-eleven🐈-

839 124 82
                                        

Meoww~~~

Kuyrukların görünüşünü unutmayın. İlk bölüme dönüp bakın 🎀

----

Kısa bir zaman geçişi yaşanmıştı. O olaydan sonra Jisung ile görüşmemişti Minho. Zaten sağlam bir bağları da yoktu. Her zamanki gibi arkadaşlarıyla boş boş takılıp ödev yapıyordu. Hocalardan azar işitiyordu falan.

Bu süreçte Jeongin durumu yüzünden yurt dışına taşınmıştı. Gittiği için başta üzülmüştü arkadaşları, sonradan kabullendiler. Jeongin olabildiğince hızlı kendilerine ulaşacağını söyleyip veda etmişti. Yine de gittiği günden beri bir kez bile kimseye yazmamıştı. Belki de çok sıkışık durumdaydı, Minho endişeleniyordu.

Bir yandan Jisung'u da merak ediyordu. Çok bir bağları yoktu ama, onun için çok endişeleniyordu. Uzun süre düşündü. Ona ne şekilde yardım edebilir, nasıl onu düzeltebilirdi?

Yarım yarım kabullenmişti ona iftira atıldığına. Bu yüzden pişmandı da. İlk düşünceleri haklı çıksa bu kadar durgun olmazdı.

-----

Yine her zamanki gibi düzenli giden okul günlerinden biriydi. Etrafta kuyruklarını sallayarak dolanan mutlu kedigiller vardı. Dışarıda zorbalarına pençe savuran zayıflar vardı. Öğretmenler odasında da fırça yiyen kedigil öğrenciler vardı. Minho sırasında öylece oturuyordu, iki gündür teneffüslere çıkmıyordu. Kimse de karışmıyordu.

Karnının açıktığını hissetti. Teneffüslere çıkmadığı gibi, yemekhaneye de inmiyordu. Ama bugün et günüydü. Hangi durumda olursa olsun bunu kaçırmak istemezdi. O yüzden zili bekliyordu. Zil çaldığında arkadaşları ile birlikte yemekhaneye inecekti.

"Bir süre serbestsiniz, zil çalmadan dışarı çıkmayın." Hoca herkesten önce sınıfı terk edince sınıf gürültüyle kaplanmıştı. Bir süre sonra da zilin çalması ile dağıldılar. Minho yerinden kalkıp Hyunjin'in peşine takıldı.

"Gelir miydin sen? Hayret."

"O yemeği kaçırmam."

"Obur piç." Hyunjin'in ayağına kuyruğuyla geçirmişti bir tane. Hyunjin dengesini kaybedip yerinde sekmişti, ardından gülmüştü. Birlikte yemekhaneye indiler. Felix, Changbin ve Seungmin de oradaydı.

Minho'nun gözleri etrafta dolandı. Görüş açısında göremedi onu. O yüzden sıraya girdi ve yemeğini alıp arkadaşlarıyla birlikte bir masaya oturdu.

İştahla yemeğini kaşıklarken sessiz sedasız yemekhanenin bir kısmından yine sesler yükselmişti. Direkt olarak gözleri o tarafa bakarken sabahtan beri aradığı bedeni bulmuştu.

Elindeki tepsiye vurulmasıyla tüm yemeği yere dökülen Jisung, elleri havada kalmış bir şekilde karşısındaki bedene sinirli bir şekilde bakıyordu. Bu bakış kısa sürmüştü tabii. Ardından iki elini de indirdi ve üstüne yapışan pirinçleri çırptı. Karşısındaki ise gülüyordu. Geçen it sikmiş gibi bağıran kişiyle aynıydı bu.

Minho ağzından düşen pirinçleri hızla sildikten sonra hışımla yerinden kalkmıştı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Geleceğim." Adım adım Jisung'un olduğu tarafa doğru hareketlenmişti.

"Nasıl hala bu okula gelebiliyorsun? Yüzsüz." Jisung istemeyerekten bu söz karşısında alttan gülümsemişti. Ardından çenesini eğip eski donuk yüz ifadesine bürünmüştü. Bu aptalların laflarını çekebileceği bir günde değildi.

"Güldün mü sen? Komik bir şey mi var piç kurusu!" Karşısındaki tüylerini dikleştirip elini Jisung'a doğru kaldırmıştı.

"Bir şey daha yap da dağıtayım o yüzünü senin!" Jisung ses etmedi. O sırada beline dolanan sıcaklık zaten onun susmasına yetmişti.

Thin Thin, Meow! ~minsung~Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin