BÖLÜM 19: BENZER HİKAYE

143 4 1
                                        

Multide İlke var. Bölümü canınız hangi şarkıyı istiyorsa onunla okuyun...

Ev telefonunun sesiyle aniden uyandım. Sabahın altısı ve cumartesi... Kim bu densiz? Ağır ağır yatağımdan kalktım fakat gözlerim hala kapalı. Ani bir hareketle açmayı denedim, ev terliklerimi giyip salona gitmeye başladım. Tabi kapıya kafamı çarpmam da uyanmamda bir nebze yardımı dokunmuş olabilir(!) Ben salona geldiğimde babam telefonu açmıştı bile. Yüzü şaşkınlıktan bayağı gerilmişti. Tek kelime etmedi ve telefonu yerine yerleştirdi. Sinirliydi de sanki biraz. Arkasını döndüğünde beni gördüğünde daha da gerildi. Lütfen düşündüğüm şey olmasın, lütfen!

Sınav haftası bitmişti, yani bir ders yılının daha sonuna gelmiştik. Babamın telefon konuşması hala aklımdaydı, çok korkuyordum. O benim iyi olmam için her şeyi yaptı, çalıştı. Üvey annem olmasın diye annemden sonra kimseyle evlenmedi bile, benim için. Bense ona zarar vermekten başka bir şey yapmıyorum. Biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı, uyusam mı acaba? Tam kafamı yastığa koyacakken telefonum çaldı. Rehberime kayıtlı bir isim değil belli ki, isim yazmıyordu. Ya telefon sapığıysa? Aman ne olacak, en fazla sabah sabah küfrederim, yok ya etmem. Daha fazla dayanamayıp açtım.

''Alo?''

''Arin, sen misin?'' dedi telefondaki kişi.

''Evet, benim de sizi çıkaramadım.'' Halbuki sesi çok tanıdık geliyordu.

''Ben Çağıl'ın annesiyim. Bize gelmiştin hani...''

''Ah evet, hatırladım sizi ama önemli bir durum mu var?''

''Canım, seninle hemen görüşmemiz gerek.''

''Neden?''

''Telefonuna mesaj atacağım yere gel, orada konuşuruz.'' Deyip kapattı. Sanırım korktuğum başıma geldi, ben mahvoldum!

Bir saat sonra telefonuma mesaj attığı kafeye ulaşmıştım.

Ben geldiğimde Cavidan Hanım kahvesini yudumluyordu. Göz göze geldiğimde içtenlikle gülümsedi ve yanına çağırdı.

''Hoş geldin Arin.''

''Merhaba.''

''Bir şeyler içmek ister misin?''

''Aslında bir çay alabilirim.'' Cavidan Hanım garsonu çağırdı ve iki Akdeniz kahvaltısı ve bir çay istedi. Çok düşünceli biri gerçekten, çok açtım.

''Önce kahvaltımızı ettik, daha sonra konuşmaya Cavidan Hanım başladı.

''Lafı uzatmayacağım, Çağrı'yla olan ilişkinizi biliyorum.''

''Ayrılmamız gerektiğini söyleye...''

''Hayır, neden böyle bir şey isteyeyim ki? Aksine, sizi desteklediğimi bilmeni isterim. Ben daha dikkatli olmanız gerektiğini söylemek için çağırdım seni.''

''Nasıl öğrendiniz, Çağrı mı söyledi?''

''Levent'in çalışma masasında fotoğraflarınız vardı.''

''Ne! Levent Bey her şeyi biliyor mu?''

''Hayır, resimleri yaktım.''

''Hıh?''

''Ben bu filmi daha önce izlemiştim Arin. Biz Levent'le Handan'dan önce tanışmıştık. Handan her zaman Levent'in etrafındaydı. Babam iflas ettiğinde Levent'le çıkmaya çoktan başlamıştık bile. Sonra Levent'in babası Handan'ın babasıyla ortak oldu ve bu ortaklığı çocuklarını evlendirerek taçlandırmak istediler. Levent'le çok direndik ama babasına karşı gelemedik. Biz onunla on sekiz yılımızı kaybettik. Onsuz geçen on sekiz yıl...''

''Ne diyeceğimi bilemiyorum Cavidan Hanım.''

''Uzun lafın kısası Çağrı'nın da aynı şeyleri yaşamasını istemiyorum.''

''Ama Rüya gitti.''

''Biliyorum. Zaten Rüya'dan bahsetmiyorum. Bade'nin babasıyla Levent ortak olabilirler. Bu durumda... Bade'yle Çağrı istemeseler bile...'' o an boğazımda bir yumru oluştu ve yutkunmaya çalıştım ama geçmiyordu, gözlerimdeki yaşa hakim olamadım. Bu böyle olmamalıydı.

''Arin, canım lütfen kendine gel!'' bir bardak uzattı, titreyen ellerimle zor zar içebildim. Kendimi toparlamakta çok zorlanmıştım.

''Arin, eğer senin de ileride böyle bir hikayenin olmasını istemiyorsan bir an önce kendine gelip Çağrı'yla en yakın zamanda konuşmalısınız.''

''Ben, ne yapacağımı bilmiyorum.''

''Biliyorum canım.''

Cavidan Hanımla konuşmamızın arasından saatler geçmişti. Çağrı'yı Kaan'ların evinde buluşmak için aradım, Kaan'nın anne ve babası şehir dışında olduklarından en iyi yer orası olacaktı.

''Arin Hanım sizi evimizde görmek ne büyük bir şeref! Buyurun lütfen.''

''Merhaba Kaan.'' Deyip içeri geçtim, salonda Çağrı ve Armen vardı. Dondurma yiyorlardı, benim içeri girdiğimi gördüklerinde ikisinin de gözleri parladı. Fakat Armen hemen dondurmasına geri döndü. Çağrı'da yanıma geldi , Armen'e de selam verdikten sonra beraber bahçeye çıktık. Çok güzel bir çardak vardı bahçenin kenarında, oraya doğru yürüdük.

''Önemli bir şey mi var, yani benimle görüşmek istemiyordun da ondan soruyorum.'' Dedi ukalaca.

''Babanın ortaklık meselesini ve Bade durumunu biliyorum.'' Dediğimde gözlerindeki hüznü daha önce hiç görmemiştim. Doğruydu.

''Nerede öğrendin, Bade mi söyledi?''

''Hayır, nereden öğrendiğimin bir önemi yok, neye karar vereceğimizin bir önemi var.''

''Babam yine hayatımla ilgili haddinden büyük bir karar alıyor.''

''Ne yapacağız?''

''Bade'yle bir plan yapmamız gerekecek. O da bu durumdan çok rahatsız.''

''Haklısın.''

''Sana da dondurma getireyim mi? Neyli olsun?''

''Hmmm, frambuazlı var mı?''

''Hemen getiriyorum.''


Çağrı içeri bana dondurma getirmek için gittiğinde ben de masanın üzerinde duran saydam taşları olan satrancı inceliyordum.

''Olmuyor değil mi?''

''Ne olmuyor?''

''Çağrı'yla, hep bir engel...''

''Armen, seni ilgilendiren bir konu değil bu!''

''Sana söylemiştim, en başından beri hem de.''

''Yeter, seni daha fazla dinlemeyeceğim.'' Ayağa kalktım ve içeri gitmek için hazırlanıyorken Armen birden bileğimden tuttu. Bu hareketine bir anlam veremiyorken elinde benim için getirdiği frambuazlı dondurmayla duran Çağrı'nında aynı şeyi düşündüğünü hissettim.

PAHALI  MUTLULUKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin