16.Bölüm

12 6 1
                                        

Hatice teyzenin ölümünün üzerinden tam bir hafta geçmişti. Apartmandaki eksiklik günden güne kendini hissettiriyordu.  Hatice teyzenin boşalan evine de Lamia adında genç bir bayan taşınmıştı. Genç dediysem de otuzlu yaşlarda kırkına merdiven dayamış bir hanımefendi. Çok Güler yüzlü birine benziyordu. Hatice teyze gibi olmasa da onun gibiydi sanki... Bugün iş çıkışı Akif'e uğrayacaktım. İş dediysem sözde işim...

Dükkandan içeriye girdiğimde beni Akif karşıladı
"Hoş geldin Hamza" dedi. "Hoş buldum Mustafa" dedim. Bir süre bir masaya geçip bekledim. Dükkanda kimse kalmadığında Akif yanıma geldi."Hoş geldin Yusuf" dedi. "Hoş buldum" dedim. Biraz korkarakta olsa bir soru sordum "Akif sana bişey sorabilir miyim?" Bana bakıp gülümsedi ve "tabi ki" dedi. "Senin ailen nerede?"dedim. Acı acı gülümsedi ve "ben çok küçükken beni kaçırdılar. Organ mafyasıydı galiba"çok şaşırmıştım. " Ama ben onların elinden kaçmayı başarabildim. İşte o gün bir karakola gittim. Orada bir polis ile tanıştık. Hala unutmam bana 'hayrola genç adam nereye böyle'demişti. Çok küçük olduğum için pek hatırlamıyorum ama derdimi anlatmıştım. Bir süre yetimhanede kaldım. Ailemi aradılar ama bulamadılar." "Neden "diye sordum  "bilmem"dedi. Sonra gülümsedi ve " Ben yetimhanede büyümedim ama. O gün bana hayrola genç adam diyen polis beni evlat edindi. O gün bugündür o polis ve eşinin evladıyım. Bana gözü gibi baktılar. Hiç bişeyimi eksik etmediler. Allah onlardan bin kere razı olsun." dedi. " amin" dedim. Çok ilginç bir hikaye idi. Akif gülümsedi ve "beni tanıdık biraz da seni tanıyalım kimsin sen Yusuf Hüsrev?" güldüm. "Ben Yusuf Hüsrev polisim" Akif sahteden kızdı "ohooo bu kadar basit anlatamazsın. Polissin ama rütben ne?" dedi. Evet yaşım daha gençti "Bir kaç sene evvel mezun oldum. Ve kendimi çok geliştirdim. Yani geliştirdiğimi düşünüyorum. Bir sürü sertifika aldım. Bu sene ilk defa bir karakolda polis memuru işe olarak başladım. Tam terfi alıcaktım ki işte olaylar oldu." Akif kafasını onaylayan bir şekilde salladı ve " Himmm şu gizli görevin bitsin alırsın."dedi. "İnşaAllah"dedim. Akif girdi söze "peki ailen" gülümsedim " bi annem var adı Rahel kendisi bir avukat. İşinde de çok iyidir. Bi davan varsa eğer" güldük... "peki baban?" dedi. Gözlerim doldu. "Babam" içeriye bir müşteri girdi. Akif kalktı ve müşteriyle ilgilendi. Heralde bugünlük bu kadar uğrama yeterliydi. Müsaade isteyip kalktım.

Eve vardığımda bugün hiç bir şey yemediğimi fark ettim. Karnım epey bir acıkmıştı. Yiyecek bir şey bulmak ümidiyle dolabı açtım. Acaba yumurta mı kırsaydım? Yanına da bir çay. Of mis. Yumurtayı sucuklu yapayım ben en iyisi." Dolaptan iki yumurta çıkarttım. Tam tezgaha koyarken kapı çaldı.

Kapıda beni yeni taşınan Lamia Hanım karşıladı.
"Buyurun"dedim. Bana bakıp gülümsedi ve "merhaba ben üst komşu hani şu yeni taşınan"dedi. "Evet biliyorum"dedim. Hatice teyzenin evine taşınan... "Ben mantı yapmıştım da tüm apartmana dağıtıyorum. Siz de buyurun"dedi. Ne inanmıyorum mantı. Gerçekten leziz görünüyordu. Şu an da daha güzel bir şey olamazdı. Teşekkür edip içeri girdim. Kırmak için çıkardığım yumurtaları dolaba geri koydum. Masanın başına geçip afiyetle mantımı yedim. Gerçekten çok lezizdi. Tadı mükemmeldi. Aynı anneminki gibi. Yalnız tadı çok tanıdıktı. Yani el lezzeti tanıdık gelmişti. Evet bu Hatice teyzenin el lezzeti gibiydi. Tamam ölümü daha çok yeni ve ben onun öldüğünü kabullenmek istemiyordum. Ama bu bir gerçek o öldü...
Tabağımı sıyırıp. Güzelce bulaşığımı yıkadım. Tabağı geri götürmem lazımdı. Yalnız gelen tabak boş gitmezdi. Doldurmalıydım içine ne koyabilirdim ki? Annem olsaydı o mutlaka koyacak bir şey bulurdu. Ah benim canım annem ne çok özledim seni bir bilsen. Bi saniye neden annemi aramıyorum? Tabağı tezgaha bırakıp oturma odasına geçtim. Telefonumu çıkarttım ve Kişilerimde annemi aradım. Tabi ki kayıtlı değildi. Her neyse. Klavyeden numarayı tuşladım. Aramadan önce etrafı kontrol ettim. Dinlenemeyeceğimden emin olduğumda aramak için telefon simgesini tuşladım. Bi iki çaldı çaldı ve açıldı. "Buyurun" annemin tatlı sesini duyunca yüzüme bir gülümseme yerleşmişti. "Alo annecim benim Yusuf" telefondan takır tukur sesler geldi ve bir iki saniye sonra "Yusuf yavrum. Nerelerdesin sen? Ne zaman biticek bu gizli görev?" Sesindeki özlem kalbimi ısıtmıştı. " Annem bak ben çok iyiyim. Bu gizli görevde en kısa sürede biticek İnşaAllah. Sen beni merak etme. Asıl sen nasılsın annem?" Telefondan bir oh sesi geldi. " Ben iyiyim çocuğum. Sen de beni merak etme. Ama ana yüreği işte biliyorsun merak ediyor. Sen de uzun süre aramayınca merak ettim." Gülümsedim. "Tamam annecim sen kendine iyi bak. Öyle sesini duymak için aradım .Acil bir şey olunca bu numarayı ara tamam mı?"dedim. "Tamam yavrum. Sen beni merak etme. Ben şimdi seni tutmayım. Hadi Allah'a emanet ol." dedi. "Sen de annem." deyip telefon konuşmamı sonlandırdım. Bir nebze içim rahatlamıştı.

Koltuğa oturup televizyon kanallarını karıştırıyordum. O sırada kapı çaldı. Yerimden kalkıp televizyonu kapattım. Sonra da kapıya doğru yürüdüm. Delikten kim olduğuna baktım. Sonra da kapıyı açtım. Gelen bir kargoydu. "Yusuf Hüsrev" Ama bu nasıl olurdu. Benim burada olduğumu nereden bilebilirlerdi ki? Eğer evet benim desem ne olurdu? Ya bu bir komploysa. Ben artık Hamza Akçay'ım. Ne yapmam gerekiyordu?

Amiyane ZevahirHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin