11.Bölüm

19 9 2
                                        

Gözlerimi açtığım an karşımda oturan Elif'i gördüğümde kalbim bir anlık hızlanmıştı. Her şeyin bir rüya olduğu gerçeğini anladığımda geçirdiğim şoku Elif'in gözlerine bakarak atlatmıştım. Oda da bizden başka kimse yoktu. Bir süre sessiz kaldık. Sessizliği bozan Elif oldu "Yusuf Bey ben buraya size pansuman yapmak bahanesiyle girdim. Bakın bu son şansımız olabilir. Ben de sizin normalde tutulduğunuz yerin anahtarını getirdim." deyip çantasına uzandı ve içinden az önce bahsettiği anahtarı çıkardı. Anahtarı bana uzattığında anahtarı elime aldım. Ve oturur pozisyona gelip "teşekkür ederim bu iyiliğinizi hiçbir zaman unutmayacağım. Yalnız babanız bu anahtarın kaybolduğunu fark etmez mi?" diye sordum, bana gülümsedi ve" merak etmeyin fark edemez çünkü onların anahtarı şu an yerinde bu o anahtarın bir kopyası." dedi. Yaptığı gerçekten de çok zekiceydi. "Tamamdır teşekkür ederim." dedim ve elime baktım. Elim sargıda değildi. Kanayan yerler kabuk tutmaya başlamıştı. Elimde haliyle acıyordu. Ama bu mühim değildi. Elif elime baktığımı fark edip söze girdi" pansumanını yaptım ama yara hala daha iyileşmiş değil. İyileşmesi için zamana ihtiyacı var. Ben şimdi senin sargını yenileyeceğim. Tamam mı?" dedi. Kafamı sallayıp onay işareti verdim. Elimi sararken telefon çaldı. Bu ses onun çantasından geliyordu. "Pardon" dedi ve elini elimden yavaşça çekip çantasına uzandı içinden telefonunu çıkarıp bir süre ekrana baktı sonra istemsizce telefonu açtı. Belli ki telefonu açmak istemiyordu. Arayan kişiyle de konuşmak istemediği her halinden belliydi. Oturduğu yerden kalkıp dışarı çıktı. Belli ki konuşulanları duymamı istememişti. Acaba arayan kimdi? Ve neden benden çekinmişti. Tamam benden çekinmesi normaldi belki ama yine de merak etmiştim. Elif kısa bir süre sonra içeri girip yanıma oturdu ve sonraya elimi sarmaya devam etti. Acaba ona kimin aradığını sorsam yanlış anlar mıydı? Tabi ki sormadım. Elimi sararken yüz ifadesinden modunun düştüğünü fark ettim. Onu neşelendirme isteğiyle "çocukken ne olmak istiyordun?" diye sordum. Soru o kadar mantıksızdı ki ama zaten bunu düşünerek sormamıştım. Bu sorumdan sonra başını elimden kaldırıp bana baktı ve gülümsedi. "Bana daha önce kimse bunu sormamıştı. Ne olmak istediğimi ne olursa mutlu olacağımı kimse sormamıştı. Bunu ilk soran sensin." dedi. "Gerçekten mi?" diye sordum. Benim bu onaylama sorumdan sonra o da başını sallayıp beni onayladı. Yüzünde bir anda güller açmıştı. Bu soru onu bir şekilde mutlu etmişti. "Ben küçükken avukat olmak istiyordum." dedi. Ona karşılık "ne güzel peki neden hemşire oldun o zaman?" diye sordum. Gözlerimin içine bakıp dedi ki "çünkü babam hemşire olmamı istedi. Daha doğrusu avukat olmamı istemedi. Sana az önce demiştim ya kimse ne olmak istediğimi sormadı diye işte üniversite sınavından sonra ben avukatlık seçecektim ama babam engel oldu. Hemşirelik yazdırdılar. Rehberlik hocasıyla anlaşıp mesleğime karar verdiler yani. Anlayacağın benim meslek seçimimde hiçbir söz hakkım olmadı." dedi. Bunu derken içi paramparça olmuştu. Bunu hissetmiştim. Sanki o anlatırken yaşadığı her şeyi ben yaşamışım gibi olmuştu. Onun yaşadığı şeyler anlaşılan hiç de kolay değildi. Onu teselli etmek istedim ama bunu nasıl yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. "Olsun yine de güzel bir mesleğin var hem istersen tekrar üniversite sınavına girip avukat olabilirsin hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsın." dedim. Gözlerinin içi gülmüştü resmen "gerçekten mi, oluyor mu öyle?" diye sordu. Onu bekletmeden cevapladım. "Tabi ki oluyor sen yeter ki çalışmaya karar ver sınava girmek kolay" dedim. Çok mutlu olmuştu bu habere anlaşılan bunu bilmiyordu. Hiç kimse istemediği bir mesleği yapmak zorunda değil. İnsanın sevdiği mesleği yapması çok önemli. Özellikle de kendi seçtiği mesleği yapması. "Bak ben buradan kurtulduğum zaman istersen sana sınava girmen için yardım edebilirim." dedim. Bir anlık gaza gelmiştim ama ben kimim ki hem acaba benimle bir daha görüşmek ister miydi? "Gerçekten mi? teşekkür ederim ama sınava girebileceğimi sanmıyorum. Yine de teşekkürler." dedi. "Peki ama neden siz avukat olmak istemez misiniz." dedim. Yüzü biraz düşmüş bir vaziyette "ben tekrar sınava girip hukuk okumak elbette isterim ama babam buna illaki engel olur. Bu yüzden hiç gerek yok." dedi. Şimdilik bu konuyu kapatsam iyi olurdu. "Peki." dedim.Elimi sararken "sana bir şey sorabilir miyim?"dedi. Sorusunu hiç bekletmeden heyecanla cevapladım "tabi ki" kafasını elimden kaldırıp bana baktı "seni anlıyorum yani kendini neden yaraladığını ama birşeyi anlamıyorum. Başka bir yerini kesebilirdin ama sen neden gidipte damarını kestin? Biraz daha geç kalsak ölebilirdin."dedi. Bu soruyu sormakta haklıydı onu bekletmeden cevapladım"ben aslında damarımı kesmeyecektim. Buna da dikkat ediyordum ama elimde cam varken içeriye bir anda baban girdi. O, elimdeki camı görmesin diye camı avucumun içinde sıktım işte o ara da cam damarımı kesmiş. Yani dediğim gibi bile isteye kesmedim damarımı." diye cevapladım sorusunu. Kafasını sallayarak beni onayladı. Elimin sargısı bitmişti. Sargıyı sardiktan sonra ellerini ellerimden çekip bana baktı ve dedi ki "Bak Yusuf bu seninle son görüşmemiz olabilir hakkını helal et" dedi. Keşke bu son görüşmemiz olmasaydı... "Helal olsun sende helal et."diye karşılık verdim. "Helal olsun dedi. Bu veda kalbimi acıtmıştı. Sonra gözlerimin içine bakarak şöyle dedi"sen şimdi nasıl kaçacaksın? Senin kaçman için normalde tutulduğun yerde olman lazım. Mağlum oranın anahtarı var sende. Buranın anahtarı da yok" Evet bunu hiç düşünmemiştim. Ona bakarak dedim ki "Evet haklısın kaçmam için orada olmam lazım. Buradan kaçabilmem için de buranın anahtarı lazım. Tabi sen de haklısın iki anahtarı almak zor olmalı. Artık mecbur beni oraya götürmelerini bekleyeceğim."dedim. Bana bakıp gülümsedi "sen yanlış anladın buranın anahtarı yok derken ciddiydim. Buranın gerçekten bir anahtarı yok. Buradaki kapılar parmak izi veya yüz tanıma ile açılıyor.Anahtar çalınabilir diye babamlar bu şekilde ayarlama yaptılar."dedi. Buranın anahtarının olmaması burada çok değerli şeyler olduğununun göstergesiydi. Bir mafyanın en değerli şeylerini bir polisin öğrenmesi onlar için hiçte iyi olmazdı. Bekle beni Rıfat seni hapishanelerde sürüm sürüm süründüreceğim... "Peki buradan çıkmak için illaki parmak izi veya yüz tanıma mı gerekiyor?"diye sordum. Bana karşılık"bunların dışında bir de şifre ile açılıyor. Yalnız şifreyi bir tek babam biliyor."diye cevap verdi. Rıfat bu şifreyi kimseyle paylaşmadığına göre burada kesinlikle önemli bir şey saklıyordu. Onu onaylayan bir şekilde kafamı salladım. İçeriye bir anda Rıfat girdi."bir pansuman bu kadar uzun sürer mi? Mübarek sanki ameliyat."dedi. Anlaşılan Elif'in burada durmasından rahatsız oluyordu. Elif "babacım yara derin olduğu için bu kadar uzun sürdü. Zaten şimdi bitti ben de çıkıyordum."dedi ve çantasını alıp kapıdan çıkıp gitti. O giderken arkasından baka kalmıştım. Rıfat bir an sinirle üzerime yürüdü ve "hayırdır sen neye bakıyorsun?"dedi. Onun bu hareketi beni biraz korkutmuştu. Onu yatıştırmaya çalışarak "yok yok ben hiç bir şeye bakmıyorum." dedim. Rıfat sakinlemis bir şekilde geriye çekildi ve şöyle dedi "zaten istesen de bakmazsın. Ha diyelim ki baktın baksan da bakmasan da bir önemi yok zaten Elif nişanlı." "Ni ha ha ha" Ne ne demişti nişanlı mı? Bu gerçek olamazdı yani olmamalıydı... Sonra Rıfat keyiflenmiş bir vaziyette odadan çıkıp gitti. Odada kendimle başbaşa kalmıştım düşüncelerim beni yiyordu. Bana ne ki Eliften ister nişanlı olsun ister evli beni hiç alakadar etmez. Her ne kadar kendimi avutmaya çalışsam da yıkılmıştım.(...) Yeni bir gün doğarken gözlerimi açmıştım bu güne, dünü geride bırakmış yarın için yaşamaya devam edecektim. Saat sekizdi ayağa kalktım bugün buradan kaçmam lazımdı. Bu yüzden kapıya yöneldim. Maalesef kapı her zaman olduğu gibi kilitliydi. Biraz düşündüm. Tam bir saatin vardı çünkü her gün saat tam dokuzda bana kahvaltı getiriyorlardı. Saatin sekiz olması benim için bir avantaj sağlıyordu. Kapı eğer anahtarla açılmıyorsa şifreyle açılıyordu. Bir süre kapıyı inceledim. Sonra kapının üzerinde bir klavye fark ettim. Çok dikkatli olunmadığı sürece görünmeyen bu klavyeye sırasıyla bir sürü şifre yazdım ama nafile kapı açılmadı. Sonra bir ip ucu bulmak temennisiyle etrafı incelemeye başladım. Buraya ilk geldiğimde dikkatimi çeken sarı gül yine dikkatimi çekmişti. Oyalanmadan şifre yerine sarı gül yazdım. Açılmadı sonra şansımı bir kez daha deneyip birleşik bir şekilde "Sarıgül"yazdım. Evet olmuştu kapı nihayetinde açılmıştı. Kapıyı yavaşça açıp odadan dışarı çıktım. Odanın bulunduğu koridor çok büyük olmamakla beraber ferahtı. Odanın yanında bir oda daha vardı o odaya doğru ilerledim ve kapıya ulaştım. Kapıyı açmaya çalıştığımda her yerde olduğu gibi burada da kilit olduğubu fark ettim. Sonra vakit kaybetmek istemediğim için aşağıya yöneldim. Aşağıya inmek için iki seçeneğim vardı. Ya asansöre binecektim ya da merdiveni kullanacatım. Daha güvenilir olduğunu düşündüğüm için merdiveni kullanmayı tercih ettim. Tam merdivenden inerken karşımda duran kamerayı fak ettim. Bu çok tehlikeli bir durum gibi gözükse de eğer ben acele edip buradan kurtulmayı başarırsam pek de önemli bir şey olmazdı. Adımlarımı hızlandırıp sessizce merdivenlerden indim. Tam merdivenin son basamağındayken karşımda bana silah doğrultan bir adamla karşılaştım. Galiba şimdi yakalanmıştım. (...)

Amiyane ZevahirBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin