önceki bölümü okuyup okumadığınızı kontrol edin lütfenn
iyi okumalar dilerim 💌
∆
"war."
∆
izleniyor olduklarını fark ettiklerinde hongjoong, evin içinde duramamış ve bir şeyler alıp kafa dağıtmak için dışarı çıkmıştı. seonghwa ise tüm bu olanları sindirmeye çalışarak akşam yemeğini yapıyordu. daha akşama çok olmasına rağmen bir şeylerle ilgilenip zihnini klondan uzak tutmazsa kafayı yiyebilirmiş gibi hissediyordu, bu yüzden sürekli kendisini bir işle meşgul ediyor, birisi tarafından izlendiği fikrini uzaklaştırmak için uğraşıyordu.
arka planda açtığı rahatlatıcı ve düşük notada çalan şarkı eşliğinde domatesleri doğrarken bir yandan da elini kesmemeye dikkat ederek duvardaki saate bakıyor, hongjoong'un neden bu kadar geç kaldığını sorguluyordu. yani, evet hongjoong genç bir adamdı ve istediğini yapabilecek yaştaydı. yine de seonghwa endişelenmeden edemiyordu, sonuçta başlarında büyük bir problem vardı ve mavi saçlının yalnız kalması iyi değildi.
evden çıktığından beri 1,5 saat saat geçen mavi saçlı, seonghwa yemeği hazırlamayı bitirene kadar gelmeyince siyah saçlı çocuk, ellerini güzelce yıkayıp kuruladı ve tezgahın üstündeki telefonu alıp hongjoong'u aramak için rehberine girdi. favorilerinde kim adıyla kayıtlı olan çocuğun üstüne basacakken dış kapı birkaç kere çalındı.
seonghwa, hızlı adımlarla kapıya gitti ve hiç düşünmeden dış kapıyı açtı. karşısında elinde bir torba yeşil elma olan hongjoong'u görünce hafifçe gülümsedi. demek markete uğramıştı, geç kalma sebebi buydu.
"geç kalınca merak ettim." seonghwa, hongjoong'un elindeki torbayı aldı ve dış kapıyı mavi saçlı geçsin diye araladı. "hava almak iyi geldi mi?"
hongjoong, gülümsedi ve kafa salladı. içeriye ayakkabısını çıkartıp girdi ve mutfağa adımlayıp arkasını tezgaha dayadı. "hm, iyi geldi. ara sıra böyle hava almak lazım."
seonghwa, kafa salladı ve o da hongjoong'un arkasından mutfağa girip çekmeceyi açtı. yanında duran hongjoong'a bir kere bile bakmadan büyük bir bıçak çıkarttı. daha sonrasında bir kere bile düşünmeden hongjoong'un boğazına dayadı.
"park?"
"sen hongjoong değilsin." seonghwa, titreyen ellerini sakinleştirmeye çalıştı fakat çok zordu. bir bıçağı daha önce kimsenin boğazına dayamamıştı nasıl olsa. yine de karşısındakinin kötü birisi olduğunu düşünerek kendisini avuttu. kötü birisiydi, yok edilmeliydi.
"wow..." hongjoong, boğazındaki bıçağı umursamadan sırıttı ve eliyle iki kere alkış yaptı. "bu kadar çabuk anlayacağını düşünmemiştim, seonghwa-ah."
siyah saçlı, kaşlarını çattı ve elindeki bıçağı biraz daha bastırdı. bu da klonun teninde bir kırmızılığa sebebiyet verdi. nedense... hongjoong'un canını yakan bu klonun canını yakmayı çok istiyordu. çok istiyordu lakin bunu kurallarla yapacaktı.
"hongjoong yeşil elmadan nefret eder." seonghwa, elindeki bıçağı sabit tutmaya devam etti ve klona doğru bir adım daha yaklaştı. "onun gibi değilsin, bu yüzden kimliğin hemen açığa çıkıyor."
