"Annem ne zaman gelecek?"
Yemek masasının masa kısmını takarken, meraklı ses tonuyla ve yarım İngilizcesiyle soru soran Marvin'e çevirdim bakışlarımı.
"Birazdan gelir oğlum," deyip mutfağın duvarında asılı olan saate göz attım. "Çıkmıştır işten."
Hızlı hızlı başını sallayarak, "Tamam," dedi. Julia ise dudaklarını büzmüş bir şekilde bizi dinliyordu. Bugün, üçümüz arasından anneyi en çok özleyen benden sonra oydu sanırım.
Onun da masasını taktıktan sonra eğilip yanağını sulu bir şekilde öptüm. Annesinin kızı olduğu için bundan hoşlanmadı, şişko elleriyle yüzümü ittirmeye başladı. Ben de elini tutup hırkasının açık bıraktığı bileğini birçok kez öptüm. Böyle öpüşüm hoşuna gitmiş olacak ki küçük parmaklarıyla çenemi tutup iki yanağımı da nazikçe öptü; bu artık günlük alışkanlığımız olmuştu. Katniss hepimizi böyle öpmeyi çok sevdiği için artık hepimiz birbirimizi böyle öpüyorduk.
Önlüklerini taktıktan sonra tezgâhtan ara öğün olarak yedirdiğimiz iki kase yoğurdu aldım, plastik kaşıklarla birlikte önlerine koydum. Acıkmış olacaklar ki hemen yemeye başladılar. Katniss kendileri yemek yerken üstlerini batırdıkları için buna izin vermiyordu, fakat bir süre sonra zamanı daha verimli kullanmamız gerektiği için biz de kendi başlarına yemelerine izin vermiştik.
Julia'nın örgüsünün içine alamadığı öndeki kısa saçlarının onu rahatsız ettiğini fark ettiğimde masanın altındaki çantadan bir tane kelebek toka aldım. Biraz zorlansam da tüm saçlarını toplayıp, tokayı takıp amacıma ulaşabildim.
Mutfaktaki adanın taburelerinden birine oturup hazırladığım kahveden birkaç yudum içtim. Katniss yemekten önce kahve içtiğimi görse beni çok fena azarlardı, diye düşünüp kendi kendime güldüm.
"Neler yaptınız okulda bakalım?"
İkisi de, şehrin biraz daha ormanlık alanında kalan, benim bile çocuk olup günlerimi orada geçirmek istediğim bir anaokuluna gidiyorlardı. Katniss ile okulu gezmeye gittiğimiz ilk gün sınıfların duvarlarına çizilmiş resimleri, parlak gezegenlerin aydınlattığı uyku odasını, her türlü oyuncağın bulunduğu kocaman bahçesindeki parkı görünce beş yaşındaki hallerimize dönüp birbirimize otuz iki diş sırıtmıştık. Uyku odasında yatıp uyumak istediğimi söylediğimde üzgün yüz ifadesiyle kameraları göstermişti.
"Ben bir sürü ağaç çizdim," diye cevap verdi Marvin. Mendil alıp burnunun üzerine gelmiş yoğurdu sildim.
Sessizce yoğurdunu yemeye devam eden Julia'ya döndüğümde, "Sen neler yaptın güzelim?" diye yeniden sordum. Julia ikizi kadar konuşamadığı için ağzından laf almak için sorularımızı üsteliyorduk.
Böyle konularda -yürüme, konuşma, emme- bir doktorla evli olmak dünyada bir babanın elde edebileceği en büyük nimetti. Katniss ve ben arasında paranoyak olan kişi ben olduğum için birinin diğerine göre geri kaldığı konularda hemen paniğe kapılıyordum, bunu kafamda büyütüp büyütüp kendime dert yaratıyordum. Dile getirildiğinde uzun gibi duran, fakat aslında dakikaları bile almayan bu süreci Katniss anında fark edip beni sakinleştirme derslerine başlıyordu; her çocuğun aynı olmadığını, ikisinin neredeyse her konuda çok farklı yollarla büyüdüğünü ve temel becerilerini birbirleriyle karşılaştırmanın bu yaşlarda hiçbir değeri olmadığını bana uzun uzadıya anlatıyordu. Hatta bazen bunları anlatmaya ve devamında gelecek sorularımı cevaplamaya o kadar üşeniyordu ki direkt makaleyi ya da kitabı bana iletiyordu.
"Ağaç çizdik," diye cevap verdikten sonra yeniden önüne döndü. Fakat saniyeler geçmeden başını mutfağın çıkışa doğru çevirip mızıklanmaya başladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
circle | styles
FanfictionBu hikaye, birbirlerini geç bulup sonsuza kadar sevebilecek iki insanın hikayesi.
