadan.

"Bu çok sert bir yorum," dedi ciddi bir sesle. "Ve evet, buradaoturup sana bakıcılık yapacağım. Hayatında ilk kez sarhoş oldun veyanında olmadığımda eşyalarıma dokunma alışkanlığın var."

 Gidip yatağın üzerine oturdu ve bacaklarını kaldırdı. Yerimden kalkıp su bar­dağını elinden aldım. Büyük bir yudum aldım ve bardağın kenarından ağzıma gelen nane tadını hissedince jimin'in ağzının tadını merak etmekten kendimi alamadım. Ne var ki biraz sonra su midemdeki alkolle birleşti ve hevesim kaçtı.

Tanrım, bir daha asla içki içmeyeceğim, diye hatırlattım kendime,tekrar yere otururken.Birkaç dakikalık sessizlikten sonra jimin konuştu. "Sana bir soru sorabilir miyim?"

Yüzündeki ifade bana hayır dememi söylüyordu fakat oda banahâlâ yeterince sağlam gelmiyordu ve konuşmanın dikkatimi toplamamayardımı olabileceğini düşünerek, "Tabii" dedim."Üniversiteden sonra ne yapmak istiyorsun?"

Ona yeni bir açıdan baktım. Bu, gerçekten de sormasını beklediğimen son şeydi. Neden bakire olduğumu veya neden içki içmediğimisoracağını sanmıştım."Şey, yazar ya da yayıncı olmak istiyorum; hangisi önce gerçek­leşirse." Muhtemelen ona karşı dürüst olmamalıydım; sadece benimle alay edecekti. Ama herhangi bir karşılık vermeyince cesaretlenerek aynı soruyu kendisine sordum ve cevap vermek yerine sadece göz­lerini devirdi.

"Bunlar senin kitapların mı?" diye sordum sonunda, muhtemelenanlamsız bir soru olmasına rağmen."Evet," diye mırıldandı."En sevdiğin hangisi?""En sevdiğim diye bir şey yok."İç çekerek kotumdaki küçük söküğü çekiştirdim."Yine bir partiye katıldığını kai bey biliyor mu?""kai bey mı?" Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Ne demekistediğini anlamamıştım."Erkek arkadaşın. Hayatımda gördüğüm en büyük sersem.""Onun hakkında böyle konuşma. o-o nazik biridir," diye ke­keledim. jimin gülünce ayağa kalktım. kai'yı kesinlikle tanımıyordu.

"Sen onun kadar nazik olmayı ancak hayal edebilirsin," dedim sertçe."Nazik mi? Erkek arkadaşından söz ederken aklına gelen ilk ke­lime bu mu? Nazik olduğunu söylemen, sıkıcı olduğunu söylememek için nazik' bir tercih.""Sen onu tanımıyorsun.""Eh, sıkıcı olduğunu biliyorum. Bunu daha hırkasına ve mokasenayakkabılarına baktığım anda görebiliyorum." jimin başını arkayaatarak kahkahalarla güldü ve gamzelerine odaklanmadan edemedim.

"O mokasen filan giymiyor," dedim fakat gülmemek için elimiağzıma bastırmak zorunda kaldım. Su bardağını alarak bir yudumdaha içtim."Eh, iki yıldır çıkmanıza rağmen seni hâlâ götürmemiş. Dola­yısıyla sıkıcı olduğunu söyleyebilirim."Ağzımdaki suyu bardağa geri tükürdüm. "Az önce ne dedin sen?" Tam anlaşabileceğimizi düşünmeye başlarken yine böyle bir şey söylemişti.

"Ne dediğimi duydun, jinnie." Zalimce gülümsedi."Sen serserinin tekisin, jimin" diye hırladım ve yarısı boşalanbardağı ona fırlattım. 









•° instagram / @jenmin.only

AFTERHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin