9.Bölüm

19 9 1
                                        

Rıfat bana bakıp "hadi yine iyisin polis ölümden döndün." Eli f öyle bir anlatmıştı ki Rıfat bile yaranın çok büyük olduğunu düşünüyordu. Gerçi damara gelmişti ama... Hasan'ın yüzünden ne kadar korktuğu anlaşılabiliyordu. Rıfat bana gülümseyip belinden 'bi saniye silah çıkaramaz değil mi?' telefonunu çıkarttı. Oh... Bana telefonunu gösterip "az önce annen aradı. Meşgule verdim ama kadını şüphelendirmeyelim ara istersen." dedi ve bana söz hakkı tanımadan annemi aradı. Telefon çalıyordu. Bir kere çaldıktan sonra açıldı. Telaşlı bir kadın sesi gelmişti hoparlörden. Ben şimdi anneme ne diyecektim? Onu telaşlandırmamam lazımdı. "Alo Yusuf yavrum sen misin? Az önce aradım açmadın. İyi misin çocuğum?"dedi. Sesi o kadar içtendi ki..."Alo annecim iyiyim, az önce aradın açamadım işte n dolayı pek müsait değildim de. Seni de ihmal ettim bir süre. Çok özür dilerim annecim. Biliyorsun meşgul olmasam arardım seni. Sen sakın telaşlanma işler biraz uzadı ben en kısa sürede yanına gelicem. Sen merak etme." dedim. Annem biraz sinirli birazda telaşlı bir sesle "Ya ben nasıl merak etmeyeyim Yusuf zaten bi ekmek almaya gittin günlerdir yoksun. Gittiğin gün bi aradın sonra ne haber ne mesaj. Senin tam olarak ne işin var sen bana bi açıklasa." Ben şimdi ne yalan uyduracaktım. Rıfat'a bir bakış attım. Sonra da "anneciğim ben seni birazdan arasam olur mu?" dedim. "Ara yavrum ara birazdan ara." dedi ve telefonu kapattı. Onu sinirlendirmiştim. Gerçi kadın haklıydı. Rıfat'a bakıp konuşmaya başladım."Ne deyim kadına ben İzmir'deyim, mafya babasının biri beni zorla saçma sapan bir yerde tutuyor mu diyim?" Rıfat beni dalgaya almış gülmeye başlamıştı."saçma sapan bir yer ha. Hiç güleceğim yoktu." Beni ciddiye almıyordu belki ama ben ona kendimi ciddiye aldırmasını bilirdim." Bak Rıfat benim annem senin bildiğin korkak insanlara benzemez. Benim annem eğer benden tatmin edici bir cevap alamazsa bu işin peşini bırakmaz. Gider emniyete bu işi soruşturur. Ve emin ol yerimi tespit eder. Buraya sağlam bir ekiple gelip beni kurtarmazsa ben de Yusuf değilim. Eğer başını belaya sokmak istemiyorsan iyi bir yalan bul" dedim. Rıfat biraz şaşırmış biraz da korkmuştu."Sen neden yalan bulmamı istiyorsun ki burdan kurtulmak istemez misin?" Belli ki ağzımdan laf almaya çalışıyordu. Aklı sıra annemin bunu yapamayacağına kendini inandırmış bunu benim uydurduğumu bana itiraf ettirecekti." Bak Rıfat burdan kurtulmayı elbette isterim. Ama ben sizi kendim hapse atmak istiyorum. Bu zevki başka birine kaptırmak istemem."dedim. Sinirlenmişe benziyordu. Ama bir yandan da bu söylediklerime pek inanmamıştı. Kahkaha atmaya başladı."Peki polis öyle olsun. Buluruz bir yalan. Sen de sonra bizi tutuklarsın (!) Hah ha hay. Hiç güleceğim yoktu. Duydun mu İsmail bizi tutukluyacakmış" dedi. Hasan bana yapma işi karıştırma demeye çalışırken yani o anlamda bir bakış atarken Rıfat'ın arkasına dönüp Hasan'a bakmasıyla gülmeye başladı. "Hah hah hay aynen baba bizi tutuklayacakmış." dedi. Bana ya sabır bakışı atıp gülmeye devam etti. Onun bu hareketi çok normaldi ama ben onu bekleyemezdim. Anlaşmamı çoktan yapmıştım. Üzgünüm Hasan... Bakışlarımı Rıfat'a çevirip ona "Yalanını duyayım."dedim. Kahkahası bir anda durmuş yüzü sinirle gerilmişti. gözlerimin içine dik dik bakıp "Annene İzmir'de gizli bir görevde olduğunu söyleyeceksin." dedi. Aslında çok mantıklıydı Böylece beni sık aramayacaktı. Kime sorarsa sorsun istediği cevabı alamayacağından beni bulamayacaktı. Gerçi bu yalandan sonra beni bulmasına gerek de kalmayacaktı ama
..."
"Peki." dedim.
Rıfat telefonla annemi arayıp telefonu bana tuttu. Telefon çalıyordu telefonun her çalışında kalbim biraz daha hızlanıyordu. Telefon fazla çalmadan açıldı. Kalbim fazla hızlanmadan(!)... Annemin sesi geldi hoparlörden onu okadar özlemiştim ki... Ona yalan söylemek hiç istemesemde buna mecburdum. "Alo Yusuf" bekletmeden cevap verdim. "Alo annecim, nasılsın?" Sevecen bir ses geldi hoparlörden "İyiyim yavrum sen nasılsın?"dedi. "İyiyim annecim ama benim pek vaktim yok şimdi sen boşuna meraklanıp telaşlanma diye sana herşeyi anlatıcam ama telfonunu kimsenin duymadığına emin ol." Hoparlörden bir ses geldi." Bir dakika..." "Tamam yavrum şuan kimse duyamaz anlat sen." Onu bekletmeden hemen cevap verdim. "Annecim ben şuanda İzmir'de gizli görevdeyim oyüzden seni çok arayamıyorum. Benim İzmir'de olduğumu kimsenin bilmemesi gerekiyor. Şu anda bunu sadece sen biliyorsun. Sakın kimseye bir şey söyleme ve kimseye bir şey sorma. Bak bu çok önemli. Ha bide sakın meraklanıp telaş etme. Ben çok iyiyim müsait olduğum her vakit seni arayacağım. Allah'a emanet ol annem."deyip telefon konuşmamı bitirmiştim. "Tamam yavrum sen nasıl istersen öyle olsun. Sen iyi olda gerisi önemli değil. Zaten sen müsait olunca ararsın. Allah'a emanet ol annem." dedi ve telefonu kapattı. Rıfat'la göz göze geldik. Bana bakıp gülümsedi. "Aferin iyi yalan söylüyorsun."dedi. Aslında pek de yalan sayılmazdı. Sonuçta gerçekten İzmir'deyim.ve Elif'le gizli bir anlaşma yapmıştık. Bu da gizli bir görev sayılırdı. Rıfat'a bakıp "Öyledir."dedim. Hasan bana bakıp " Elin iyileşene kadar bu odada kalıcaksın Elif Hanım öyle istedi. Yaranın iyileşmesi için odanın hijyenik olması lazımmış. "dedi. Hemen sonra Rıfat söze girdi "hadi yine iyisin polis."diyip güldü. Sonra ikisi de odadan çıkıp gitti. Kapıyı üzerime kilitlemişlerdi. Bir süre odayı incelemeye başladım. Bu oda ferah bir ofis odasıydı. Odada üzerinde bulunduğum mavi bir ofis koltuğu ve bu koltuğun tam yanı başında aynı renk ve modele sahip bir tekli koltuk vardı. Duvarlar bej rengiydi ve Yerler mermerdi. Odanın güneye bakan cephesinde bir balkon vardı ve bu balkon denize bakıyordu. Manzara okadar güzeldi ki... Odayı aydınlatmada kullanılan avize spor güzel bir avizeydi. Odanın kapısı bulunduğum koltuğun tam karşısındaydı kapının hemen sol ilerisinde bir ofis masası ve danışan sandalyeleri vardı. İki sanyenin arasında küçük bir sehpa vardı sehpanın üzerinde duran cam vazonun içinde sarı bir gül vardı. Nedense bu gül dikkatimi çekmişti. Unutmayın şeytan ayrıntı da gizlidir. Kapının hemen sol yanında bir askılık vardı üzerinde hiçbir şey asılı değildi. Yerde el dokuması bir halı vardı. Halı baya büyük olmasına rağmen bu odada kilim gibi duruyordu. Çalışma masasının hemen üstünde bir klima vardı. Klimanın tam karşısındaki duvarda da bir televizyon asılıydı. Şuanda bir yerden buzdolabı bile çıkabilirdi(!). Televizyonunun kumandasını aradı gözüm ama yoktu. Çalışma masasının hemen arka duvarında bulunan bir kapı çekti dikkatimi ayağa kalkıp kapıyı açtım. Burası bir lavaboydu. Bu odanın tasarımı konusunda herşey düşünülmüştü. Bir anlık burda yaşayasım geldi. Balkona doğru yürüdüm. Balkonun kapısına vardığımda kısa bir süre manzarayı izledim. Deniz ve gökyüzü o kadar güzeldi ki... Çocukluğumdan beri hep şunu merak etmiştimdir gökyüzü ve deniz nasıl birbirine karışmışmıyor?Bu okadar mucizevi bir şeydi ki... Sadece bu değil evrendeki herşey mükemmel yaratılmıştı. Her şey bir düzene göredi. Ayettede olduğu gibi "Biz Her şeyi bir ölçüye göre yarattık."Kamer Suresi (54)49.Ayet

Balkonun kapısını açmaya çalıştım lakin kapı kilitliydi. Bu nedenle camdan bakmakla yetindim. Bir süre camdan dışarıya baktıktan sonra koltuğa geri oturdum. Elim sızlamıştı. Bir anda bir silah sesi duydum. Hemen cama yöneldim.

Amiyane ZevahirBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin