octadeca

878 167 192
                                        

arkadaslar fark ettim ki fici okurken baya delleniyorsunuz  kdkfkkes hepinize bolume baslamadan once papatya yemenizi tavsiye ediyorum 🌼🌼🌼

iyi okumalar dilerim

"good bye to kim hongjoong."

bir insanın kendisi yüzünden ölümden dönmesinin yükü, yaşadığı şeyler ve az önceki olay zihninde dolanıp dururken tüm bunların kendisinin taşıyamayacağı kadar ağır olduğunu yeni yeni anlıyordu, kim hongjoong. her şeyin üstesinden gelebileceğini düşünürken bir kere daha taşa takılmış ve yalpalamıştı. oysa gerçekten inanmıştı tüm bunların geçeceğine, şimdiyse biraz sorguluyordu. yeterli miydi? gerçekten doğa-üstü, korkutucu bir varlığı yenmek için yeterli niteliği var mıydı? seonghwa'yı, yanında olan tek kişiyi bir kere daha böyle bir olay olursa koruyabilir miydi?

hongjoong, zihninde dönüp duran tüm bu düşüncelerle beraber zeminde dizlerinin üstünde otururken az önce kaybolan klonun gitmesiyle şiddetli şekilde titremeye ve nefes alamamaya başlamıştı. ne zaman gözlerini kapatsa klonun, seonghwa'nın boynuna bıçağı sertçe bastırması geliyordu.

"kim..." seonghwa, zorlukla zeminden kendini kaldırdı ve yumuşak sesiyle hongjoong'a seslenirken bir yandan da usulca mavi saçlının yanına yanaştı. "kim lütfen böyle yapma."

seonghwa, yüzüne bakamayan ve titreyen çocuğun karşısına oturdu, hongjoong'u kendisine çekip göğüsünde dinlenmesine izin verdi. aslında, kendisi de oldukça korkmuştu fakat hongjoong'un yüzündeki sararma ve korku hâlâ yok olmamıştı. olayı zihninde tekrar tekrar tıpkı bir bozuk plak gibi oynatıyor gibiydi.

"bak ben iyiyim, tamam mı?" seonghwa, kucağındaki çocuğun sırtını okşadı ve titrek şekilde nefes verdi. "hiçbir şey olmadı ve olmayacak. söz veriyorum."

seonghwa'nın güven verici ses tonu ve sıkıca sarılmasının verdiği hisle hongjoong biraz daha sakinleşti. hızlıca alıp verdiği nefesler yavaşladı ve başını dinlenmek amacıyla seonghwa'nın göğüsüne biraz daha yasladı. tıpkı bir kedi edasıyla orada birkaç dakika dinlendi. açıkçası bu dinlenmeye oldukça ihtiyacı olduğunu da asla inkâr etmezdi.

"belki ikimizin de ona gücü yetmiyor ama bana güven tamam mı? sadece hazır olduğunda büyüyü okumama izin ver. her şeyi güç kullanmadan halledeceğim." seonghwa, göğüsünde dinlenen çocuğa baktı ve hafifçe gülümsedi. şu an o kadar güçlü hissediyordu ki... sanki hongjoong'u tüm her şeyden koruyabilirmiş gibi.

"ölümden döndün..." hongjoong, siyah saçlının göğüsünden uzaklaştı ve seonghwa'ya baktı. hâlâ çok yakınlardı, zeminde otururken ikisi de birbirlerine dönüktü. bu da hongjoong'un cümle kurmasını birkaç saniye geciktirdi. garip hissediyordu. hem de çok garip.

bu... gerçekten güvenilen bir arkadaşa hissedilen bir şey miydi?

tanrı şahit hongjoong, bilmiyordu -ki duygularda da berbattı. evet, insan ilişkileri iyiydi fakat daha önce böyle hissetmemişti. bu daha farklı... daha özel bir şeydi.

"az kalsın ölüyordun ve hâlâ büyü diyorsun..." hongjoong, olayın şokuyla seonghwa'ya bakmaya devam etti. gerçekten şaşırıyordu. "cidden bu kadar mı yardım etmek istiyorsun? senin dışına kim olsa şimdiye kaçmıştı."

kait; seongjoongHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin