dodeca

894 162 70
                                        

"attention all siners!"

haftalardır yediği yumruklarla, işittiği kötü sözlerle ve kaybettiği arkadaşlarıyla mücadele ederken yavaşça dibe çekiliyormuş gibiydi. her olay, her kötü şey hongjoong'u dibi görünmeyen karanlık bir çukura doğru ittiriyordu. öylesine batmıştı ki artık orada, karanlıkla kalmayı kabullenmiş ve gözlerini oraya alıştırmaya çalışmıştı. zihni, kendisine bu çukurdan bir daha asla çıkamayacağını her gün söylediği için de tek yaptığı şey battığı yerde oturmaktı. çıkış anahtarını aramayı uzun zaman önce bırakmıştı, kendisine kimsenin inanmayacağını kabullenmişti sonuçta.

şimdi düşmanı olarak gördüğü, aynı ortamda bile kalmayı sevmediği çocuk, park seonghwa, hongjoong'a haftalardır umutsuzca aradığı çıkış anahtarını uzatırken mavi saçlı neredeyse ağlayacak gibi hissediyordu -ki böyle hissetmesi gayet normaldi çünkü 2-3 haftadır yaşadığı yalnızlıktan sonra kimsenin kendisine el uzatacağını düşünmemişti.

"kim...?" seonghwa, donup kalan hongjoong'a seslendi. siyah saçlının söylediği sen solak değilsin cümlesinden sonra odaya öyle bir sessizlik çökmüştü ki seonghwa neredeyse söylediği şeye pişman olacaktı fakat ne zaman hongjoong, titreyerek ağlamaya başladı, o zaman seonghwa bir şeylerin gerçekten yanlış gittiğini anlayıp pişman olmaktan vazgeçti.

"ağlarsan iletişim kuramayız." seonghwa ağlayan bir insanı nasıl teselli edeceğini bilmezdi. bu ona hiç öğretilmemişti, küçüklükten beri ne zaman yere düşse kendisi kalkardı. annesi veya babası onu tutmak için arkasında beklemezdi. bunu bildiği için de yere düşmemek için elinden gelen her şeyi yapar, sürekli dizleri kanamasın diye çabalar dururdu.

hongjoong'un ağlaması şiddetlenince seonghwa, mavi saçlıyı kendisine doğru çevirdi ve hafifçe sarıldı. şu an bunu neden yaptığını, hiçbir şeyden emin değilken neden hongjoong'a yardım ettiğini bilmiyordu lakin içindeki dizleri kanayan küçük çocuk, nedensizce kendisinin yaşadığı şeyleri mavi saçlının da yaşamasını istemiyordu.

"kim..." seonghwa, hongjoong'un sırtında minik daireler çizerek titreyen çocuğu sakinleştirmeye çalıştı ama bu onu sakinleştirmek yerine daha da ağlatıyor gibi göründüğü için siyah saçlı ne yapacağını şaşırmıştı. "sakinleş sonra da konuşalım, kim. seni dinleyeceğim."

hongjoong'un ağlaması biraz daha sürdü, seonghwa'nın soğuk elinin çizdiği minik daireler sona erdiğinde de tamamen durdu. öylesine içini dökmüştü ki kendisi bile şaşırmıştı bu kadar içli ve hıçkırarak ağlamasına.

"solak değilim." hongjoong, göz yaşlarını elinin tersiyle sildi ve ayakkabısını çıkartıp yatakta bağdaş kurarak seonghwa'ya baktı. şu an, ikisi de birbirlerine bakarak oturuyor ve göz teması kuruyordu. "hiçbir şeyi ben yapmadım. biliyorum... biliyorum çok saçma geliyor ama ben masumum."

'ben yapmadım' demeyeli uzun zaman olmuştu çünkü pes etmişti. şimdi seonghwa ona olduğu karanlık çukurdan çıkması için el uzattığından dolayı, tekrar kendisini savunmaya başlamış ve başını utanarak yere eğmek yerine dik tutmuştu. bunun için seonghwa'ya gerçekten minnettardı lakin henüz siyah saçlı olayı bilmiyordu. yani sevinmek için biraz erkendi.

"solak değilsin ve bacağıma o kadar sert vuracak gücün de yok." seonghwa, gerçekten olayı çözmek için uğraş verdiği için kaşlarını biraz çatmış, düşüncelere dalmıştı. "yani kim, bunu sen yapmış olamazsın ama bu kulağa deliymişim gibi geliyor."

kait; seongjoongHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin