Şarkı üç dakika yirmi saniye ama tekrar tekrar çalınırsa sonsuza kadar sürebilir.
ELİF ŞAFAK
Yanımdan bir ellerinde bavulları diğer ellerinde biletleri olan bir sürü insan geçip gidiyordu. Biri de benim abimdi. Daha önce bir akşam yemeğinde söylediği şey üzerine harekete geçiyordu işte. Tüm ay boyunca konaklamak için uygun yer ve okuyabileceği bir üniversite aramıştı internetten. Sonunda ikisini de bulduğunda vakit kaybetmeden biletini de alıp gidiyordu. Onunla çok vakit geçirdiğimi söyleyemem ama babam gibi onu da yanımda taşıyacaktım hep.
''Seni bu şekilde bıraktığım için çok üzgünüm Arin. Keşke hayat bize başka fırsatlar sunmuş olsaydı.'' Elindeki bavulu yere bırakıp sarıldı bana.
''Keşke.'' Daha sonra dedeme sarıldı ve gitti. Arkasından bir süre öylece baktık, dedemin işaretiyle artık gitmemiz gerektiğini anladım.
Eve geleli bir saatten fazla olmuştu ama daha şimdiye kadar kimse konuşmamıştı evde. Zaten o geceden sonra dedem benimle çok fazla iletişim kurmuyordu. Hoş, daha öncede pek iletişimimiz olmuyordu ya ama ne kadar rahatsız olsa da Armen'le olduğuma sevinmişti de. Zaten onun isteği de bu yöndeydi. Neden bilmiyorum ama onun tüm isteklerini yerine getiren tek hayırlı torunu bendim. Bu durum onu ne kadar mutlu ediyorsa beni de bir o kadar mutsuz ediyordu. Çağrı da mı böyle hissediyordu? O da babasının isteklerini yapmak zorundaydı, dolayısıyla mutsuz oluyordu. Her defasında nişanı benim için atabileceğini söylüyordu, her defasında da reddediyordum onu çünkü mümkünmüş gibi gelmiyordu. Bir tarafım evet demesine rağmen.
''Babamlar beni gönderecekleri üniversiteyi araştırmaya başladılar bile.''
''Sen istiyor musun peki? Hukuk okumayı.''
''Aile mesleği diye kakalıyorlar bana işte. Sanatın herhangi bir dalını kesinlikle kabul etmiyorlar.''
''Sanırım ben de dedemin istediği bölümü okuyacağım.''
''Saçmalama Arin! Çağrı karşı gelemedi babasına, ben karşı gelemedim. Hepimiz tek tek dökülüyoruz vallahi, bari içimizden biri istediği mesleği yapsın. Sakın vazgeçme!'' Armen elindeki kahveyi bitirdi ve kağıt bardağı buruşturup çöp kutusuna basket attı.
''Ama onların istediğini yapacağımı söyledim.''
''Vazgeçtim dersin. Bir yıldır tanıdığım abim için hayallerimi çöpe atmak istemiyorum dersin. Ne diyecek ki? Silah zoruyla mı gönderecek seni kendi istediği okula?''
''Haklısın galiba. Niye ben hayallerimden vazgeçmek zorundayım? Babam ölmeden önce zaten hiçbir şeyim yoktu ki benim. Tek derdim okumaktı. Babam da çok isterdi beni beyaz doktor önlüğüyle görmeyi.''
''Seni bu yüzden seviyorum.'' Manasız gözlerim yuvalarında anlamsızca tur attı.
''Nasıl yani?''
''Ne yaparsan yap sonunda mutlaka kendin için doğru olanı yapıyorsun ya. Seni bu yüzden seviyorum. Yoğurdun içinde bozuk para bulmak gibi. Yüzün gözün yoğurt oluyor ama sonunda parayı buluyorsun.''
''Yoğurtta para bulmak mı? O nereden geldi şimdi aklına?''
''İlkokulda kazandığım ilk yarışmaydı. Övünmek gibi olmasın da.''
''Çok büyük bir başarıymış, tebrik ederim.''
Nota tekrar tekrar bakıyordum. Her bir kelimesini ezberlemiştim neredeyse, bir de el yazısını. Açıkça tehdit ediyordu beni ama bu Armen'le çıktığımızı zannetmeden önce yazılmış bir nottu. Aslında çıktığımız herkes tarafından onaylanmıştı. Tamamiyle imkansızdık artık, aramızdaki tüm köprüler bir bir tıkanmıştı. Yaptığı kötü esprileri bile özlemiştim aslında. Ani bir kararla notu yırtıp çöpe attım. Kitabımı elime alıp Çağrı yüzünden bitiremediğim son bölümü okudum, sonu hiçte Çağrı'nın dediği gibi olmamıştı. Pis yalancı!
Sabah İlke'nin halüsinasyonuyla uyandım, gözlerimi yumruk yaptığım ellerimle ovuşturdum ve tekrar baktım: gerçekmiş.
''Günaydın.'' Diye şakıdı İlke.
''Sabah sabah ne enerji böyle.''
''Bade nişanı attı Arin.'' Işık hızıyla yatağımdan fırladım.
''Ne? Şaka yapmıyorsun değil mi?''
''Hayır, yapmıyorum. Ciddiyim.''
''Ne zaman, nasıl oldu?''
''Dün gece olmuş. Çağrı arkadaşlarıyla beraber bir gece kulübüne gitmiş. Bade'de peşinden gitmiş. Çağrı çok içince... Anlayacağın dün gece Bade'yi herkesin içinde çok zor duruma sokmuş. Bade'de yüzüğü Çağrı'nın suratına fırlatıp çıkmış mekandan.''
''Peki sen neden gelip bana söylüyorsun, sonuçta sen Bade'nin daha yakın arkadaşısın.''
''Ben aslında Çağrı'nın daha yakın arkadaşıyım. Her iyi arkadaş gibi bende arkadaşımın mutlu olmasını istiyorum doğal olarak. Bu hayatta Çağrı'yı mutlu edeceğine inandığım iki kişi var: biri Çağıl, diğeri de sen.''
''Yani?''
''Ne yanisi Arin? En başından beri bunu istemiyor muydunuz? Alın işte size fırsat! Bade nişanı attı, anlamadın herhalde.''
''Bunu yapamam İlke.''
''Ne demek yapamam, saçmalıyorsun artık.''
''Anlamıyorsun İlke! Çağrı'nın babası ne diyecek sence bu işe?''
''Dedenin kim olduğunu biliyor artık. Sen Levent Amca'yı dert etme, size artık arka bile çıkar o.''
''Çağrı'nın babası değilse bile, dedemin izin vereceğine hiç inanmıyorum. ''
''Neden?''
''Dedem ve Armen'in ailesi bizim için çoktan planlarını yaptılar çünkü.''
''İnanamıyorum. Ben de sandım ki...''
''Anlayacağın ne yapsak boş. Çok geç artık.''
''Çağrı çok heyecanlanmıştı, bir göbek atmadığı kaldı çocuğun. Şimdi ona ne diyeceğim ben?''
''Onun hayatına girmeyeceğimi, kendine yeni bir yol çizmesi gerektiğini söylersin.''
''Öyleyse diyecek bir şey kalmadı, hoşça kal Arin.''
''Güle güle.''
Kendimi yatağa attım. Hala inanamıyordum. Nişanlanalı ne kadar olmuştu ki? Benim için bir şey ifade etmiyor olabilir ama belki Kaan için hala bir anlam ifade ediyordur.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
PAHALI MUTLULUK
Novela JuvenilArin'in tesadüfen açtığı kapı onu bilinmeyen bir geleceğe sürükleyecek.
