"i have one tiny question. tell me, do you demons bleed?"
∆
yeosang, okul hemşiresinin geri gelmesini beklerken telefonuyla birkaç arkadaşıyla mesajlaşmakla meşguldü. hongjoong'un olayından önce çok yakın bir arkadaş grupları vardı. son sınıflardan nazik, bir o kadar da çalışkan ve şehirde okulunu tenis dalında temsil eden, başarılı bir öğrenci yunho vardı mesela. yeosang ve hongjoong'un arkadaş grubuna sosyal proje için katılmış ve üçü çok iyi anlaştıkları için birbirlerinden hiç ayrılmamıştı. bu üçünün yanında bir de üçüncü sınıf olan jongho vardı. jongho, diğerlerinin aksine içine kapanıktı ve hayata dair bir hedefi yoktu. bunun yanında diğerlerinden farklı bir okuldaydı -ki bu da yan okuldu. zaten genç çocuk bu arkadaş grubuna hongjoong'un zoruyla dahil olup onlarla beraber sosyal projelerde yer almıştı. yani bir nevi hongjoong, jongho'ya tekrar hayatı sevdirmişti.
fakat tüm bu olaylardan sonra hepsi hongjoong'a arkasını dönmüştü. sonuçta üçü de şiddet karşıtı olan ve zorbalığa uğrayan insanlar için destek kulübü açmış insanlardı. yani hongjoong'u ne kadar sevseler de bu hatasından sonra onunla hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam edemezlerdi -ki jongho, hongjoong'u dinlemek istemişti fakat yeosang önünü kesip yapmaması gerektiğini söylemiş ve onu bu fikirden uzaklaştırmıştı.
kötü bir gayesi yoktu bunu yaparken. sadece hongjoong'un bir açıklaması olmadığını biliyordu. eğer olsaydı şimdi okuldan atılma ipliğinde yürümüyor olup kendisini savunabilirdi lakin elinde bir açıklama olmadığı için sadece sessiz kalıyordu. sessiz kalmak, suçunu kabul etmektir.
"yeosang?"
başını arkadaş grubuyla mesajlaştığı telefondan kaldırdı ve göz ucuyla yatakta yatan ve gözlerini yavaşça açmaya çalışan mavi saçlıya baktı. aslında ne durumda olduğu umrunda bile değildi lakin jennie kendisine bu konuda güvenmişti. yeosang kendisine bir görev verilirse onu mükemmel bir şekilde yapmaya takıntılıydı.
"su mu istiyorsun?" sesi baygınlıktan yeni uyanan birisine karşı oldukça kabaydı lakin umursamadı. "bir şeye ihtiyacın varsa söyle."
hongjoong, gözleriyle olduğu yeri süzdü ve yeosang'ın kelimelerini birkaç saniyeliğine görmezden geldi. sanki mavi saçlı büyük bir şoktan çıkmış gibiydi çünkü yavaşça doğrulduktan sonra bile titreyen göz bebekleriyle etrafa bakıyordu.
"hongjoong?" yeosang, yerinden usulca kalktı ve elleri titreyen çocuğun yatağının başına oturdu. "neden korkuyorsun? burada sana zarar vermezler korkma."
mavi saçlı, arkadaşının sesini duyunca gözlerini yeosang'a çevirdi ve başını hafifçe salladı. bir tık daha sakinleşmiş ve gerçekliğe dönmüş gibiydi.
"su verebilir misin?"
aralarındaki garip ilişki yüzünden hongjoong ve yeosang birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğini hiç bilmiyordu lakin şu an konu sağlık olduğu için biraz daha normal gibilerdi. bu da hongjoong'un tebessüm etmesine sebep olmuştu.
arkadaşını özlemişti.
"vereyim." yeosang, yataktan kalktı ve masada duran sürahiden cam bardağa dikkatlice su doldurdu. ardından hongjoong'a uzattı.
"teşekkürler."
cevap yok. yeosang, görevini yerine getirdikten sonra eski koltuğuna geçti ve cebinden telefonunu tekrar çıkartıp grup konuşmasına dahil oldu. evet, hongjoong şu an kötü gözüküyordu lakin zorla ördüğü duvarları hemen indiremezdi. karşısında duran çocuk, hayatı boyunca en nefret ettiği şeyi defalarca masum insanlara yapmıştı. o artık arkadaşı değil sadece uzak durması gereken bir insandı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kait; seongjoong
Fanfictionhongjoong, kırık aynanın iki tarafı adlı latince büyüyü sesli bir şekilde okur.
