Annemin o yumuşak ve merhametli sesine uyandım. ''Çağıl, hadi oğlum uyan. Kahvaltın geldi.'' Ardından perdelere doğru ilerledi ve güneş ışıklarının bu tatsız hastane odasına girmesine izin verdi.
Sızlayan vücuduma direnerek doğruldum. Hala nereme ne olmuş farkında değildim açıkçası. Meraklı bakışlarla baş ucumda oturan anneme döndüm. ''Ne oldu?''
Sitem ve endişe dolu bir ses tonuyla yanıtladı beni. ''Kamyonet çarptı oğlum...''
Bunu hatırlıyordum elbet. Sessiz kaldığımda devam etti sözlerine sağ omuzumu okşayarak.
'' 'Nükhet' diye diye koşturdun yolun ortasına. Bakmadan atlayıvermişsin. ''
Yine derin bir sessizlik...
''Ah oğlum ah...'' Annemin bu derin iç çekişlerine karşılık başımı öne eğdim. ''Ama onu gördüm anne. Yolun karşısındaydı...''
Annem gözleri dolu dolu dinliyordu beni. ''Gülümsedi bana...''
''Oğlum... Tüm bunlar imkansız biliyorsun.'' Sol eliyle gözlerinden akan damlaları sildi ve saçlarıma götürdü ardından. Kahverengi buklelerimi tek tek okşuyor, acılarımı dindirmeye çalışıyordu kendince. ''Ama anne gördüm Nükhet'i... Oradaydı işte.'' Titreyen sesime engel olamıyordum pek.
''Şşş.. Geçecek yavrum hepsi geçecek. ''
Serumun izin verdiğince doladım kollarımı annemin boynuna. ''Nasıl olacak peki söyler misin anne? Nasıl yapacağım?''
Odaya sinsi sinsi sızan sessizliği kapıdan içeri ellerinde poşetlerle dalan Berkan bozmuştu. ''Sıkılmışsındır hastane yemeklerinden. Sana bir şeyler getirdim. ''
Annem gözyaşlarını saklayarak karşıladı Berkan'ı. ''Hoşgeldin oğlum.''
Berkan yüksek enerjili ses tonuyla yanıtladı. ''Hoşbuldum, hoşbuldum da bu ne herkesin gözlerinde yaş, burnunda sümük he?''
Annem kıkırdadı. ''Her zamanki biz işte oğlum... Neler getirdin sen bakayım bize böyle?''
Poşetleri sehpaya koyup karıştırmaya başladı. Berkan montunu çıkartıp oturdu yanıma. ''Bir haftadır yatıyorsun, biliyorsun değil mi?''
Artık bir şeylere çok da şaşıracak halim vaktim kalmamıştı. ''Hadi ya, öyle mi?'' dedim gayri ihtiyari bir tavırla.
Kafasını salladı onaylayarak. ''Evet öyle.''
Derin bir sessizliğe boğuldum yine. Aklımın köşesindeki o rüyaya odaklanmak istiyordum. Her saniyesini kazımalıydım beynime.
''Az kalsın felç kalıyordun. İki kere kalb...''
Annem panik dolu ses tonuyla kesti Berkan'ı. ''Hey hey... Berkan!''
''Tamam Aysel teyze tamam, sustum..'' dedi Berkan eliyle dudağındaki gizli fermuarı çekerek.
Sözü kesilmeden önce söyledikleri ilgimi çekmişti aslında. ''Ne susturuyorsun çocuğu, bırak anlatsın anne.'' Döndüm Berkan'a ''Eee, konuşsana oğlum?'' Berkan omuz silkti, emir büyük yerdendi. Annem gözlerini kocaman açarak böldü bizi. ''Negatif şeyler konuşarak hastamızı yormuyoruz, DEĞİL Mİ BERKANCIĞIM?'' dedi uyarı içeren bir ses tonuyla.
Berkan hastane yemeklerini odanın en uzak köşesine koyarak önümdeki sehpaya aldıklarını dizdi. Boğazımdaki kuruluğu yok etmek üzere zibilyonuncu kez yutkunsam da geçmemişti. Annem anlamış olacak ki bir şişe suyu uzattı bana. ''O kadar seruma rağmen susamış hissediyorsun demek?'' Onaylayarak aldım uzattığı suyu. Gerçekten bir haftadır uyuyor muydum? İnanamıyordum olanlara.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KENDİNE İYİ BAK SEVGİLİM
Любовные романы* Karan, hemen yanında oturan Çağıl'ın gözlerinin içine dolu dolu baktı. Şöminenin ateşinin loş ışığı yüzlerini aydınlattıkça sakladıkları duyguları da gün yüzüne çıkarıyordu. Çağıl kendini suçlu hissediyordu. Karan'ın bakışlarından kaçmaya çalışsa...