Kedilerin dünyası. Kedigiller.
Kuyruğunu kaldır ve salla, pençelerini çıkar, kulaklarını dikleştir. En uzun kuyruğa sahipsen övgülerden kurtulamazsın. Güzel kuyruklar toplumun en sevdikleridir.
!Sememin!
!Ukesung!
"Saçını boyatmak aklına nereden esti?" Jeongin biraz düşündü.
"Bu rengin bana yakıştığını düşünüyorum." Herkes tilki çocuğun dönmesine gülümserken Minho'nun telefonuna bir bildirim düşmüştü. Jeongin'i bırakıp telefonunu eline almış, gördüğü mesajla hemen yerinden kalkmıştı.
"Ben birazdan gelirim." Arkadaşlarına ani bir veda etmiş ve koşa koşa sınıftan çıkmıştı. Merdivenlerden inip soyunma odasına girmişti hızlıca.
Jisung'u görmesiyle kalbi atmaya başlamıştı. Kapıyı ardından kapamış ve adım adım yanına yaklaşmıştı.
"Beni neden çağırdın?" Jisung'un gözleri parlamıştı onu görünce. Mesajı atalı iki saniye olmuştu ama hemen gelmişti.
"Konuşmadan iletişimi kesmenin doğru olmadığını düşündüm." Minho'nun kuyruğu ve kulakları kalkmıştı. Sonunda kendisiyle konuşuyordu!
"O yüzden konuşarak kesmemiz gerek olduğunu düşündüm."
Minho'nun kalkmış kulakları ve kuyruğu duyduğu cümleyle yeniden bükülmüştü. Tamam daha kötü ne olabilir?
"Ayrıca okul değiştirmek istiyorum. Gittiğim okula gelmemeni istiyorum."
"Peşinden koşmayacağım. Ama gitmene de izin veremem."
"Tehlikenin tam ortasındayım şuan. Neden kaçmama izin vermiyorsun?"
"Kaçsan da bırakmazlar seni." Jisung hayretle gülmüştü.
"Sana söylemiştim. Senin yüzünden bunu yaşadığımı söylemiştim. Senden uzaklaşırsam başımdaki dertlerin yok olacağına eminim."
"Bu kadar mı korkaksın?" Jisung duyduğu lafla yutkunmuştu. Yapabileceği bir şey yoktu, kendini koruması gerekiyordu.
"Evet korkuyorum. Siktiğimin okulunda yaşayacağım şeylerden korkuyorum. Normal değil mi korkmam? Dibimdeki kişi yüzünden bunları yaşamak istemiyorum." Minho bir şey dememişti.
"Seni korumak istiyorum..."
"Beni hiçbir boktan koruyamazsın sen!" Jisung sesini yükseltmişti. Gözlerinden yaşlar dökülmeye başlamıştı bile. Ne zaman böyle olsa ağlıyordu. Minho ise ona donuk bir şekilde bakıyordu.
Jisung hıçkırdı. Sesi çatladı. "Daha kendinden koruyamıyorsun..."
"Beni sevdiğini sanmıştım."
"Sevdim. Sevmedim mi sanıyorsun? Ama sevgim beni bunlardan korumak için yeterli bir kalkan değil."
"Sevgi tek taraflı bir kalkan olarak kullanılmaz zaten Jisung. İkimizi bir etmen gerek. Tek başına savaşınca bir işe yaramaz zaten. Sürekli acı çektirir." Jisung'un omuzlarına yaslamıştı ellerini. Kızarmış gözlerine baktı derince. Jisung gözlerini kaçırmıştı.
"Bu yüzden gitmek istiyorum zaten. Bana zarar veriyorsun. Tek başıma savaşıyorum ben."
"Sen tek başına savaşmıyorsun Jisung. Ben tek başıma savaşıyorum. Bu güne kadar kimden kaçtım ben? Senin için yanında durdum." Jisung, Minho'nun ellerini omzundan indirmişti.
"Sana bir şey olmuyor sonuçta Minho. Kaçmana gerek yok." Minho'nun omzundan iteklediğinde yanından geçip kapıya yönelmişti. Minho'nun bileğini yakalamasıyla duraksamıştı.
"Bana bir şey olsa ya da olmasa ben her şekilde senin için savaşırım Jisung. Korkaklık etmem." Jisung onun elinden kurtulmuştu fakat Minho yeniden yakaladı bileğini.
"Kaçmanı istemiyorum. Kaçarsan daha kötü şeylere maruz kalacağını da biliyorum. Bırak da kalkanlarımızı birleştirelim." Jisung kendini yeniden kurtardığında Minho bu sefer kuyruğuyla yakalamıştı onu. Bileğine uzun kuyruğunu ip gibi dolamış, kendine çektikten sonra kollarını dolaba yaslamıştı. Jisung sırtının dolaba çarpmasıyla şaşırmıştı. Kulakları yukarı kalkarken yüzüne yaklaşan Minho'ya baktı. Kollarını kurtarmaya çalıştığında bileklerini saran kuyruk sıkılaşmıştı.
"Benden de kaçacak mısın? Bu durumdan kaçmak istiyor musun Jisung?" Minho'nun nefesi yüzüne vuruyordu. Hafif gri olan ortamda dolgun dudakları çok güzel gözüküyordu. Önceden de böyle gözükmüştü.
"Benimle birlikte savaş Jisung. Kendini hırpalama artık. Birlikte olalım. Beraber savaşlım. Olur mu?" Bir süre daha birbirlerine baktıklarında Jisung ses etmemişti. Minho burunlarını daha da yaklaştırdığında öpmüştü yumuşak dudakları. Jisung buna da ses etmemişti bir süre. Ardından gözlerini kapatıp eşlik etmişti Minho'ya.
Minho ıslattığı dudaklardan çekilmişti.
"Kötü bir amacım yok Jisung. Onları ne kadar takmaya devam edersen seni o kadar çok mahvedecekler." Jisung Minho'nun daha fazla konuşmasına izin vermeyip dudaklarına sertçe kapanmıştı. Tutkulu bir şekilde öpüşüyorlardı.
Minho, Jisung'un bileklerini sıkan kuyruğunu gevşetmiş, ardından bileklerini bırakarak beline sarmış ve kendi bedenine yapıştırmıştı. Jisung serbest kalan ellerini Minho'nun omuzlarına yaslamıştı. Hafif gri ışığın olduğu ortamda dudaklarının aralarından çıkan sesler yankılanıyordu.
Nefessiz kalmaları sonucu ikisi de ayrıldığında birbirlerine baktılar. Kendilerini geri çekmemişlerdi. Minho, Jisung'un yanağına küçük öpücükler kondurmuş ve saçlarını koklamıştı.
"Çıkalım buradan." Demişti Jisung'un elini tutup. Şişmiş dudakları ve kızaran yanakları dışarıdan belli oluyordu. Minho'nun durumu da aynı şekildeydi.
Kapıyı açıp çıktıklarında Jisung'u bahçeye götürdü. Sonunda temiz hava almış ve içlerine çekmişlerdi.
"Teşekkür ederim Minho." Minho gülümsemişti. Jisung'un elini avucunun içinde sıkılaştırdığında Jisung da aynı şekilde sıkı sıkı tutmuştu onu.
O sırada yanlarına gelen birkaç adam ile odakları dağıldı.
"Han Jisung siz misiniz?" Jisung Minho'nun elini bırakmıştı.
"Evet, benim." Minho sorgular gibi adamlara baktığında siyah saçlı adam boynuna asılı olan iş kimliğini göstermişti.
"Ben polisim." Yanındaki iki adama işaret verdiğinde ikisi de Jisung'un yanına gelmişti. Jisung'un bileklerini tutup kelepçe taktılar.
Minho'nun gözleri kocaman açılırken polisin omzundan yakalamıştı. 'ne oluyor?' der gibi baktığında polis onun elini omzundan indirmişti.
"Ortak olabilir, onu da alalım." Minho'nun bileklerini tutup kelepçelemeye çalıştıklarında Minho kendini geri çekmişti. Jisung ne olduğunu anlamadığında polise seslenmişti.
"Önce ne olduğunu açıklar mısınız lütfen? Kimseyi böyle götüremezsiniz." Polis bizzat Jisung'un bileklerini yeniden tuttuğunda kelepçeleri sıkılaştırmıştı. O sırada Minho'yu zorla kelepçelemişlerdi bile.
"Uyuşturucu kaçakçılığından ve kullanımından tutuklusunuz."