Siz : Seni en başından uyarıyorum
Siz : Ben bu tatile gitmek için tam bir aydır hazırlanıyorum
Siz : O yüzden sen bu tatile gelmeyi o fındık kadar olan aklından bile geçirmiyorsun
Ulaş'ılmayan : Hangi tatilden bahsediyorsun?
Siz : Annelerimiz ortakl...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
🐚
Annemden yediğimiz baskını ve kahvaltı faslını sorunsuz şekilde atlatmamızın ardından kendimizi sahilde bulmuştuk.
Her ne kadar Ulaş'la denize girmemek konusunda anlaştığımızı düşünmüş olsam da yanılmış olmalıydım çünkü işte buradaydık. Eşyalarım şezlongumun üzerinde, benimse ayaklarım suyun içindeydi. Kesinlikle oyuna getirilmiştim. Aksi halde kendi irademle burada olmamın imkanı yoktu. Ve şimdi ayak bileklerime kadar suyun içerisine girmiş olsam da daha fazla ileriye gidemeyecektim. Benden bu kadardı.
"Hadi artık, gelmiyor musun?"
"Gelmiyorum," diye yanıt verdim. Kendisi fazlasıyla aceleci davranıp benim aksime denizde olabildiğince ileriye açılmıştı. Tabii ona göre hava hoş olmalıydı, ne de olsa sonsuz bir denizde karşılaşabileceği herhangi bir canlıdan korkan o değildi. Bendim, ve bu korkumdan asla kurtulamayacaktım. Cevabımı duymasının ardından ilerlemeye son verip yüzünü bana döndü.
"Saçmalama yavruş. Ne demek gelmiyorum?" diye söylense de omuz silkmekle yetindim. Bir harekette bulunmadığımı gördüğünde, su hizası diz kapaklarına gelene kadar ilerlediği noktadan geri dönüp yanıma yaklaştı. "Hadi ama mızıkçılık yapıyorsun."
"Gelmiyorum. Denize girmek istemiyorum," diye yanıtladım. Huysuzca kollarımı göğsümün altında birleştirirken karşıdan ona dik dik baktım. Biraz daha ilerleyip bu kez tamamen sudan çıktı ve güneşi kesecek şekilde önümde durdu. "Sebep?"
"Korkuyorum. Biliyorsun sen de."
"Evet ama bu sefer yanında ben varım." Elleri nazikçe belime yerleşti ve beni bir adım attırarak kendisine yaklaştırdı. "Korkulacak bir şey yok yani. Hem en fazla ne olabilir, neyden bu kadar korkuyorsun?"
Ne mi olabilirdi? Aklımda, bu konuda dolanıp duran o kadar çok ihtimal vardı ki hepsini saymaya kalksam kendisi de kaçacak delik arardı muhtemelen. Ne vardı ki ben iyi biriydim ve tüm bu düşünceleri kendime saklamakla yetiniyordum. Sonuçta cahillik mutluluktan ibaretti.
Beni kışkırtmış olmasına dayanamayarak sorusuna hızlı bir cevap verdim. "Köpek balığı saldırısı?" Gözlerimi yukarı kaldırıp yüzüne baktım. Aklıma gelen en korkunç ihtimallerden birini söylemiş olmama rağmen Ulaş, cevabıma karşılık sağlam bir kahkaha patlattı.
"Yok dinazor istilası," dedi abartılı bir ifadeyle. Ona ters bir bakış attım.
"Ben ciddiyim," dedim, o gülmeye devam ederken. Bunun üzerine kahkahasını, kafasını yana eğerek benden gizlemek zorunda kaldı. Ama başarılı olamadı. Biraz daha böyle devam ederse benden dayak yiyecekti. Kahkahası her ne kadar dinmiş olsa da gülmekten kısılan gözleri durumu hala komik bulduğunu söylüyordu. "Gülmesene."