💌
Her şey karmakarışıktı, tıpkı ablamla izlediğim o çizgi filmdeki gibi. Hem saçlarım da sarıydı benim, Flynn neden bu kadar nazlıydı ki? Dalgalar ayak parmaklarıma çarpıyor ve beni gıdıklıyordu ancak geri çekilmek istemiyordum. Belki Flynn saçımı sarkıtmadığım için gelmemişti bana. Saçlarımın uçları tuzlu suya dokunurken yüzümü buruşturdum. Gelmemişti. Ameliyattan çıktığımda yanımda olur sanmıştım. Gelmemişti. Gelmeyecekti.
"Ne yapıyorsun burada tek başına?"
Gelmiş miydi?
"Flynn?"
Büyükçe bir beden yanıma oturmadan önce omuzlarıma hırkasını bıraktı. "Leş gibi alkol kokuyorsun. Hem bir dakika ya, Flynn kim?" Dik tutamadığım başımı omzuna yaslayıp gözlerimi yumdum. "Şu sarışının sevgilisi işte. Hani saçını sallıyor aşağıya. Sen bana bir yerden tanıdık geliyorsun ama çıkaramadım bu arada." Ben konuşurken gülmesiyle sinirlenip göğsüne yumruk attım.
"Ne vardı bu kadar içecek?"
Tadım kaçmıştı yine, hepsi o Jungkook yüzündendi. Gözlerimden dökülen her bir yaş da dudaklarımda yeşeren her bir gülüş de onun yüzündendi. "Gitmek istemiyorum."
Kaşlarını çatıp geri çekildiğinde bedenimi kumlara bıraktım. Adanın en güzel yanı gökyüzünün her daim yıldızlarla dolu olmasıydı, bir de o vardı tabii. Gökteki tüm yıldızlara bedel gözleri vardı. "Gidecek misin?" O da bedenini benimkinin yanına bıraktı ve kolunu başının altına aldı.
"Hıhm." Uykum var. Ve yanımdaki yabancı böylesine güzel gözüken göğe bakmak yerine sadece beni izliyor.
"Neden sana göz kulak olmam gerekiyormuş gibi hissediyorum?"
Bunu bana mı yoksa kendine mi soruyor olduğunu bilemediğimden bir cevap veremedim. Gözlerim kapanırken kokusu hiç olmadığı kadar yakından geliyordu burnuma. Başımı göğsüne yasladığımı bedeninin sıcaklığından anladım.
💌
Jungkook, nefes alışverişi düzene giren kadının saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Ne zaman onun yanında olsa kendini endişelenmekten alıkoyamıyordu fakat endişesinin nedenini de anlayamıyordu. Bir şeyler yanlıştı. Zihni karmakarışıktı.
Anılarındaki kız çocuğunun saçları kahverengiydi, şimdi neden sarı olduğunu birçok kez sormak istemiş ama korkmuştu. Neyden korkmuştu? Ne zaman geçmişinin puslu anıları aydınlığa kavuşsa göğsünde bir sızı beliriyordu. Geceleri uykularından ağlayarak uyanıyordu. Tüm bunların kucağındaki kadınla bir alakası olduğunu biliyor ancak sorularına cevaplar alamıyordu.
Gitmek istemiyorum demişti. Nereye gidecekti?
O dikiş izine yeniden dokunmuş gibi parmak uçlarının yandığını hissetti. Şelaleden döndükleri gece gözlerini yumduğu her an farklı bir anıyla geri aralamıştı. Hiçbir zaman bir ablaya sahip olmamıştı ancak onun acısını iliklerine kadar hissedebiliyordu. Tıpkı sol kolundaki yaraların üzerine dövmeler kazıması gibi kazınmıştı derisinin altına genç kadının acısı. Bunun bir tesadüf olmadığının farkındaydı. Annesini kaybettiği o araba kazası, hastanede yattığı fakat bilmediği bir nedenden ötürü hatırlayamadığı o dönem, sevdiği kadın ve küçük kız çocuğu; her şey şu an yanında huzurla uyuyan kadınla başlamıştı.
Taehyung, uzunca bir süredir platonik olduğu Jennie'nin sarhoş bir şekilde aramasıyla Jungkook'u koluna taktığı gibi buraya getirmişti. Diğer üç kadın salonda sızmışken biri eksikti. Tüm evi nasıl bir panikle aradığını bir tanrı bir de o bilirdi, onu evin yakınındaki sahilde bulduğunda hissettiği yoğun duyguyu da. Neden? Neden bu kadar çok korkuyordu onu kaybetmekten?
Chaeyoung'u uyandırmamak için gayret göstererek yavaş adımlarla ilerledi. Ondan hemen ayrılmamak için mi yoksa uyanmaması için mi yavaş yürüdüğünü bilmiyordu. Kendini bu soruya cevap verebilecek kadar cesur hissetmiyordu. Kucağındaki beden huzursuzca kıpırdandığında eve götürmekten vazgeçip şezlonglardan birine yatırdı. Üzerinde hala Jungkook'un hırkası vardı.
Gözleri kısık bir şekilde açıldı. Kaşları çatık, dudakları büzülüydü. "Bana en sevdiğin prensesin Rapunzel olduğunu söylemiştin. Şimdi upuzun sarı saçlarım var ama beni hatırlamıyorsun." Gözlerinden yaşlar süzülürken genç adam ne yapacağını bilemedi. Dudaklarından dökülen cümleler zihninde anlam kazanamıyordu.
"Bunu sana ne zaman söyledim?"
Genç kadının yattığı şezlongun yanına bir şezlong çekti ve oturdu. Gün doğumuna oldukça az bir süre kalmıştı. Hava oldukça soğuk ve rüzgarlıydı. Çıplak kolları esen rüzgarla üşüdüyse de tek bir kelime etmedi. Chaeyoung'un uzun bir süredir burada üşüyerek oturduğunu bilmek ona kendini unutturuyordu.
"Hatırlamıyor musun gerçekten de? Hani bahçeye çıkmıştık beraber. Ben banka oturmuştum sen de tekerlekli sandalyendeydin." Genç kadın aklına gelen şeyle birlikte kıkırdadı. "Senden çook uzundum o zaman çünkü ayağa kalkamıyordun. Şimdi omuzlarına geliyorum sanırım."
Jungkook'un kaşları çatıldı. Hastane bahçesini anımsarken kalbinde yine bir sızı baş göstermişti. Bir anlığına kendini yeniden o bahçedeymiş gibi hissetti. Güneş tepedeydi ancak ağaçlar onlara gölge sağlıyordu. Hastanede yatan diğer pek çok hastayla birlikte bahçede canlı müzik dinliyorlardı. Şarkı söyleyen kadının yüzünü çok net hatırlıyordu. Yura'ydı. Şimdiye dek o bahçede hep yalnız olduğunu sanmıştı. Yanı başında oturan Chaeyoung'un varlığı zihninden silinip gitmiş gibiydi.
"Saçını neden sarıya boyadın?" Yattığı yerde doğruldu ve sarı saçlarıyla oynamaya başladı. Yüzünde çocuksu bir hüzün vardı. "Dedim ya, Rapunzel olmak istedim."
Genç adam sorusunu yinelerken bir elini kadının şezlongun üzerinde duran eline yerleştirdi. "Chaeyoung, saçını neden boyadın?"
"Annemle babam beni her gördüğünde benim yüzümden ölen ablamı hatırlasın istemedim. Benimle geçirdiğin günler yüzünden acı çekecek olan sen beni hatırla istemedim. Chaeyoung olmak istemedim, Roseanne olmak istedim." Gözlerinden yeniden yaşlar süzülmeye başladığında Jungkook kollarını kadının bedenine doladı. Onunla geçirdiği günler yüzünden neden acı çekecekti? Bugün için yeterince soru sormuştu. Onu daha fazla yormak istemiyordu.
Ağlaması dindiğinde onu yeniden kucağına aldı ve eve adımladı. Gözleri kapanan genç kadını sarsmamak için özen göstererek kapıyı çaldı. Taehyung uykulu gözlere kapıyı açtığında şaşkınlıkla ağzı açılmıştı. Bir şeyler söyleyecek olduğunda Jungkook'un ters bakışlarıyla karşılaşıp sustu. Bu konuyu daha müsait bir anda kesinlikle dile getirecekti.
Chaeyoung'un olduğunu bildiği odaya girdi ve onu yatağa bırakıp üzerine bir battaniye örttü. Gitmemek için bir bahane arıyor ancak bulamıyordu. Kafası karışıktı. Böyle olmak zorunda mıydı? Onu yeniden görmek istiyordu. Hakkında, haklarında daha çok şey öğrenmek istiyordu. Hırkasını ondan almadı. Onu görebilmek için geride bir sebep kalsın istedi.
Arkadaşıyla birlikte evden ayrıldığında bir sigara yaktı ve ileride bazı şeylerin bu kadar karmakarışık olmamasını diledi. Eğer sarışın o olacaksa Flynn olmak o kadar da kötü olmayabilirdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fanfictionbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
