Çağıl hafif heyecanlı, hafif de gergin bir edayla arabasına bindi. Cüzdan, telefon ve özellikle de teslim etmesi gereken şu kitap yanındaydı.
Saat 13:52
Bu heyecanına anlam vermeye çalışsa da pek beceremiyordu. Gerçi hoş, her şeyi akışına bırakmaya karar vereli hayli olmuştu. Öylece yolu izleyip müzik dinleyerek dakikalarca sürdükten sonra Karan'ın attığı konuma ulaştı. Arabadan inmeden karşıya baktığında buranın neresi olduğunu fark etmişti: bar. Karan'ı yanlışlıkla öptüğü bar... Kalbi hızla atmaya başladı. Yaptığı şeyden öyle büyük bir utanç duyuyordu ki kapıyı açıp arabadan çıkması tamı tamına on dakikasını almıştı. Karan'ı ayağına çağırıp kitabı verip gitmek olmayacaktı, içeriye girmesi de biraz zordu çünkü yaka paça dışarı atılmıştı. Kapıdaki görevliler onu kara listeye alalı bir hayli oluyordu.
Peki Karan'ın bu saatte barda ne işi vardı? Mekanın açılmasına saatler vardı. Barın giriş kapısına ilerlerken ayakları sanki geri geri gidiyordu Çağıl'ın. Kapıda konteynırları yakmak üzere yerleştiren görevlilerden birine sordu boğazını temizleyerek. ''Karan burada mı?''
Kendisinden birkaç yaş küçük olan genç haylaz bir gülümsemeyle konteynırı yere bıraktı ve Çağıl'a döndü. ''Hayırdır? Ne yapacaksın sen Karan'ı?''
Çağıl dudaklarını büzüp konuştu. ''Emanetini teslim edeceğim...'' Çocuk hiç cevap vermeden kapıdan içeri seslendi. ''Karan!''
Karan meşgul olmalıydı ki çağırıldığı yere ancak genç bir adamın kendisini sorduğunu öğrendiğinde gelmeye yeltendi. Kapıya ellerini yaslayıp gülümsedi Çağıl'a ''Sonunda!''
Çağıl mahcup bir tavırla elindeki kitabı kıza uzattı. ''Özür dilerim...'' Karan kitaba şöyle bir göz gezdirirken devam etti. ''Tekrardan...''
Kız cevap vermeyince sorumsuzluğuna küfür ederek uzaklaşmak üzere arkasını dönecekti ki kendisine seslenildiğini duyunca arkasını döndü. ''Çağıl!''
Karan hızlı bir kaç adımla aradaki mesafeyi kapatarak saniyeler içinde ulaştı Çağıl'ın yanına. ''Bugün sabahçıydım. Barın temizliğini yapıp devredeceğim.''
Bu durumun kendisiyle ne tür bir ilgisi olduğunu fark edemeyen Çağıl meraklı gözlerle sordu. ''Yani?''
Karan tekrar gülümsedi. ''Bu akşam meşgul müsün?'' Çağıl'ın bu soruya anlam veremediği tüm vücut dilinden anlaşılıyordu. Önce kaşlarını yukarı kaldırdı daha sonra da elini ensesine götürüp tatlı tatlı kaşımaya başladı. ''Aslında bu aralar taşınma işleriyle meşgul olacağım biraz. Neden ki?''
Karan bir ileri bir geri sallanarak sürdürdü konuşmayı. Kıvırcık saçlarını sol tarafa atarak ''Senin şu hikayenin devamını duymak istiyorum.''
Çağıl'ın içinde belli belirsiz bir öfke tufanı belirmişti şimdi. Tam da tahmin ettiği gibi, içinde bulunduğu durum Karan'da adeta magazin değeri taşıyordu. ''Nedenki?'' dedi kaşlarını çatarak.
Karan kartlarını açık oynayıp düşüncelerini olduğu gibi söylemenin bugüne kadar bir zararını görmemişti pek. ''Aslında biraz özet geçeyim. Psikoloji bölümü son sınıf öğrencisiyim ve mezun olmak için bir tez yazmam gerekiyor. Sen de bir yas sürecindesin ve bir psikoloğa kesinlikle ihtiyacın var.''
Çağıl duyduğu bu kelimelere katlanamıyor ve hatta duydukları ne kadar doğru olsa da kabullenemiyordu. Bakışlarını yukarı kaldırıp içindeki öfke tufanının büyümesine engel olmaya çalıştı. ''Hemen de teşhisi koymuşsun ya, sağol...''
Barın kapısındaki görevliler bu uzun soluklu konuşmaya dikkat kesilmişlerdi. Karan'ı herhangi bir şekilde yaftalayabilmek için adeta uzun kuyruklu tilkiler gibi fırsat kolluyorlardı fakat konuşmanın herhangi bir detayını duymayı becerebilmiş sayılmazlardı. Karan Çağıl'ın bu kadar ters bir tepki vermiş olmasını haksızlık olarak almıştı üzerine. ''Hayır ben öyle demek is..'' Çağıl keskin bir tavırla Karan'ın sözlerini ağzına tıktı. ''Çok işim var gitmem gerekiyor. Kendine iyi bak.'' Arkasını dönüp uzaklaşırken ılık bir rüzgar gömleğinin eteklerini savurmaya başlamıştı bile. Karan yanlış anlaşıldığını düşünüp Çağıl'ın peşinden koştu. ''Çağıl yanlış anlıyorsun!'' diyerek kolunu tuttu ve Çağıl'ın kendisine dönmesini sağladı. ''Neyi yanlış anlıyorum Karan? Söylesene! Neyi yanlış anlıyorum?'' Ses tonunun yükselmesine hakim olamıyordu. Hemen bu konuşma sonlanmazsa çok kötü kalp kıracaktı anlaşılan. ''Bak, sana ücretsiz terapi sağlayabilirim. Belki hikayeni anlatmak sana da iyi gelir? Lütfen vakanı profesyonel açıdan incelememe izin ver...'' Çağıl derin bir soluk aldı ve ateş saçan gözlerini Karan'ın gözlerine dikti. ''Kendine başka bir oyuncak bul Karan!'' Karan, karşısındaki adamın tam bir gerizekalı olduğunu düşünmeye başladığında, gergin ortamı fark eden bar çalışanları Karan'a seslenip bir sorun olup olmadığını sordu. Herkesin ortalıktan dağılması için kızın tek bir baş hareketi yeterli olmuştu. ''Çağıl oyuncak aramıyorum...''
Çağıl git gide sabırsızlanıyordu buradan ayrılmak için. ''Psikoloğum var Karan. Gerçekten çok sağol ama sana ihtiyacım yok!'' Tam arkasını dönüp gidececekti ki işaret parmağını kızın göğsüne sertçe bastırıp kendini vurgulama ihtiyacı hissetti. ''Hem de hiç yok!''
Karan bu aşağılayıcı hareket karşısında sinirlerini kontrol altında tutmanın bir mantığı olmadığını düşünerek Çağıl'ın hatasını yüzüne vurmaya karar verdi. Başka bir kaçış yolu bulamamıştı. Tezi için Çağıl çok ilgi çekici bir vaka olabilirdi. Belki de Karan, durumun böyle olduğuna kendisini inandırmıştı, kim bilir? ''Benim bir özüre ihtiyacım var ama!'' Çağıl cidden sinir bozucu bir durumla karşı karşıyaydı ve histeri nöbeti geçirmek üzereydi. Sinir krizlerinin belirtti olan ufak kahkahalarının arasından fırsat bulabildiğince konuştu. ''Diledim ya...'' Karan'a söz hakkı düşmüştü şimdi. ''Evet sorma, ne özür, ne özür! İşimin ortasında gelip dudaklarıma yapıştığın yetmiyor, bir de ödevimin teslim tarihini kaçırmama sebep oluyorsun. Kusura bakma Çağıl Bey, bana bir iyilik borcun var!'' Kıvırcık saçlarını savurarak bara doğru ilerlediğince şaşkınlıktan ağzı açık bir Çağıl kalmıştı geride. Ellerini dizlerine dayadı ve derin derin soluklandı Çağıl. Karan ile baş etmeye çalışmak dik bir yokuşu koşmaktan farksıdı O'nun nazarında. 'Bu kız beni öldürecek!' diye fısıldadı sadece kendisinin duyabileceği bir ses tonuyla. Karan barın siyah cam kapısına dayandı. 1-0 önde olduğu her halinden belli oluyordu. Özellikle de Çağıl'a meydan okuyan bakışlarından. Fakat Çağıl da bundan geri kalmamıştı. Alev saçan gözlerinİ Karan'dan ayırmadan arabasına bindi. Adeta bakışlarıyla 'Acımdan uzak dur!' diyordu Karan'a. Karan ise deşmeye hazır ve nazırdı, yapacaktı da. Acının inine inip onu yakasından tutacak ve kök saldığı yerden çıkarıp atacaktı, hiç olmadığı kadar kararlıydı. Fakat her şeyden önce Çağıl'ın hikayesinden çok kendisinin ilgisini cezbettiğini kendisine itiraf etmeliydi. Yoksa sevdiğini kaybeden tek adam Çağıl olamazdı. Beterin beterinin olduğu bu dünyada böyle acemi yalanlara kendini inandırmak profesyonel bir psikoloğa yakışır türden değildi. Çağıl arabasını barın önünden çekip uzaklaşırken Karan sert bir ifadeyle içeri girdi. Telefonun zil sesiyle dern bir soluk daha verdi. Bilinmeyen numaradan bir mesaj: ''3 saat sonra hazır ol ve bana konum at. Seni alacağım.''
Zafer dolu bir edayla göğsünü gererek barına doğru ilerledi. Geniş adımları rüzgara adeta ivme veriyor, kıvırcık saçlarını dalga dalga savuruyordu. ''İşte böyle Çağıl Bey!'' dedi vurgulayarak kendi kendine. Karan'ın Barboy'u bu garip tavırlara anlam veremiyordu. ''Ne oldu?''
Az önce azılı bir tartışmayı yakasından savuran Karan değilmiş gibi yanıtladı. ''Yok bir şey, işine bak sen...''
***
Bu cesaret neyin nesiydi? Nereden gelmişti bu kıza? Kendimi az sonra ağzından alev saçacak bir ejderha kadar sinirli hissediyordum. Her şeyi anlatmıştım işte O'na. Bilmesi gereken her şeyi çoktan söylemiştim. Ayağına kadar aptal bir kitabı da tutup getirmiştim o kadar yol çekerek... Ne istiyordu benden daha allah aşkına? Benim sıkıntım bana yetmiyordu, üzerine mi ekleyecekti acaba? İçimdeki öfkeye kapılıp savunmaya geçsem de O'na karşı mahcup olmam konusunda haklıydı. O'na gerçekten de acilen ödemem gereken bir iyilik borcu vardı. Arabayı rastgele bir süper marketin önüne çektim. Sinirden mi acıkmıştım yoksa açlıktan mı sinirlenmiştim? Belki de Karan karşısına çıkan her adamda bu etkiyi yaratıyordu, bilemezdim. Her halükarda Berkan'ında çok acıkmış olduğunu hatırladım. Zorlu birkaç saat beni bekliyordu anlaşılan.
Berkan'ı aradım ve telefon birkaç kez uzun uzun çaldıktan sonra açıldı. ''Ne yaptın?''
''İyi...'' dedi Berkan. ''Nakliye geldi de eşyaları çekiyoruz şimdi yavaş yavaş sen ne yaptın?''
Uzatmadan anlattım durumu. ''Markete geldim şimdi, yiyecek bir şeyler alacağım. Canının istediği bir şey varsa söyle ya da mesaj at.'' Berkan oldukça meşgul olacaktı ki konuşmayı kestirip atmak istedi. Son anda yakaladım ve bildirdim sıkkın bir tavırla. ''Unutmadan, akşama misafirimiz var...''

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KENDİNE İYİ BAK SEVGİLİM
Romance* Karan, hemen yanında oturan Çağıl'ın gözlerinin içine dolu dolu baktı. Şöminenin ateşinin loş ışığı yüzlerini aydınlattıkça sakladıkları duyguları da gün yüzüne çıkarıyordu. Çağıl kendini suçlu hissediyordu. Karan'ın bakışlarından kaçmaya çalışsa...