17| günah

272 30 41
                                        


"Jinie!"

"Efendim bebeğim!"

Namjoon gülümsemeden edemedi. Beraber bisiklet turuna çıkmışlardı ve oldukça mutluydu. "Hoseok ve Yoongi ne zaman gelir?" Arkasında kalan sevgilisine sormuştu esmer tenli. Arkadaşlarını da yanında istiyordu. "Bilmiyorum güzelim. Birazdan burada olurlar herhalde." Duyduğu kelime hoşuma gittiği için gülümsemesi büyümüştü.

Seokjin sürüşünü hızlandırdı ve Namjoon'a yetişti. Zaten bilerek gerisinde kalıyordu çünkü onu izlemeyi seviyordu. Ayrıca arkasında kaldığı için kokusu burnuna geliyordu ve buna bayılıyordu. "Biraz ara vermemize ne dersin bebeğim?" Namjoon başını salladı ve biraz daha ilerledikten sonra durdular. Bisikletlerini yan yana park ettikten sonra çimlere oturdular.

Seokjin derin bir nefes aldı ve sevgilisini izlemeye başladı. Giydiği kahverengi bahçıvan tulumuyla çok tatlı olmuştu. Altına gri bir tişört giymiş, kahverengi saçlarını ikiye ayırmıştı. Halka küpelerini takmış, tırnaklarını ise ojesiz bırakmıştı. Avuçlarını yere yaslamış kapalı gözleriyle gülümserken Seokjin onu yememek için kendisini zor tutuyordu.

Ona baktıkça sadece onu konuşmak istiyordu. Bu yaz gününde güneş değil baktığı insandı içini ısıtan. "Namjoon..." Yardım dilenir gibi çıkmıştı sesi. Gözlerini açıp ona dönen sevgilisiyle kalbinin teklediğini hissedebiliyordu. "Efendim sevgilim?" Sevgilim... Ona böyle seslendiği zaman ay tutulurdu gözlerinde, varlığına şükrederdi.

"Seni bir yaz gününe benzetmek mi? Ne gezer
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgarlar örseler, Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz.*"

Namjoon duydukları karşısında gözlerinin dolmasını engelleyememişti. Hızla olduğu yerden kalkmış ve sevgilisinin yanına gelmişti. Ona sımsıkı sarılmıştı. "Seni seviyorum." Seokjin saçlarının arasına bir öpücük bırakmıştı. "Seni seviyorum bebeğim."

"Amma da romantikmişsin be Seokjin." Yoongi'nin sesiyle ayrılmıştı ikili. Yoongi birkaç kere alkışlamıştı Seokjin'i. "Alkış tutacağına bir şeyler öğrensene." Hoseok'un alıngan sesiyle hemen ona dönmüştü Yoongi. "Benim ne kadar romantik olduğumu en iyi sen bilirsin mandalinam. Neden böyle diyorsun?" Seokjin kahkahasını tutamadı. "Mandalinam mı? Gerçekten çok romantikmişsin Yoongi." Namjoon gülüşü arasında Seokjin'e yavaşça vuruyordu.

Diğer çift de karşılarına oturmuştu. "Seninle ne kadar romantik olduğumu tartışacak değilim Seokjin. İşine bak." Yoongi koluyla Hoseok'un belini sararken konuşmuştu. Eğilerek yanağına bir öpücük bıraktı. "Bunu sadece Hoseok'umun bilmesi yeterli." Kolunu sıklaştırdı ve Seokjin'e ondan tiksinir gibi bir bakış attı. Hoseok gülmeden edememişti; onun bir tek kendisine ayrı olmasını seviyordu.

"Aman aman. Yemedik Hoseok'unu." Seokjin gözlerini devirerek konuştuktan sonra sevgilisinin şakağına kokusunu içine çekerek bir öpücük bırakmıştı. "Ne zaman evleniyorsunuz siz?" Namjoon'un sorusu üzerine Hoseok gülümsemişti. "Daha tarih belirlemedik. Hem acelemiz yok ki." Yoongi sevgilisine doğru döndü. "Ne demek acelemiz yok? Bana kalsa bir an önce evlenmeliyiz." Yoongi geçen hafta evlenme teklifi etmişti sevgilisine. Evlenmek için Hollanda'ya gideceklerdi ama henüz tarihi belirlememişlerdi.

sil baştan | namjinBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin