ALACA'NIN ELLİ TONU

10 3 0
                                        

Tibet'in soyadı Alaca :-D

Motorlarımıza atlayıp eve geldiğimizde sakinleşmiştim. Diğerleri daha sonra gelecekti. Bizim sinema kursumuz ertelendiği için eve erken gelmek zorunda kalmıştık. Kapıyı açıp içeriyi görmemle olduğum yerde kalakaldım. Adım atamıyordum. Arkamdan telefonla konuşarak gelen Tibet farketmeyip bana çarptı.

     "Niye durdun?"
"Doğru adreste değiliz herhalde. Abim taşınıp bana haber vermeyi unuttu kesin."
"Niye ki?"
Omzumun üzerinden içeri göre Tibet'in şaşkınlıktan kaşları havaya kalktı.
"Üçüncü Dünya Savaşı mı çıktı? Çernobil'e atılan bomba yıllar sonra yönünü şaşırıp buraya mı düştü? Seri katilden kaçarken önüne geleni ona mı fırlattı? Ne olmuş lan bu eve?" Ben hala sakinliğimi korumaya çalışıyordum.
"Burası benim evim olamaz. Yok, yok bu evi ben sabah böyle bırakmadım. Bu ne her yer her yerde ya!"

Üzüntüden ne diyeceğimi bilemeyip klasik bir anne sözü bile söylemiştim. Bir süre sonra başıma yeni teşrif eden aklımla içeri girip telefonda bir numara tuşlamaya başladım.

"Kimi arıyorsun?"
"Nerdesin?"
"İstanbul'dayım aşkım. Sen? Bu arada hoparlördesin."
"Kapat."
"Neyi?"
"Hoparlörü."
"Kapatmam bebeğim söyle."
"Emin misin?"
"Eminim canım."
"İyi tamam." Derin bir nefes aldım. "Şerefsiz, adi köpek. Ne bu evin hali? Ben sabah evi böyle mi bıraktım? Kahvaltı sofrasını bile kaldırmıştım ki yola gideceksin evde uğraşma bir şeyle diye. Ama bir geldim ki ev harp bölgesi. Sanki bir yerde savaş varmış da geçerken bizim eve de uğramışlar. BU NE? "
" Tamam sakin aşkım bağı..."
"Kesme lafımı. Oğlum sen geleceksin bu eve sonuçta. Ben sana neler neler yapıcam. Teyzemden doğduğuna pişman olacaksın. Yanına gittiğinde annen bile tanıyamayacak seni, o hale getiricem. Koskoca devletler gelip üzerinde uyguladığım işkenceleri öğrenmek isteyecek. Ayaklarıma kapanıp yalvaracaksın bana 'Nolur yeter.' diye. Ama ben daha yeni başlamış olucam. " Derin bir soluk verdim. İçimi boşaltmak iyi gelmişti.
"Kapat şu telefonu!"
"Tamam sakin misin biraz daha?"
"Değilim, olacağımı da sanmıyorum. Geldiğinde umarım evi yerinde bulabilirsin." Cevabını beklemeden telefonu suratına kapattım. Telefon hemen geri çaldı. Baktığımda Çağlar'ın adını gördüm. Yaşlarımız yakın olduğu için ona pek abi demezdim.

"Efendim Çağlarcım. Yediğin laflar yetmedi mi?"
"Yok aşkım. Telefonu kapatırken hep söylediğim şeyi söylememek garip geldi." Gülümsedim. "Seni seviyorum."
"Ben de seni." dememle telefonu kapattı. Ağlamamak için dişlerimi sıkmıştım. O sırada gözüm Tibet'e takıldı.

"Neye bakıyorsun?"
"Yok bir şey. Canavar geri girdi mi diye bakıyordum. Senin gözlerin mi doldu?" diye sormasıyla gözümden bir damla yaşın düşmesi bir oldu. Yanıma gelip bana sarıldı.
"Ben bu gerizekalıya her kızdığımda telefonu kapatırken bana 'Seni seviyorum' diyor. Bütün sinirim gidiyor. Nerde atıcam ben bu siniri?"
"Sen ona mı üzüldün? Ondan kolay ne var? Bende atarsın olur biter."

Kafamı kaldırıp Tibet'e baktığımda yarım ağızla gülümsemesini gördüm. "Hadi ağlamayı bırak."

Yanaklarımı ellerinin arasına aldı ve gözyaşlarımı silmeye çalıştı. Tam o sırada kapı açıldı.

"Patron yanlış zamanda geldik herhalde. Yürüyün kızlar gidelim."
"Ya ne yanlış zamanı Sinan. Girin içeri."
"Tamam da sen niye ağladın?"
"Sinirlerim bozuldu."
"Peki... Oha bu evin hali ne bomba mı düştü?"
"Onu demeyeydin iyiydi."
"Ben seni küvetin başında sandalyeye bağlayıp ağzına kadar dolu suya kafanı sokup o suya elektrik vermezsem bana da Cevza demesinler." Etrafı toplamaya giriştim.
"Abov. Bu nasıl fantezi güzelim. Bence sen yol yakınken bırak bu kızı patron. Allah bilir bu kız sana yatakta neler neler yapar."
Tibet'le iş yapmayı bıraktık. Dönüp Tibet'e baktım.
"Salak salak konuşmayı kes Güney! Cevza'yla yatacağımı da nerden çıkardın? Ben neden Cevza'ya bakayım?"

SENSİZ BEN... Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin