Bu çocuğun hayatı çok zor olmalıydı. Kim bilir onun gibi daha kaç çocuk böyle şeylere maruz kalıyordu. "Yahya"dedim. Bana dönüp "efendim Yusuf abi"dedi. "Orda sana ne yaptırıyorlardı?"diye sordum. Kulağıma yaklaşıp sessizce "benden dilencilik yapmamı istediler. Eğer para getiremezsem kolumu kesiceklerini söylediler." Bu nasıl bir acımasızlık ve kötülüktü. "Peki senin gibi başka çocuklar da var mıydı?" diye sordum. "Evet bir sürü. Hatta bir çocuğun para getiremediği için kolunu kestiler." Gözleri doldu ve ağlamaya başladı. "Abi nolur yardım et ben kolumu çok seviyorum." Onu böyle gördükçe içim parçalanıyordu. "Peki size bunu yaptıranların yeri nerede?" diye sordum. Kulağıma yaklaşıp "eğer bunu bir başkasına söylersem canımın çok yanacağını söylediler." dedi. Anlaşılan çocukları çok kötü tehdit etmişlerdi. "Korkmana gerek yok. Senin bunu bana söyleyeceğini benden başka kimse bilmeyecek. Bana her şeyi anlatabilirsin. Ben sana yardım edeceğim." dedim. Çocuk bir iki saniye düşündü ve "Foça'da denizin dibinde bir binanın arasından uzun kuytu bir yoldan geçince"dedi. "Eski Foça mı yoksa yeni Foça mı?" diye sordum. Bit iki saniye düşünüp "yeni Foça"diye cevap verdi. "Peki senden rica etsem beni oraya götürebilir misin?" dedim. "Abi lütfen gitme. Yoksa seni de öldürürler." Tam o sırada telefonum çaldı. "Efendim" diye açtım telefonu. "Alo Yusuf ben Akif"diye cevap geldi. "Buyur Akif"dedim. "Yusuf bu senin komşun Elif varya"dedi. "Evet var"dedim. "Bugün buraya gelip seni sordu." Elif beni mi sormuştu? "Neden ki?"diye yanıtladım. "Hani sen vuruldun ya. Seni merak etmiş evine gitmiş. Bakmış yoksun. Buraya gelmiş." Ah Elif "Ee sen ne dedin?" diye sordum heyecanla. "Başta bilmiyorum dedim ama sonra kız hüngür hüngür ağlamaya başladı. Babası seni kesin bulmuştur da yakalamıştır da öldürmüştür diye." Nasıl ama? Bu çok garipti. Elif benim için ağlamış mıydı şimdi? "Akif sen ne dedin sonra?" diye sordum. "Bişey diyemedim. Önce sana sorayım dedim. Senin bu kızın babasıyla ne gibi bir bağlantın var?" Bir süre duraksadım ve "O Rıfat'ın kızı." dedim. "Ne ama nasıl olur? Sen neden söylemedin bunu?" dedi sitemle. "Hani ben Rıfat'ın elinden kaçtım ya"dedim. "Evet" dedi. "İşte benim asıl kaçmama o yardım etti. Ama bunu kimseye söylememem gerekiyordu. Ben de bu yüzden anlatmadım. Ondan zarar gelmez." dedim. Bir süre duraksadı ve "peki senin Hamza Akçay olduğunu biliyor mu?" diye sordu. "Hayır bilmiyor." diye yanıtladım. "Tamam Yusuf ben anladım. Ama kız çok fena ağlıyor. Telefonu iki dakika vereyim de içi rahatlasın o zaman." dedi ve telefondan şöyle bir ses geldi. "Elif Hanım iki dakika gelebilir misisiniz." Kısa bir süre sonra "Yusuf"diye bir ses geldi bu Elif'in sesiydi. "Elif"dedim. "Yaşıyorsun." dedi heyecanla. "Evet"demekle yetinmiştim. "Peki ya nerdesin? Nereye gittin böyle yaralı yaralı." diye sordu. "Ben kendimi korumak için çok uzak bir yere gidiyorum." dedim. "Peki orası neresi?" diye sordu titreyen sesiyle. "Üzgünüm bunu söyleyemem" dedim. "Peki geri dönücek misin?" diye sordu. "Allah bilir" dedim. "Küçük bir hıçkırık sesi geldi. "Peki" dedi ve telefonu Akif'e verdi. İçim paramparçaydı. "Yusuf bu kızdan zarar gelmez. Belli kız çok da üzgün nereye gittiğini söyle en azından." dedi ve telefonu geri Elif'e verdi. "Alo Elif." dedim. "Efendim" diye yanıtladı. "Benim nereye gideceğimin bir önemi yok. Ama şunu bil ki ben güvendeyim. Baban bana hiç bir şey yapamaz." dedim. "Peki ama ben artık kime güveneceğim." dedi. Gözümden bir damla yaş geldi. "Akif'e güvenebilirsin. İstediğin zaman ondan beni arayabilirsin." dedim. "Tamam peki. Allah'a emanet ol." dedi ve telefonu kapattı. Ağlamamak için kendimi çok zor tutmuştum. Bir süre sonra kafamı yanımda oturan Yahya'ya çevirdim. Ben bu çocuğa nasıl yardım edebilirdim ki? "Aç mısın?" diye sordum. Mahcup mahcup kafasını salladı. Küçük bavulumdan acıkırsam diye koydukları sandviçi ve suyu çıkardım. Sonra bunları Yahya'ya uzattım. "Al bakalım." Çocuk bir anda kocaman bir şekilde gülümsedi. "Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır kuru ekmekten başka hiç bir şey yememiştim." dedi ve bana sarıldı. Bu küçük çocuk çok zor şeyler yaşamıştı. Onu kurtarmalıydım. Ama nasıl? Çocuk yemeğini yerken telefonumu çıkarttım. "Salih'e bu çocuk hakkında her şeyi yazdım. "O illaki bir şeyler yapardı." Bir süre cevap bekledim. Ama yazan olmadı.
Yolun yarısına gelmiştik. Bir anda tren durdu. Trende arıza falan mı olmuştu yoksa? Trenden içeri yüzlerinde siyah maskeler olan üç adam girdi. Ellerinde silahlarla tüm treni dolaşıyorlardı. Onları görenler çığlık atıyor. Çocuklar büyüklerine sığınıyordu. Yahya bana döndü ve "Abi bunlar beni arıyorlar. Ben bundan seneler önce kaçmaya çalıştığımda da bu kılıkla beni yakalamışlardı. Sonra da beni yakalayıp evire çevire dövmüşlerdi."ağlamaya başladı. "Abi kaç kurtar kendini seni de öldürmesinler." Adamlar bizim yanımıza gelmişlerdi. Silahı bana doğrultup. Yahya'ya "geç arkama" diye bağırdı. Yahya korkudan titreye titreye yanımdan ayrılıyordu ki ben Yahya'nın kolundan tutup ayağa kalktım ve çocuğu arkama aldım. Adamlar silahı daha da yaklaştırıp "bu ne cüret" diye bağırdılar. Belime ne olur ne olmaz diye yerleştirdiğim silahımı çıkartıp adamlara doğrulttum. Buradan ya sağ çocukla beraber çıkacaktım. Ya ölü ama Yahya'yı kurtarıp çıkacaktım. Ama ne olursa olsun çocuğu kurtaracaktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Amiyane Zevahir
AçãoEğer bir polis mafya tarafından kaçırılırsa ne olur? Ya polisin artık bu mafyadan kurtulması mümkün değilse? Peki bu mafya bu polis için sandığından daha da önemliyse? Bazı şeyler bazen sebepsiz ve çok basit görünse de altından hiç de basit şeyler...
