Baekhyun
Operasyonun üzerinden nihayet günler geçmiş ve biz yine eski halimize dönebilmiştik. Açıkçası yaşadığımız şeyler bizde pek bir travma oluşturmamıştı. Sonuçta hepimiz iyiydik ve bir şekilde yaşıyorduk. Bu yüzden daha fazla drama gerek yoktu.
Hatta şu an komutanlardan gizli bir şekilde Bambam'ın içki zulasını patlatmış, bardakları peş peşe shotlayıp Müslüm baba eşliğinde koğuşta alem yapıyorduk ama neyse ki ben yine bu şerefsizler kadar çok içmemiştim. Eğer yakalanırsak birimizin durumu kurtarması gerekiyordu. Ve bu görev de koğuşun en mantıklı insanı olan bana düşüyordu ehehehe.
"Ya madem Kuzey koreliler tarafından esir alındınız, neden buraya geliyorsunuz oğlum? Gidin bir trene atlayın, Tayland'tan Filipinler'e geçin. Hayatınızı yaşayın. Karı-kızla alem yapın. Off ne güzeldir şimdi Afrikalı kızlar. Büyüyünce Türk kızıyla evleneceğim!" diye konuşan Taehyung'la bakışlarımız ona döndüğünde söyledikleriyle kafamı onaylamazca sallamıştım. Sadece bir şişeyle kafayı mı bulmuştu cidden?
Taehyung'un söyledikleriyle Tao da kaşlarını çatarak "Filipinlerde Afrikalı kızlar değil, Arap kızlar gezer bir kere, cahil. Ayrıca benim senin gibi karı kızla da işim olmaz. Okuyup adam olacağım ben. Kardeşimi kurtaracağım." dediğinde sarhoş Luhan'ın gözlerinin dolmasına neden olmuştu. "Canım abim!" diyerek yerinden kalkıp Tao'ya sarıldığında kendimi Küçük Emrah filminde gibi hissediyordum. Ulan, bunları hak edecek ne yapmıştım?
Tamam, Luhan ve Tao'nun bize bu kısa zaman içerisinde adapte olmasına seviniyordum ama neden yerlerde olan ortalamamızı daha da aşağı çekiyorlardı? Kıyamadığımdan laf da söyleyemiyordum çünkü geçmişte pek iyi şeyler yaşamamışlardı ve bu durum oldukça üzücüydü.
Luhan ve Tao, Kuzey Koreliler tarafından kaçırılmış ama daha sonra kendileri kaçmayı başarabilmiş iki kardeştiler. Son iki yıldır, kimse onları bulamasın diye Güney Kore sınırında saklanıyorlardı ve eğer onları o evde biz bulamasak büyük ihtimalle Kuzey koreliler tekrar ele geçirecekti. Tanrım, iyi ki zamanında yetişebilmiştik...
Ayrıca kaçırılma nedenleri de maalesef babalarıydı. Hangi insan çocuklarını, başka ülkenin insafsız yöneticisine sırf güçlü olsunlar diye satardı ki? Güç, acımasızlık demek değildi. Eğer iyi bir şey uğruna kanının son damlasına kadar mücadele edersen güçlü olurdun ama bunu anlayamayan insanlar da vardı.
Bir tek Tao ve Luhan'ın babası değil, çoğu Çinli ve Kuzey Koreli de böyle düşünürdü. Keşke bunu değiştirebilmek mümkün olsaydı. Tao ve Luhan için her şeyin çok güzel olmasını, onlara kaybettikleri çocukluğu geri vermeyi isterdim. Ama her istediğimiz maalesef mümkün olamıyordu...
"Pişt, Çinli güzel, ayaktayken o narin ellerinle şişeyi bana uzatabilir misin?"
Sehun'un sesiyle düşüncelerimden sıyrıldığımda şerefsizin yine Luhan'a yavşadığını görmüştüm. Zaten geldiğinden beri rahat bırakmıyordu çocuğu. Annen uzaylı mı göktaşı gibi çocuk doğurmuş, tenin ne kadar yumuşak tıpkı bebek poposu gibi, abine sor eve damat lazım mı gibi söylediği cümlelerle hem bizi hem de Luhan'ı bıktırıp duruyordu. Bu durum, Jongin'le kavga etmesinden bile daha kötüydü ve şimdi fark ediyordum da Luhan geldiğinden beri Jongin'le de çok kavga etmemişlerdi.
Bakışlarım Jongin'e döndüğünde sessiz bir şekilde Sehun'a şişeyi uzatan Luhan'ı ve öpücük atarak şişeyi alan Sehun'u izlediğini görmüştüm. Ve bu hali neden bilmiyorum ama bir farklı gelmişti gözüme. Normalde Sehun'a laf atması gerekmez miydi?
"Kardeşime yavşamaktan vazgeç, karga surat. Yoksa ben o suratı dağıtmaktan hiç çekinmeyeceğim." diyen Tao'yla Sehun korkarak yerine hızlı bir oturuş yaptığında yaptığı harekete diğerleri gülmüş ama Jongin'in yüzünde yine mimik oynamamıştı. Daha çok bir şey düşünür gibi hali vardi. Sanırım yakın zamanda onunla bir konuşma yapsam iyi olacaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hey, Soldier! (Chanbaek)
Fiksi Penggemar"Desenize yeni gelen komutan sizden de şerefsiz olacak." diye birden kendime engel olamayarak konuştuğumda hâlâ Lucas'a bakmakta olan komutan Soo sözlerimi duymamış gibiydi fakat sıranın başından gelen ses, çok daha farklı bir kişinin duyduğunun hab...
