"dearly beloved, war is over."
∆
50 saniye.
"hayır... seonghwa yapmış olamazsın." hongjoong, birkaç adım geri çekildi. gözleri bulanıklaştığı için seonghwa'nın silüetini seçmekte bile zorlanırken bedenini yere bıraktı. gerçekten arkasından bıçaklanmış gibi hissediyordu. seonghwa'ya gerçekten inanmıştı çünkü her şeyin iyi bir şekilde biteceğine inandırmıştı kendisini. şimdi... şimdi gelip büyüyü diğer hongjoong'a okuduğunu söylüyordu.
"ikimizi ayırt edebileceğini söylemiştin..."
"ben de sana..." elini yüzünden çekti kendisini yukarıdan izleyen seonghwa'ya baktı. "inanmıştım."
siyah saçlı çocuk, tıpkı hongjoong gibi yere çöktü ve titreyen mavi saçlıya sıkıca sarıldı.
"sorun yok, bir şey olmayacak." hongjoong'un sırtında eliyle daireler çizdi, bunun mavi saçlıyı biraz olsun rahatlatacağını umarak. "sana zarar geleceğini bilerek bir şey yapmam. yemin ederim bir şey olmayacak."
10.
9.
8.
7.
hongjoong, biraz geri çekildi ve seonghwa'ya baktı. öylesine rahat görünüyordu ki hongjoong ne düşüneceğini bile bilmiyordu. sadece zihni ona öleceğini bağırıp duruyordu. ölecek miydi ki? nedense kalbinde bir yer seonghwa'nın bir şeyler bildiğini, gerçekten bir şey olmayacağını söylüyordu.
6.
5.
4.
3.
2.
1.
hongjoong, gözlerini sımsıkı kapattı. eğer yok olacaksa şimdi olması gerekiyordu. jongin'in söylediklerine göre yanarak kül olacak, sonrasına cehennem paraleline, diğer hongjoong'un yerine gidecekti. fakat... hiç de öyle olmadı. birkaç saniye gerçekten canının yanmasını, kül olmayı bekledi. yine de hiçbir şey olmadı.
neler döndüğünü anlamak için gözlerini açtı ve seonghwa'ya baktı. gayet sakin görünüyordu, ayrıca kendinden de çok emindi.
"ağlamana sebep olduğum için özür dilerim." seonghwa, hongjoong'un korkudan kaynaklanan göz yaşlarını usulca sildi. ardından gülümsedi ve hongjoong'un elini tutarak ikisini de ayağa kaldırdı. "gel dışarıya çıkalım. sana her şeyi göstereceğim."
mavi saçlı çocuk, sessizce seonghwa'yı takip etti. şu an ne düşünmesi gerektiğini, ne yapması gerektiğini gerçekten bilmiyordu fakat yok olmadığı için biraz rahatlamıştı. bunun verdiği ferah hisle siyah saçlıyla beraber dışarıya çıktı. ayın ve yıldızların olmadığı gökyüzü yüzünden her yer çok karanlık olduğundan yürüyüşüne biraz daha dikkat etti.
"gel şöyle." seonghwa, ikisini de evden biraz uzaklaştırdı. bu bakış açısıyla evin tamamı görünüyordu. "şimdi sadece bekle. ne olduğunu birazdan anlayacaksın."
hongjoong, ilk önce seonghwa'ya daha sonra ikisinin hâlâ birleşik olan ellerine baktı. nedense... bu durumda bile kalbi hızlı şekilde atmaya başlamıştı. yine de şu an bunu düşünmesi biraz garipti. bu yüzden gözlerini oradan çekti ve eve sabitledi.
"seonghwa, neler oluyor anlamıyorum. neden eve bakıyoruz? klonum nerede?"
siyah saçlı, hafifçe gülümsedi. ardından boşta olan elini dudaklarına götürerek sessiz ol işareti yaptı. hongjoong da yanında duran çocuğu dinledi ve sessiz kaldı. neler döndüğünü gerçekten anlamamıştı ama birazdan anlayacakmış gibi hissediyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kait; seongjoong
Fanfictionhongjoong, kırık aynanın iki tarafı adlı latince büyüyü sesli bir şekilde okur.
