on sekiz

387 46 48
                                        


Ocak 2012


İkinci tenefüstü. Okulun bahçesi aniden hareketlenmişti.  Ortam gittikçe hararetlenirken, siyah saçlı çocuğun söylediği cümle, kendisini zar zor tutan diğer gencin sabrını taşırmıştı.

"Daha anan baban kim belli değil, seni bırakıp gitmişler. Kim bilir kimin p*çisin lan! Bir de gelmiş bana artislik taslıyorsun!" 

Kendisine söylenenleri gururuna yedirememişti delikanlı. Siyah saçlı çocuğun yakasına yapıştı. 

Kavganın büyüyeceğini fark eden kızlardan biri koşarak kantine gitmiş, çay almak için beş dakikalığına bahçeden ayrılan nöbetçi öğretmeni çağırmıştı. Adam anında gerilmiş, özellikle de kendi nöbetinde bir sorun çıkmasını istemediği için soluk soluğa varmıştı bahçeye. İki genci arkadaşları ayırmaya çalışsa da hırsları gözlerini kör etmiş ve zapt edilemez hâle gelmişlerdi. Birbirlerini iteleyip kakalamaya çalışıyor, öfkelerini haykırıyorlardı. Dehşet verici sözcükler havaya uçuyor, gökte yankı yapıp puf diye kayboluyordu. 

"Ne oluyor burada! Ayrılın evladım!"

Okulun en saygı duyulan hocalarından biriydi bu. Sözünü anında dinletebilmesini de öğrencilerden duyduğu saygı ve sevgiye borçluydu elbet. Biraz da çekinirlerdi ondan. İyiyken harika biri olsa da tersinin pis olduğunu bilirdi çocuklar. 

Gençler birbirlerinden ayrılırken, göğüsleri hızla inip kalkıyordu. 

Kalbinin güm güm atışını duyabiliyordu Umut. Üstü başı dağılmıştı. Alev alev parlayan ela gözleri hâlâ siyah saçlı çocuğun üzerindeydi ve öfkesini bakışlarıyla kusmaya devam ediyordu.

İncinmişti. En hassas olduğu yerden bıçakla yarasını deşmişlerdi. Daha fazla alttan alması mümkün değildi. Şimdiye dek hep sabretmişti bu kendini beğenmiş çocuğun kibirli hallerine. O efendiliğinden susarken, çocuk da edepsizce 'ben susturdum' sanmıştı. Gittikçe tepesine binmişti. Ama buraya kadardı işte. Hak etmişti çoktan o yumruğu. Bu kavganın bir noktadan sonra gerçekleşmesi gerekiyordu. İçine daha fazla atamıyordu Umut.

"Neyi paylaşamıyorsunuz! Şu halinize bak! Bir de delikanlı adam olacaksınız! Düzeltin şu üstünüzü başınızı! Sonra da doğru müdür beyin yanına!"

İki gencin bakışları sonunda birbirlerinden ayrılırken, öğretmenin dediğini yaparak dağılan üst başlarını toparladılar. 

Umut, gömleğinin yakasını düzeltti ve etraflarında çember olan kalabalığı fark etti. Üzerinde bir çok bakış vardı. Bir kaçıyla denk gelince rahatsız olarak önüne döndü ve hocasına baktı.

"Düşün önüme! Siz de dağılın gençler! Hadi!"

Adamın söylediklerini herkes bir robotun aldığı emri yerine getirmesi gibi ikiletmeden yapıyordu. Siyah saçlı çocuk önden, Umut arkasından, öğretmen de en arkadan, peş peşe binaya doğru yürüdüler ve içeriye girdiler. 

Öğretmen durumu müdüre bildirip gençleri onunla baş başa bıraktı ve ayrıldı. Müdür bey "Derdiniz ne?" diye ciddiyetle sorduğunda ikisinden de ses seda çıkmamıştı. Gençleri uyaran ve gözünü korkutan adam, son olarak "Senin babana, senin de kaldığın kuruma haber vereceğim," dediğinde siyah saçlı çocuğun gerildiği her hâlinden belliydi. 

"Babama söylemeyin hocam. Lütfen. Birdaha olmaz."

Çocuktaki endişeyi fark eden Umut "Hem babasından korkuyor, hem millete bela oluyor," diye söylendi içinden. 

ZehirHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin