Elleriyle ovuşturdu gözlerini; çok acıyor ve yanıyorlardı ama göğsünün sol köşesindeki yangın kadar olmadığını biliyordu. Derin nefesler çekiyordu ciğerlerine ama nafileydi, içindeki ateşi söndürebilecek kadar havayı zaptedebileceğini sanmıyordu.
Görüşü bulanıklaştı ve bir hıçkırık kaçtı düğümlenen boğazından. Kaç saattir orada öylece oturup boşluğu izlediğini bilmiyordu ama artık ağlamadan duramıyordu. Durmayan hıçkırıklarıyla göğsü inip kalkıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu ama içinden bir ses tüm bu yaşananları hak ettiğini fısıldıyordu ve işin en kötü yanı ise onun haklı olduğunu biliyordu.
Dirseklerini dizlerine yasladı ve elleriyle yüzünü örterek ağlamaya devam etti. Boğazı acıyor, gözlerinin acısı gittikçe çoğalıyordu ama umrunda değildi. Eğer ağlamakla her şeyi değiştirebilecek olsa durmadan ağlamaya razıydı. İçindeki sesin hiçbir şeyi değiştirmeyecek olsa bile ağlamaya mahkûm olduğunu söylemesi acısını daha da katlıyordu.
Yoongi'nin son sözünden sonra Namjoon'un nasıl kahrolduğu, acıyla ağlamaya başladığı ânı zihni tekrarlayıp duruyordu. Ne kadar da kötü bir insandı böyle! Başına gelen her şeyi kesinlikle hak ediyordu lakin tüm bunların sevdiğini incitmesine dayanamıyordu. Kendisi durmadan ağlamaya, cezası neyse çekmeye razıydı ama onun da böyle bir durumda olduğunu bilmek, hissetmek en büyük işkenceydi onun için.
Elinden bir şey gelmemesi en büyük çaresizliğiydi genç adamın. Olan biten şeyleri anlamıyordu ki! Neden yaşanmıştı bunlar, neden o saçma isteği kabul olmuştu da bu duruma düşmüşlerdi? Bu bir şans mıydı, eğer öyleyse ne diye her şey tekrar açığa çıkmıştı?
Hiçbir şey bilmiyordu ve bu durum yüzünden çıldırmak üzereydi. İstediği tek şey sevdiği kişiyle mutlu olmaktı. Elbette önceden yaptığı şeyleri tasvip etmiyordu ama artık öyle biri değildi. Neden kimseyi inandıramıyordu buna? Çok yorgundu; istediği tek şey sevdiği adamın kucağına başına koymak, kalbinde hissettiği sevgisi ve saçlarındaki elleriyle uyumaktı.
Ne kadar ağladığını bilmiyordu ancak ağlamasının bittiğini ve sadece iç çektiğini fark ettiğinde saate baktı ve oldukça geç olduğunu gördü. Umuyordu ki Namjoon da bu saate kadar ağlayıp uyanık kalmasındı. Kendisi yüzünden harap olmasını istemezdi ama bunun mümkün olmadığının farkındaydı. Ne de olsa âşıklardı.
Canı canına karışmış, onu üzen şeylerin kendisini de üzdüğünün, o incindiğinde kendisinin de incindiğinin farkındaydı.
Yanaklarını sildi usulca ve olduğu yerden kalkarak yatak odasına ilerledi. Onsuz burada uyumayı hiç istemese de yatağa uzandı kıyafetlerini değiştirmeden. Zaten uykuya dalamayacağının bilincindeydi. Ama bu sefer uyumak isterdi, uyumak ve tüm bu olanları unutmak isterdi. Sağ tarafına döndü ve gözlerini pencereye dikti. Dizlerini olabildiğince göğsüne çekti ve küçüldükçe küçüldü. Gözlerini yumarak göz yaşlarının akmasına müsaade etti.
-----------
yıllar sonra gelen ilk bölümü bu kadar kısa beklemediğinizin farkındayım
zaten çok az bir kısmı kalmıştı ama yarısını yayımlamak istedim öncelikle o bitmeden de kimler kalmış, hâlâ beğeniyor musunuz görmek istedim
ama kaç kişinin kaldığı önemli değil bi şekilde bunu bitirmek istiyorum
gerçekten iki yılı geçmiş 😭
umarım tekrar beğenirsiniz
diğer bölümü de kısa sürede yayımlayacağım
😽
ŞİMDİ OKUDUĞUN
sil baştan | namjin
Fanfiction"Keşke hiç tanışmasaydık!!' Seokjin nereden bilebilirdi öylesine söylenmiş bir cümlenin gerçekleşeceğini? Seokjin'in kalbi yine ona aitti peki Namjoon için de aynı durum geçerli miydi? *** semejin ve ukejoon içerir!
