18. Body Shaming

10 4 0
                                        

One republic- Counting stars

9 ay... Dile kolay 9 aydır Gediz'i seviyordum. Bu kadar bağlanmam az çok anlıyordum aslında. hatta maddeleyerek göstereyim size de.

1) Gediz çok düzgün ve gerçekten aşık olunası bir insandı.

2) Onunla neredeyse doðduðumdan beri tanışıyorduk ve duygularımın değiştiğini hemen fark edebilmiştim. 9 yaşındaki gibi bakmıyordum ona. Hem ne ben 9 yaşındaki gibiydim ne de o.

3) Evimde, okulumda, mahallemde kısaca her yerdeydi. Özellikle aklımda ve kalbimde. Bu 9 ayda Gedizsiz bir saniyem bile geçmedi.

9 ayda insanlar içlerinden canlı bile çıkarıyorlar arkadaşlar benim de kalbime birini almam önemli bir mesele deðil. Yalnız doðumu benden daha iğrenç anlatan birini gördünüz mü? Muhtemelen göremezsiniz. Kusmayın diye doðum meselesini kapatıyorum. Neyse maddelere geri dönelim.

4) Sadece benim deðil onun da bana ihtiyacı vardı. Ciddiyim, bunu takıntılı gibi söylediğimin farkındayım ama gerçekten ciddiyim. Bazen insanların sevildiklerini deðer gördüklerini hissetmesi gerekiyor. Ve ben onu seviyorum, deðer veriyorum. Bu hayat bize adil davranmadı. Gediz de ben de hatta Melek de acılarla büyüdük ve olgunlaştık biz. Yaşıtlarımızın eðlendiði şeyler bize eğlenceli gelmiyor. Yaşıtlarımızın güldüğü, mutlu olduðu şeylere biz gülmüyoruz veya eðlenmiyoruz. Yapacak bir şey yoktu bu konuda. Biz de böyle büyüdük ve ben bundan hiç mutsuz deðilim. Sığ bir insan olmaktansa böyle olmayı tercih ederim.

5) Biz Gediz'le birbirimize çok benziyorduk. Moliere'in de dediği gibi; En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır. Çok haklı. Aynı şeylere gülüp bazen aynı bile düşünebiliyorduk. Bunu anlıyordum gözlerinden. Ve bunu bir insanda bulmak bence çok zordu.

Bu 5 madde de aslında anlamsız biliyor musunuz? Ben onu sadece ama sadece sevdim. Karlılık beklemeden. Maddelere sığınmadan. Bu 5 madde olmasa sevmeyecek miydim? Hayır tabi. O Gediz'di. Bir insan bütünüyle insandır. Sadece kaşıyla, gözüyle, parasıyla deðildir. Bir bütündür insan. Eşizdir. Yaydıkları enerji farklıdır. İnsandır işte. Bir anlam aramamak lazım. Ben de onu bütünüyle seviyordum.

Hani diyorlar ya ben dış görünüşe hiç önem vermem. Yalan. Hatta en büyük yalanlardan biri. Dışını beğenmediğin hiçbir insanı tanımaya çalışmazsın. Sonuçta birini ilk gördüğünde onun yüzüne bakıyorsun, içine deðil. Ama böyle bir şey var ki. Birincisi iç güzellik gerçekten dışa yansıyor. Bir insan ne kadar güzel/yakışıklı olursa olsun içi kötüyse onu hayatınızda istemiyorsunuz. Ve ne kadar çirkin olursa olsun (çirkinlik kime göre neye göre bu lafımdan kimse alınmasın lütfen. şu an ki sadece güzellik anlayışımız küçük burun, pürüzsüz yüz, büyük gözler, kalın dudak, mikroblading kaşlar, lifting kirpikler, 34 beden vücutlar olduğu için bu kalıba uymayan herkese çirkin diyorlar zaten maalesef) içi güzelse dışına yansıyor. Sanki yüzüne bir nur gelmiş gibi hissediyor insan. İkincisi de gözler kalbin aynasıdır. Bir insan öyle bir bakar ki size eliniz ayağınız birbirine dolaşır. Sanki gözleri bir şeyler anlatıyordur size. Bu söz benim hayat felsefem olmuştur zaten. İlk tanıştığım birinin hemen uzunca gözlerine bakar ve onun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışıyorum. Yanılma oranım şimdiye kadar %1'di. Çünkü insanlar dilini çok rahat susturabiliyorlardı ama gözlerini asla. Bilmiyorum benim özel gücüm (böyle şeylere çok özeniyorum çünkü ben dskdlk) veya yeteneğim diyebilir miydim. Ama gerçekten gözler konuşuyordu. Bana göre.

Günlüğümü kapatıp masadan kalktım. Biz bu konuya nasıl geldik peki? Derslerden sıkılmıştım en son ve biraz kafa dinlemek için düşüncelerimi döktüm kağıda. Bu günlüklerimi biri okusa var ya yanardım. Acaba Çağın veya abim okuyor mudur? Nasıl okusun ki ben hep dolabımın alt kısmındaki çekmecede iç çamaşırlarımın altındaki kutuda saklardım. Mümkünatı yok kimse bulamazdı. Anneannem hariç tabi. O bulabilirdi çok rahat ama hem daha bulmadığını görebiliyorum hem de okuma yazması yok. O yüzden sıkıntı yoktu. Sizde şu an yerini öğrendiniz ama zaten benim evime gelmeyeceğiniz için sıkıntı yok. Ben niye hep konudan konuya atlıyorum ya. Sınava sadece 1 ay kalmıştı ve galiba ben ufaktan sıyırmıştım. Bunun başka açıklaması yoktu. Acaba hayatlarımız ne yöne evrilecekti. Yoksa hiçbir şey değişmeyecek miydi? Bunu 1 ay sonra anlayacaktık. Çok heyecanlıydım. Ben ne yapacaktım? Gediz ne yapacaktı acaba? Gediz'i bir daha göremeyecek miydim ben? Ne yapardım onsuz. Zaten şimdi de çok fazla göremiyorum ki. Ne bize geliyor ne de okula. İşe başlamış Melek'ten duyduğum kadarıyla. Sen git onunla konuş o zaman derseniz... Hayır arkadaşlar ben malım. Ciddi söylüyorum malın önde gideniyim. Yani çocuğu seviyorsun bu belli. E git konuş gerizekalı. Yok oturduğum yerde bana yazmasını bekliyorum. Başka işi gücü yok çocuğun bana yazacak. Oldu. Galiba ben reddedilme korkusu yaşıyorum. Bunun başka ne açıklaması olabilir ki? Reddedilmek bana sanki ölüm gibi geliyor. Böyle aşılandı çünkü. Muhtemelen bu da bir travmaya bağlı duygu durumdur. Nasıl ama travma, duygu durum falan... Bu aralar kitap okuyorum da. Ondan yani hemen şaşırmayın. Bilmiyorum bu ne zamana kadar böyle gidecekti. Siz de artık bir şeyler olmasını bekliyorsunuz. Ama ben de bekliyorum işin garip tarafı. Bir adım atmam gerekiyor evet. Ama korkuyorum. Daha önce hep sanaldan konuşurdum insanlarla. Hiç sevgilim olmadı, flört bile. İlk sevdiğim kişi de uzaktan bir akrabam olunca da çekinmekte haklıydım tabi. Anneanneme, abime nasıl hesap verecektim. Ne diyecektim? Duyarlarsa üzülmelerinden korkuyordum. Annemle abimi bırak Melek'e bile daha hiçbir şey söylememiştim. Duyarsa beni gebertirdi. Of. Ne hale düştüm ben ya. Gerçekten keşke bir cevabım olsa. Ama yok. Neyse akışına bırakıyorum o zaman. En iyisini zaman gösterir derler. Zaten başka ne yapabilirdim ki zamana bırakmayıp. Melek'i kaybetmek istemiyordum, Gediz'i kaybetmek istemiyordum. Eğer öğrenirse kaybeder miydim bilmiyorum. Ama nasıl tepki vereceğini bile bilmiyorum ki zaten. Kısacası argo deyimle ayranımın dökülmesini istemiyordum yani. Allah sonumu hayır etsin.

BALIK VE DENIZBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin