bölüm VIII

37 5 88
                                    

"Ay kafayı yiyeceğim en sonunda. İteklediler bu konuşmayı. Neyse, pes etme Lalin. Rezil olma yeter. Çok bi beklentin yok zaten."

Lalin salonun ortasında not defteri, bilgisayar ve kahve kupaları ile birlikte can çekişiyordu. Aslında basit bir konuşmaydı ama bunu fazla büyütmüş, iki gündür konuşmasını hazırlıyordu.

"Lalin ya salonu işgal ettin iki gündür! Bitmedi mi daha?" Eylül elinde kupasıyla gelip koltuğa oturduğunda Deniz'de kulağında telefonla giriş yaptı.

"Ya, bende seni özledim bebeğim ama işim var bugün. Annem gelecek, onu alacağım havaalanından. Akşama müsait olursan bir şeyler yapalım?"

"Sana hep müsaitim." Deniz aldığı cevapla kanepeye oturdu ve sırıtmaya devam etti. Lalin ve Eylül cevabı duymasalar da tahmin edebilmişlerdi sırıtışından.

"Bugünde düştük çok şükür."

"Ayrıca, annenle bizzat tanışmak istiyorum artık. Mümkün mü?"

"Erenaşkım biliyorsun benlik sıkıntı yok. Nikahıma bile alırım seni şu an ama anam bir gelsin, evin hali için, buzdolabında bulduğu çikolatalar, abur cuburlar için azar yiyeceğiz daha. O azar faslından sonra Lalin salak salak konuşur dağıtır konuyu, Eylülaşkım yapıştırır kahveyi, bende açarım konuyu hallederiz. Ki zaten reddedeceğini sanmıyorum. Olmadı rüşvet veririm ayol." Nefes almadan konuştuğundan derin bir nefes çekti içine. Fazla yükselmişti. Kendi kendine gülüp sevgilisini dinledi.

"O zaman haberleşiriz bebeğim, öpüyorum." Görmese de gülümsediğini biliyordu. Telefonu kapatıp bağrına bastı.

"Çok seviyorum ben bu çocuğu ya!"

"Onu biliyoz zaten. Mal değiliz, hoş şu halimle bu cümleyi kurmam saçma ama..." Lalin gözü bilgisayarda konuştu. Not defterine yazdıklarını toparlayıp bilgisayara geçiriyordu. Eylül'de kafasını sallayıp kahvesinden bir yudum aldı tekrar. Sabahtan beri müşterisinin istediklerini nasıl uygun şekilde yerine getireceğini düşünüyordu.

İşini genelde böyle hallederdi. Önce kafasında canlandırır sonra çizim yapar bir de nasıl durduğuna bakardı. Üzerinde mutlaka oynamalar olurdu ama çok değişmezdi.

Sessiz ortam telefonun çalmasıyla bozuldu. Lalin telefonunu aradı gözleriyle. Televizyon ünitesinin üzerinde olduğunu görünce oflayıp ayağa kalktı.

"Kim arar ki lan beni?"

"Hastan olabilir? Arkadaşın diyeceğim çok yok o yüzden isim veriyorum Hasan olabilir?" Lalin parmağını şıklatıp Eylül'e döndü.

"Zeka akıyor maşallah! Tü tü tü nazar değmesin! Ama yanlış cevap çünkü Bora arıyor, da niye?"

"Ekmek almaya gitmiyon iki gündür karşılaşmıyorsunuz, özlemiş belli ki çocuk. En azından sesini duyayım mantığı." Eylül tekrar konuştuğunda Lalin gözünü devirirken gülen taraf Deniz'di.

"Az önce ettiğim iltifatı geri alıyorum."

"Ağlamayı bırak da aç telefonu. Önemli bir şeydir, belki bir saniye daha duymazsa sesini ölecek çocuk!"

Lalin arkasını dönüp odadan çıktı.

"Efendim?"

"Nasılsın?"

"Gerçek ruh halimi mi merak ediyorsun, öylesine sorduğun bir soru mu?"

"Yalan söylemeyeceğim, öylesine sordum ama gerçek ruh halini söyle sen."

"Konuşma iteklediler de, onunla uğraşıyorum."

"Yazık olmuş, ama üstesinden gelirsin sen."

TurşuHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin