Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, 'başlaman gerekir her şeye yeniden'.
Nazım Hikmet
Mis gibi yemek kokuları geliyordu burnuma. Boğaz manzaralı bu kocaman saray yavrusunda bir kedi gibi tünemiştim oturduğum koltuğa. Ardından dedem olduğunu öğrendiğim hayli yaşlı adam karşıma geçti.
''Yemek hazır ama önce seni ağabeyinle tanıştırmak istiyorum.'' Onu çok merak ediyordum. Yavaşça ayağa kalktım ve dedemin işaret ettiği kapıdan girmesini bekledik. Tıkırtı sesleri gittikçe yaklaşıyordu ve sonunda içeri girmişti. Aynı babama benziyordu! Yürüyüş tarzı bile, suratı o kadar tanıdık geliyordu ki!
''Merhaba Arin, ben Aras. Aras Kendal.''
''Merhaba.'' Ağzımdan çıkan tek kelime bu oldu işte. Ona karşı kendimi çok yakın hissediyordum. Kan çekiyor herhalde. Hep beraber yemek masasına geçtik. Enfes bir sofraydı doğrusu! Çorba da nefis olmuştu, ana yemeği yiyip tatlımı da bitirdikten sonra evin kahyası Müjgan Hanım bana odamı göstermek için beraber en üst kata çıktık. Odam gayet sade ama şıktı. Odanın boşluğunu birkaç eşya dolduruyordu yalnızca.
''İşte odan burası Arinciğim. Eğer istersen kendi zevkine göre odanı daha sonra döşeyebilirsin.''
''Teşekkür ederim.'' Kapıya doğru bir adım atmıştı ki bana döndü.
''Vallahi söylemeden duramayacağım! Aynı annene benziyorsun. Yirmi yıl öncesine dönmüş gibi oldum seni görünce.'' Dedi ve sıkıca sarıldı bana, bende sarıldım. Sonra kapı tıktıklandı ve içeri Aras girince Müjgan Hanım çıktı.
''Nasılsın, yerleşmene yardım edeyim mi?''
''Gerek yok ben hallederim. Otursana.'' Çok rahat görünen koltuğa oturdu. Bende yeni yatağıma.
''Hayat ne garip, seninle beraber büyüyebilirdik. Bir sürü çocukluk anılarımız olabilirdi.''
''Evet ama hala olabilir. Artık beraber yaşayacağız.''
''Evet artık beraberiz.''
''Aranız pekte iyi değil gibi, onunla.''
''O yaşlı bunakla mı? Onu asla affetmeyeceğim!''
''Seni uzun zamandır tanıyor gibiyim, kan çekiyor herhalde.''
''Ben de öyle, sanırım.''
''Babama çok benziyorsun.''
''Öyle mi, sen de anneme, fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla. Neyse, ben kalkayım artık.''
''İyi geceler.''
''Sana da.'' Deyip odadan çıktı, ben de üstümü değiştirip yatağıma yerleştim. Ağzım kükreyen bir aslan misali açıldı esnerken. Babamı henüz toprağa vermiştik ama ben onun varlığını çok yakınımda hissediyordum 'kalbimde'. Onu çok özleyeceğimi biliyordum ama bu acının azalacağını da biliyordum. Hayatıma devam etmeliydim, abimle ve dedemle, bir de yeni tanışacağım diğer akrabalarımla. Yarın dedem bütün aileyi çağıracakmış akşam yemeği için, kaç kişi varsa artık. İstemsizce kapanan gözlerime karşı direndim bir süre sonra tabiî ki fazla dayanamadım ve uykuya yenildim.
Uyandığımda hava günlük güneşlikti, babamsız ilk günüm... Müjgan Hanımın akşam yemeğinde giymem için hazırladığı elbise askılıkta tüm ihtişamıyla gözlerimi kamaştırıyordu, siyah ve asil... Hayatımda giyeceğim en pahalı elbise bu olacaktı herhalde. Altına yine aynı renkte göz alıcı ayakkabılar... Gözlerimi elbisenin ihtişamından ayırıp yataktan kalkmayı başarabilmiştim sonunda, benim katımdaki ufak lavaboda yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Alt kattaki telaşı en üst kattan hissedebiliyordum. Önemli bir yemek olacaktı anlaşılan. Aşağı kata indim ve Aras'la beraber kahvaltımızı ettik. Eğlenceli biriydi Aras, aynı zamanda düşünceli. Ne zaman mavi gözlerine baksam aklıma gelen tek kişi yalnızca babam değildi, Çağrı'yı da görüyordum gözlerinde.
''Akşam yemeğine kimler gelecek biliyor musun?''
''Teyzem, eniştem ve ukala oğulları, dedemin rahmetli arkadaşının oğlu ve ailesi.'' Uzun çatalına sonunda bir zeytini saplayabildiğinde gözlerindeki rahatlama gözle görülür derecedeydi.
''Nasıl insanlar?'' kararsız bir bakış attım.
''Teyzem biraz cadıdır, oğlunun da ondan aşağı kalır yanı yok tabiî ki ama enişte bey iyidir. Dedemin arkadaşının oğlu da aynı zamanda dedemin avukatı ama şimdi büyükelçi, eşi bakıyormuş davalara. Babası da dedemin avukatıydı, o ölünce oğlu ve gelini devraldı. Dedemin şirketinde çalışıyor, dedem şirketinde onun için özel büro açtı. Ailesi de iyidir, kızları da var çok tatlı bir şey.''
''Adı ne kızın?''
''Sara.''
''Güzelmiş.'' Kahvaltımız bittiğinde beraber biraz daha muhabbet ettik, saatin nasıl geçtiğini anlamadık bile. Müjgan abla uyarmasa daha da konuşurduk aslında. Hemen odama çıktım ve bornozumu alıp banyoya gittim. Ilık bir duşun ardından kıyafetlerimi giydim. Saçlarımı yapmak biraz uzun sürmüştü tabi, hazırlandığımda aşağı indim. Ben indiğimde konuklar gelmiş misafir odasında sohbet ediyorlardı. Onlarla tanıştıktan sonra Müjgan abladan abimlerin nerede olduğunu öğrendim. Anlaşılan gençler yaşlılarla bir arada olmaktan rahatsızlık duyuyorlardı. Ben de onların olduğu yere, abimin katındaki büyük terasa çıktım. Abimin yanında güzel bir kız, diğer yanında Armen ve Tuna vardı. Bu olamaz, Tuna benim kuzenim olamaz!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
PAHALI MUTLULUK
Novela JuvenilArin'in tesadüfen açtığı kapı onu bilinmeyen bir geleceğe sürükleyecek.
