Baekhyun
"Evet, harika Baekhyun! Biraz daha kaldır, tutuşunu sıkılaştır ve şimdi tam hedefe odaklan. Aklında hiçbir şey olmasın. Üç dediğimde... 1, 2, 3! Şimdi!"
Komutan Kris'in komutuyla silahı ateşlediğimde cam şişenin parçalara ayrılarak yere düşüşüne şahit olmuş ve yüzümdeki tebessümle komutana dönmüştüm. Komutan Kris de saçlarımı karıştırarak "İyi iş çıkardın, Baekhyun. Biraz dinlenebilirsin." demişti.
Oh, sonunda bitmişti...
Bir haftadır komutanlar bizi yoğun olarak atış talimlerine çalıştırıyordu ve hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorduk çünkü Kuzey Kore uslu durmuyordu. Bu nedenle savaşa ne zaman gidebileceğimiz de belli değildi.
"Kanki, kalbinden vurayım mı seni?" diye bir ses duyup arkama döndüğümde gerizekalı Sehun'un silahıyla kalbime nişan aldığını görmüştüm. Jongin, ona sinirle bakıp "Aptal aptal hareketler yapma, şeytan doldurur içini." dediğinde dil çıkarmıştı. "Seni vurmayacağım, hiç boşuna ağlama ayı!"
Jongin de ona dil çıkardığında gülerek ikisine baktım, ardından yanımıza gelen Jungkook'la bakışlarımız ona dönmüştü. "Kanka, komutan Chanyeol'un yaptığı şovu izlediniz mi? Üç saniyede iki silahla 20 şişe devirdi. Ben daha birini zor vururken hem de!" diyip dudak büzdüğünde Sehun omzunu sıvazlayarak "Üzülme kanki. Herkesin iyi olduğu şey farklıdır. Mesela bazıları atakta, bazıları yatakta iyidir. Gerçi yatakta da pek umudum yok senden ama." diye mırıldandığında Jungkook sinsice sırıttı. "Bir ara test edelim de göstereyim sana benim çavuşu."
Bizden iki metre uzaktaki komutan Lay, ona seslenildiğini sanarak "Efendim, Jungkook? Bir şey mi dedin?" diye bize döndüğünde gülmemek için elimle yüzümü kapatmıştım. Gülme Baekhyun, gülme...
Jungkook sesini yükselterek "Yok bir şey komutanım. Ben başka çavuştan bahsediyordum." diye bağırdığında komutan Lay, başını sallayarak önüne dönmüş ve Jimin'in atışlarını takip etmeye devam etmişti.
Dağılan konuyla salaklar yine kendi aralarında konuşmaya başladığında ben sıkıntıyla etrafımı izlemeye başlamıştım ama neyse ki bu sıkıntım çok uzun sürmemişti. Çünkü ileride antrenmanını bitirmiş, ağacın altında sohbet eden Jackson ve Bambam ikilisini görmüş ve diamond bulmuş gibi olmuştum. Bence bunlarla uğraşmalıydım ehehehe.
Heidi gibi hoplaya zıplaya yanlarına giderken birden önüme çıkan dev bir bedenle tam Heidi'nin dedesi gibi yere çakılacaktım ki ani bir refleksle belimden tutan güçlü kollar buna engel olmuştu.
Gözlerimi açıp bana sinirle bakan Chanyeol'la göz göze geldiğimde azar işitmemek için sevimlice kare gülüşümü yapmıştım ama bu tabii ki de işe yaramamıştı. Yarasa şaşardım zaten... "Önüne baksana! Neden köpek yavrusu gibi etrafta zıplaya zıplaya koşuyorsun?"
Yaptığı benzetmeyle kaşlarımı çattığımda "Ben köpek yavrusu değilim!" diye ciyaklamıştım ama sesim gerçekten de yaşımdan küçük çıkmıştı. Of... Beni yapamamışsın anne. Olmamışım...
Komutan Chanyeol bir an yüzünde daha önce görmediğim bir ifadeyle bana baktığında boğazını temizleyerek eski ifadesine geri dönmüştü. "Öylesin. Ayrıca önüne bakarak yürü biraz. Lego gibi girme insanlara."
Son sözüyle panikleyip kendimi savunmak için "Komutanım gerçekten çok özür dilerim. Yemin ederim, size girme gibi bir planım yoktu." dediğimde söylediğim son cümle ve komutanın çatılan kaşları yüzünden gözlerim şokla aralanmıştı. Siktir... Ne diyordum ben!?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hey, Soldier! (Chanbaek)
Fanfiction"Desenize yeni gelen komutan sizden de şerefsiz olacak." diye birden kendime engel olamayarak konuştuğumda hâlâ Lucas'a bakmakta olan komutan Soo sözlerimi duymamış gibiydi fakat sıranın başından gelen ses, çok daha farklı bir kişinin duyduğunun hab...
